Bazı geceler vardır, takvim yapraklarında sadece bir tarih değildir. Bir milletin hafızasına kazınan, nesiller boyunca anlatılacak bir destana dönüşür.

O gece bende Ankara’daydım. Dönemin Diyarbakır Milletvekillerinden Oya Eronat ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi çevresinde yaşanan tarihi anlara tanıklık ettim. Siren sesleri, alçaktan uçan savaş uçakları, peş peşe gelen patlamalar, gökyüzünü aydınlatan ateş topları ve her şeye rağmen geri adım atmayan insanların kararlılığı… O anlarda hepimiz aynı duyguyu yaşıyorduk.. Bu vatan teslim edilemezdi.

15 Temmuz 2016 da işte böyle bir geceydi. O gece yalnızca bir darbe girişimi püskürtülmedi. O gece bir millet, bağımsızlığının, demokrasisinin ve devletinin sahipsiz olmadığını bütün dünyaya haykırdı.

Tankların önüne yatan insanlar…

Kurşunların üzerine yürüyen gençler…

Ezanların susturulmasına izin vermeyen yürekler…

Bayrağını yere düşürmeyen milyonlar…

İşte 15 Temmuz’un gerçek kahramanları onlardı. Aradan tam on yıl geçti.

Ancak o gece yaşanan acılar da, kahramanlıklar da hala ilk günkü kadar tazedir.

FETÖ, yıllar boyunca kendisini eğitim, yardım, diyalog ve hizmet kisvesi altında gizlemeye çalıştı. Devletin kurumlarına sızdı.

Milletin vergileriyle yetişen kadroları kendi karanlık emelleri için kullandı.

İnsanların inançlarını istismar etti. Gençlerin umutlarını çaldı. En acısı da bu milletin ekmeğini yiyip, suyunu içip, aynı bayrağın altında yaşadığı halde, günü geldiğinde silahını kendi milletine çevirmekten çekinmedi.

15 Temmuz gecesi Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ihanetlerinden biri yaşandı.

Milletin uçakları milleti bombaladı.

Milletin tankları milletin üzerine sürüldü.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalandı.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi hedef alındı.

Emniyet teşkilatı saldırıya uğradı.

Sokaklarda masum insanlar kurşunlandı.

253 vatandaşımız şehit oldu.

Binlerce insanımız gazi oldu. Fakat hesap edemedikleri bir gerçek vardı. Karşılarında sadece bir devlet değil… Karşılarında teslim olmayan bir millet vardı.

15 Temmuz gecesi bu aziz millet, Çanakkale ruhunun ölmediğini gösterdi. Kurtuluş Savaşı’nın imanını yeniden diriltti. O gece siyasi görüşler ikinci plandaydı. Kimsenin partisi sorulmadı.

Kimsenin mezhebi sorulmadı. Kimsenin etnik kökeni sorulmadı. Sadece tek bir soru vardı; “Bu vatanı savunacak mıyız?”

Ve milyonlar aynı cevabı verdi. “Evet.” İşte bu cevap Türkiye’nin kaderini değiştirdi.

Bugün 15 Temmuz Destanı’nın onuncu yılındayız. Bu yıl “İrade Bizim, Zafer Bizim” temasıyla Türkiye’nin dört bir yanında gerçekleştirilecek anma programları, yalnızca geçmişi hatırlamak için değil, geleceğe güçlü bir demokrasi bilinci bırakmak için de büyük anlam taşıyor.

Ankara’da Başkent Millet Bahçesi’nde on binler bir araya gelecek.

İstanbul Boğazı’nda bin 500 dron gökyüzüne Türk bayrağını ve “İrade Bizim, Zafer Bizim” mesajını işleyecek.

Kızılay Meydanı’nda kurulacak Dijital Zaman Tüneli, o karanlık geceden aydınlık sabaha uzanan mücadeleyi yeni nesillere aktaracak.

Üsküdar Meydanı’nda kurulacak Sessiz Tanıklık Enstalasyonu, 253 şehidimizin aziz hatırasını yaşatacak.

Hatıra Ağacı’nda vatandaşların yazacağı her cümle, ortak hafızamızın yeni bir yaprağı olacak.

Havalimanlarında açılacak fotoğraf sergileri, raylarda dolaşacak demokrasi trenleri ve 81 ilde kurulacak anma çadırları, milletimizin ortak vicdanını diri tutacak.

Çünkü unutulan ihanetler, tekrar etmeye en yakın tehlikelerdir.

FETÖ yalnızca bir terör örgütü değildir. FETÖ; güveni istismar eden, dini çıkarlarına alet eden, insanları kandıran, devletin içine sinsice sızan ve zamanı geldiğinde kendi milletine silah doğrultan karanlık bir ihanet yapılanmasıdır.

Bu gerçeği unutmamak ve unutturmamak, hepimizin ortak sorumluluğudur. Hukuk içinde verilen mücadele kadar toplumsal hafızanın canlı tutulması da büyük önem taşımaktadır.

Çünkü demokrasi ancak onu korumaya kararlı toplumlarla yaşayabilir.

Bugün şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Gazilerimize minnetimizi sunuyoruz.

Onlar sayesinde bugün özgürce konuşabiliyor, özgürce yazabiliyor ve al bayrağımızın gölgesinde huzurla yaşayabiliyoruz.

Onların fedakarlığı, bu milletin en büyük emanetlerinden biridir.

Bu emaneti korumanın yolu ise birlikten, beraberlikten, hukukun üstünlüğünden, demokrasiden ve milli iradeye sahip çıkmaktan geçmektedir.

Çünkü tarih bize defalarca göstermiştir ki, bu topraklarda hiçbir ihanet, millet iradesinden daha güçlü olmamıştır.

Ve olmayacaktır. Allah bir daha bu millete böyle karanlık geceler yaşatmasın.

Rabbim, ay yıldızlı bayrağımızı sonsuza kadar göklerde dalgalandırsın, devletimizi payidar, milletimizi birlik ve beraberlik içinde daim eylesin.

Aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve dualarla yad ediyor; kahraman gazilerimize sağlıklı ve huzurlu ömürler diliyorum.

Çünkü bu destanın adı millettir.

Bu destanın adı Türkiye’dir.

Ve bu destan, sonsuza kadar “İrade Bizim, Zafer Bizim” diyerek yaşamaya devam edecektir.