İstanbul… Türkiye’nin kalbi, milyonların yaşam mücadelesi verdiği, hayatın gece gündüz durmadığı o büyük şehir…
Bu kez sokaklarında insan seli değil, yağmur suları akıyor. Caddelerinde hayatın telaşı değil, felaketin izleri görülüyor. Gökyüzünden yağan yağmur, ne yazık ki İstanbul’un üzerine yalnızca su değil, yüreklerimizi yakan bir acı da bıraktı.
Son 84 yılın en yoğun yağışını yaşayan mega kentte hayat adeta durdu. Yollar göle döndü, araçlar sular altında kaldı, evleri ve iş yerlerini su bastı.
Ulaşım aksadı, bazı bölgelerde elektrik kesintileri yaşandı. Birçok vatandaşımız mahsur kalırken ekipler, insanları kurtarabilmek için gece gündüz demeden mücadele etti.
Ancak bütün bu tablonun içinde bizi en çok yaralayan, kaybedilen canlar oldu.
Çünkü hiçbir felaketin bilançosu yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Her can kaybının arkasında yarım kalan bir hayat, gözü yaşlı bir aile ve tarifsiz bir acı vardır.
İstanbul Valiliğinin açıklamasına göre üç vatandaşımız hayatını kaybetti, dört vatandaşımız için ise kayıp bilgisi paylaşıldı. Bu haberleri okurken insanın yüreği sızlıyor. Birkaç saat öncesine kadar kendi hayatının telaşında olan insanlar, bir anda büyük bir felaketin ortasında kaldı.
Geride ise sevdiklerini bekleyen aileler, umutla gelecek güzel bir habere kulak kesilen yakınlar kaldı.
Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum. Kayıp vatandaşlarımızın sağ salim bulunmasını, yaralıların bir an önce iyileşmesini ve afetten etkilenen bütün vatandaşlarımızın bu zor günleri en az zararla atlatmasını temenni ediyorum. Rabbim herkesin yardımcısı olsun.
İstanbul’un yaşadığı bu felaket, hepimizin ortak acısıdır. Böylesine yoğun bir yağışın sonuçlarını yalnızca hava şartlarıyla açıklayıp geçemeyiz. Elbette doğanın gücü karşısında çaresiz kaldığımız anlar olabilir.
Ancak afetlere karşı hazırlıklı olmak, altyapıyı güçlendirmek, yağmur suyu tahliye sistemlerini geliştirmek ve riskli bölgelerde gerekli önlemleri zamanında almak hayati önem taşıyor.
Çünkü afetleri her zaman önleyemeyebiliriz ama doğru planlama, güçlü altyapı ve zamanında müdahaleyle yaşanabilecek zararları azaltabiliriz. Bugün yaşananlar, şehirlerimizin afetlere karşı ne kadar hazırlıklı olması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin açıkladığı üzere, mahsur kalan binlerce vatandaşımız ekiplerin çalışmalarıyla kurtarıldı. Sahada görev yapan kamu personeline, arama kurtarma ekiplerine, sağlık çalışanlarına ve vatandaşların yardımına koşan herkese teşekkür etmek gerekiyor. Zor zamanlarda insan hayatını kurtarmak için verilen her mücadele, takdiri hak ediyor.
Şimdi yapılması gereken, İstanbul’da yaraları el birliğiyle sarmaktır. Evleri zarar gören, iş yerleri su altında kalan, ulaşım ve günlük yaşam konusunda mağduriyet yaşayan vatandaşlarımız yalnız bırakılmamalıdır.
Yetkililerin uyarıları dikkate alınmalı, yağışların devam etmesi nedeniyle zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmamalıdır. Hiçbir iş, hiçbir yolculuk insan hayatından daha değerli değildir.
İstanbul yalnızca İstanbul’da yaşayanların değil, hepimizin ortak değeridir. Bu şehrin yaşadığı acı, ülkemizin dört bir yanında hissedilir. Bugün bize düşen, felaketten etkilenen vatandaşlarımızın yanında olmak, dayanışmayı büyütmek ve benzer acıların tekrar yaşanmaması için gerekli dersleri çıkarmaktır.
İstanbul’a geçmiş olsun Türkiye!
Dileğimiz, yağmurun dinmesi, kayıp vatandaşlarımızdan güzel haberler alınması ve hayatın yeniden normale dönmesidir. Rabbim ülkemizi selden, afetten ve her türlü felaketten korusun.
Sular çekilir, yollar yeniden açılır, şehirler yeniden ayağa kalkar. Ancak kaybedilen canların yeri hiçbir zaman dolmaz. Bugün İstanbul için dua etme, acıları paylaşma ve yaraları birlikte sarma günüdür.
Çünkü bir şehir ağlıyorsa, o şehrin acısı hepimizin yüreğine düşer.