Türkiye, sonbaharın son günlerinde kışın habercisi olan yağışlarla karşı karşıya.
Hava sıcaklıkları düşüyor, rüzgarın şiddeti artıyor, sağanak yağışlar etkisini hissettiriyor.
Ancak her kuvvetli yağışın ardından aynı manzaralarla karşılaşmak, üzerinde ciddiyetle durmamız gereken önemli bir soruyu yeniden gündeme getiriyor. Şehirlerimiz yağmura ne kadar hazır?
İstanbul’da dün etkisini artıran sağanak yağışlar, bu sorunun ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Sarıyer başta olmak üzere kentin çeşitli noktalarında yolların suyla kaplanması, araçların su birikintileri arasında ilerlemekte zorlanması ve günlük yaşamın olumsuz etkilenmesi, şehir altyapısının önemini bir kez daha ortaya koydu.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve ilgili kurumlar günler öncesinden kuvvetli yağış, ani sel, su baskını ve fırtına riskine dikkat çekmişti.
Vatandaşlar uyarılmış, tedbirli olmaları istenmişti. Peki, belediyelerimiz bu uyarılara ne kadar hazırlanıyor? Yağmurun şiddetini artırdığı saatlerde şehirlerimizin altyapısı bu yükü kaldırabilecek durumda mı? diye hiç mi plan yapmıyor? Anlamak mümkün değil.
Asıl üzerinde durmamız gereken mesele budur! Yağmur, hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Toprağa can verir, barajları besler, tarımsal üretime katkı sağlar. Ancak şehirlerde yeterli altyapı bulunmadığında, yağmur bereket olmaktan çıkıp vatandaşın günlük hayatını felç eden bir soruna dönüşür.
Her kuvvetli yağışta yolların göle dönmesi, alt geçitlerde su birikmesi, rögarların taşması ve araçların ilerlemekte güçlük çekmesi, yalnızca meteorolojik koşullarla açıklanamaz.
Elbette iklim değişikliğinin etkisiyle kısa sürede yoğun yağışların görülmesi, şehirler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Fakat tam da bu nedenle şehirlerin altyapısını günümüzün iklim koşullarına göre yeniden değerlendirmek gerekiyor.
Yıllar önce yapılan altyapı hesapları, bugünün yoğun yapılaşması ve değişen yağış düzeni karşısında yetersiz kalabilir.
Betonlaşmanın artması, yeşil alanların azalması, suyun toprağa ulaşabileceği yüzeylerin daralması ve yağmur suyu hatlarının yeterince güçlendirilmemesi, sorunu daha da büyütebilir. Dolayısıyla mesele yalnızca yağmurun ne kadar yağdığı değil, şehirlerimizin bu yağışı nasıl karşıladığıdır.
Bir şehir, yağmur yağdığında hayatı durma noktasına geliyorsa orada yalnızca hava koşullarını değil, planlamayı, altyapıyı ve hazırlık süreçlerini de konuşmak zorundayız.
Buradan İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanındaki bütün belediyelere açık bir çağrıda bulunmak istiyorum. Yağmur yağdıktan sonra müdahale etmek elbette önemlidir. Ancak asıl başarı, yağmur başlamadan önce gerekli önlemleri almaktır.
Belediyecilik yalnızca yollar yapmak, kaldırımları yenilemek, parklar düzenlemek ve şehrin görüntüsünü güzelleştirmek değildir. Belediyecilik, aynı zamanda vatandaşın güvenliğini sağlamak, olası afetlere karşı hazırlıklı olmak ve kamu kaynaklarını toplumun gerçek ihtiyaçları doğrultusunda kullanmaktır.
Kış mevsimi yaklaşırken bütün belediyelerimiz vakit kaybetmeden kapsamlı bir hazırlık çalışması yürütmelidir.
Öncelikle yağmur suyu kanalları, mazgallar ve rögarlar kontrol edilmeli, yaprak, çöp, çamur ve benzeri nedenlerle tıkanan noktalar temizlenmelidir. Dere yatakları ve suyun tahliye edildiği güzergahlar incelenmeli, taşkın riski taşıyan bölgelerde gerekli teknik çalışmalar hızlandırılmalıdır.
Özellikle alt geçitler, kavşaklar, bodrum katların yoğun olduğu bölgeler, dere yataklarına yakın yerleşim alanları ve geçmiş yıllarda su baskını yaşanan mahalleler öncelikli risk alanları olarak değerlendirilmelidir.
Yağmur suyu hatlarının kapasitesi ölçülmeli, yetersiz kalan bölgelerde kalıcı altyapı yatırımları planlanmalıdır. Gerektiğinde yeni tahliye hatları oluşturulmalı, mevcut sistemler güçlendirilmeli ve suyun güvenli biçimde uzaklaştırılması sağlanmalıdır.
Bu çalışmalar yalnızca kağıt üzerinde kalmamalıdır. Sahada denetlenmeli, eksikler tespit edilmeli ve sonuçları takip edilmelidir.
Çünkü vatandaşın beklentisi, yağmur başladıktan sonra yapılan açıklamalar değil, yağmur başlamadan önce alınan tedbirlerdir.
Şehirlerin gerçek gücü yalnızca yüksek binalarıyla, geniş caddeleriyle veya modern meydanlarıyla ölçülmez. Bir şehrin gerçek gücü, en zor hava koşullarında bile hayatın ne kadar güvenli ve düzenli devam edebildiğiyle ölçülür.
Yer altında çalışan yağmur suyu kanalları, drenaj sistemleri, kanalizasyon altyapısı ve su tahliye hatları çoğu zaman görünmez. Ancak vatandaşın güvenliği açısından bu sistemlerin önemi, en gösterişli projelerden çok daha büyük olabilir.
Bir caddeye yapılan yatırım gözle görülür. Bir meydanın yenilenmesi hemen fark edilir. Oysa yer altındaki bir altyapı hattının güçlendirilmesi, çoğu zaman kimsenin dikkatini çekmez. Buna rağmen yoğun yağış sırasında bir mahallenin sular altında kalmasını önleyebilecek olan, işte o görünmeyen yatırımdır.
Bu nedenle belediyeler bütçe planlamalarında altyapıyı ertelememeli, yağmur suyu yönetimini geçici bir çalışma olarak görmemeli ve kalıcı çözümlere öncelik vermelidir.
İstanbul’da yaşananlar elbette büyük bir metropolün karşı karşıya kaldığı sorunları gözler önüne seriyor. Ancak bu mesele yalnızca İstanbul’un meselesi değildir.
Ankara’dan İzmir’e, Diyarbakır’dan Bursa’ya, Antalya’dan Karadeniz’in kıyı kentlerine kadar bütün şehirlerimiz, mevsimsel ve ani yağış risklerine karşı hazırlıklı olmak zorundadır.
Bir yağışın ardından sular altında kalan bir caddeyi yalnızca trafik sorunu olarak değerlendiremeyiz. O yolda ilerlemeye çalışan bir sürücünün, işe yetişmeye çalışan bir vatandaşın, okuluna gitmek isteyen bir öğrencinin ve evinde güvenlik endişesi yaşayan bir ailenin karşı karşıya olduğu riskleri de görmek zorundayız.
Şehirlerimizi geleceğe hazırlamak istiyorsak günü kurtaran uygulamalardan vazgeçmeliyiz. Bir sorun ortaya çıktığında geçici müdahaleler yapmak yerine, o sorunun neden tekrarlandığını araştırmalı ve kalıcı çözümler üretmeliyiz.
İstanbul’da yaşanan sağanak yağışlar, hepimize önemli bir ders vermelidir. Doğanın gücünü küçümseyemeyiz, ancak bilimsel planlama, güçlü altyapı ve zamanında alınan önlemlerle şehirlerimizi çok daha dirençli hale getirebiliriz.
Bugün atılacak bir adım, yarın yaşanabilecek büyük bir sorunun önüne geçebilir. Bugün temizlenecek bir mazgal, güçlendirilecek bir tahliye hattı, yeniden düzenlenecek bir drenaj sistemi ve doğru planlanacak bir yerleşim alanı, gelecekte yaşanabilecek zararları azaltabilir.
Buradan bütün belediye başkanlarına, ilgili kurumlara ve yerel yönetim yetkililerine bir kez daha seslenmek istiyorum.
Kış kapıya dayandı. Yağmurun şiddetini artırmasını beklemeyin. Ekiplerinizi sahaya çıkarın, altyapınızı denetleyin, eksiklerinizi giderin ve riskli bölgelerde çalışmalarınızı hızlandırın.
Yağmur yağmadan önlem alın. Çünkü ihmalin bedelini bazen bir şehir, bazen binlerce insan öder.