Bugün 29 Ekim 2026… Takvimler, milletimizin tarihine altın harflerle yazılan büyük bir destanın 103’üncü yıl dönümünü gösteriyor.

Bugün, yalnızca bir bayramı kutlamıyoruz; bir milletin küllerinden yeniden doğuşunu, bağımsızlık uğruna gösterdiği eşsiz mücadeleyi ve geleceğini kendi iradesiyle belirleme kararlılığını selamlıyoruz.

Her 29 Ekim’de olduğu gibi bugün de kalbimizde aynı gurur, aynı heyecan ve aynı tarifsiz mutluluk var. Çünkü Cumhuriyet, bu milletin en zor şartlarda dahi bağımsızlığından vazgeçmeyeceğini bütün dünyaya ilan ettiği büyük bir tarihi kazanımdır.

Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil, milletimizin ortak hafızası, bağımsızlık iradesi ve gelecek kuşaklara bırakılan en kıymetli emanetlerden biridir.

Cumhuriyet, bir milletin yeniden ayağa kalkışıdır.

Tarih, bazı milletlerin yalnızca yaşadıkları olayları değil, insanlığın geleceğine yön veren mücadelelerini de kaydeder. Türk milletinin Milli Mücadele yıllarında ortaya koyduğu irade, işte böyle bir tarihi dönüm noktasıdır.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu’nun işgal edildiği, milletimizin bağımsızlığının tehlikeye girdiği o karanlık günlerde, umutsuzluğa teslim olmayan bir millet vardı.

Vatanını, bayrağını ve hürriyetini her şeyin üzerinde tutan bu millet, geleceğini başkalarının kararlarına bırakmayı reddetti.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başlayan Milli Mücadele, milletimizin bağımsız yaşama kararlılığını bütün dünyaya gösterdi.

Samsun’da atılan ilk adım, Amasya’da ortaya konulan irade, Erzurum ve Sivas kongrelerinde güçlenen milli birlik, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla kurumsal bir kimlik kazandı.

Ardından verilen Kurtuluş Savaşı, büyük fedakarlıklarla kazanıldı. Anadolu’nun dört bir yanında kadın, erkek, genç ve yaşlı demeden herkes bu mücadeleye omuz verdi. Kimi cephede savaştı, kimi cephaneyi taşıdı, kimi evindeki son lokmayı Mehmetçikle paylaştı.

Bu zafer, yalnızca askeri bir başarı değildi. Bu zafer, bir milletin kendi geleceğini belirleme hakkına sahip çıktığının tarihi ilanıydı.

Ve nihayet 29 Ekim 1923…

Türkiye Büyük Millet Meclisinde Cumhuriyet ilan edildi. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi. Böylece millet egemenliğini esas alan yeni bir dönemin kapıları açıldı.

O gün Ankara’dan yükselen karar, yalnızca bir devletin yönetim biçimini değiştirmedi; Türk milletinin geleceğine ilişkin güçlü bir iradeyi de ortaya koydu.

Cumhuriyetin anlamını kavramak için yalnızca geçmişe bakmak yetmez. Bugün sahip olduğumuz hakların, özgürlüklerin ve ortak geleceğimizin hangi tarihi mücadelelerin sonucunda şekillendiğini de hatırlamak gerekir.

Cumhuriyet, vatandaşların devlet yönetiminde söz sahibi olmasının temelini oluşturur. Hukukun üstünlüğü, eşit vatandaşlık, eğitimde fırsat eşitliği, düşünce ve ifade özgürlüğü ile demokratik katılım, Cumhuriyet idealinin yaşatılması gereken önemli değerleridir.

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Türkiye, çağdaş bir devlet olma yolunda önemli adımlar attı. Eğitimden hukuka, toplumsal hayattan ekonomiye kadar pek çok alanda gerçekleştirilen dönüşümler, yeni devletin geleceğe ilişkin hedeflerini ortaya koydu.

Elbette 103 yıllık Cumhuriyet tarihi, yalnızca başarıların ve sevinçlerin tarihi değildir. Bu süreçte ülkemiz zorluklarla, ekonomik sıkıntılarla, toplumsal sorunlarla ve çeşitli sınavlarla da karşılaştı.

Ancak bütün bu dönemlerde Cumhuriyetin temel dayanaklarından biri, milletimizin ortak geleceğe sahip çıkma iradesi oldu.

Bugün bizlere düşen görev, Cumhuriyetin kazanımlarını yalnızca törenlerde anmak değil, onları hukukla, demokrasiyle, adaletle, bilimle ve ortak sorumluluk bilinciyle güçlendirmektir.

Çünkü Cumhuriyet, geçmişten devralınan bir miras olduğu kadar, her kuşağın yeniden emek vermesi gereken canlı bir ortaklıktır.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anmadan 29 Ekim’in anlamını tam olarak ifade etmek mümkün değildir.

Atatürk, milletimizin bağımsızlık mücadelesine önderlik etmiş, Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte egemenliğin millete ait olduğu yeni bir devlet düzeninin temellerini atmıştır.

Onun Cumhuriyet anlayışının merkezinde, milletin kendi kaderine sahip çıkması ve Türkiye’nin çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması hedefi bulunuyordu.

Ancak bu büyük tarihi başarı, tek bir kişinin değil, bütün bir milletin ortak mücadelesinin eseriydi. Cephede mücadele eden askerlerimiz, Millî Mücadele’ye destek veren kadınlarımız, fedakar Anadolu insanı ve bağımsızlık uğruna her şeyini ortaya koyan bütün kahramanlarımız, bu tarihin ayrılmaz parçalarıdır.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere silah arkadaşlarını, Millî Mücadele kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi bugün bir kez daha rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti, farklılıklarına rağmen aynı vatanın geleceğinde buluşan milyonların ortak evidir.

Bu topraklarda yaşayan her vatandaşın huzuru, güvenliği, onuru ve geleceğe dair umudu, ülkemizin ortak meselesidir.

Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle ve farklı kökenlerden gelen bütün vatandaşlarımızla aynı bayrağın altında yaşama iradesi, toplumsal birlikteliğimizin en büyük parçasıdır.