Uğur Mumcu dosyası yeniden açılırken Türkiye, adaletin gecikmiş hesabını bekliyor.
Bazı cinayetler sadece bir insanın yaşamını sonlandırmaz.
Bir ülkenin hafızasında derin yaralar açar, devletin adalet mekanizmasına olan güvenini sorgulatır ve yıllar geçse de cevabı verilemeyen sorular bırakır.
24 Ocak 1993’te Ankara’da evinin önünde otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitiren gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun suikastı da Türkiye’nin en karanlık dosyalarından biri olarak tarihe geçti.
Aradan tam 33 yıl geçti.
Ancak, sorular bitmedi.
Bugün Adalet Bakanlığı’nın dosyayı yeniden incelemeye alması, yalnızca hukuki bir gelişme değil, aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihindeki en önemli faili meçhul cinayetlerden biriyle yeniden yüzleşme fırsatı olarak görülüyor.
Bu gelişme, “Acaba bu kez gerçeklere ulaşılabilecek mi?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Dosyanın yeniden ele alınmasıyla birlikte, olayın perde arkasına ilişkin yıllardır dile getirilen farklı iddialar da tekrar tartışılıyor. Uğur Mumcu’nun ailesi, avukatları ve bazı tanıkların yıllar içerisinde dile getirdiği uluslararası bağlantı iddiaları, uzaktan kumandalı patlayıcı düzenek tezleri ve farklı istihbarat yapılanmalarına ilişkin öne sürülen değerlendirmeler yeniden kamuoyunun gündemine taşınıyor.
Ancak bu iddiaların önemli bir bölümünün yargı kararıyla kesinleşmediğini hatırlatmak gerekir. Gerçeklerin ortaya çıkarılması ise ancak bağımsız ve kapsamlı bir yargısal süreçle mümkün olabilir.
Uğur Mumcu, yaşamı boyunca araştıran, sorgulayan ve belgelerle konuşan bir gazeteciydi.
Terör örgütlerinden yasa dışı silah ticaretine, karanlık para ilişkilerinden uluslararası bağlantılara kadar birçok konuda yaptığı araştırmalar nedeniyle kamuoyunun yakından takip ettiği isimlerden biri oldu.
Öldürüldüğünde üzerinde çalıştığı dosyalar da yıllardır tartışmaların merkezinde yer aldı.
Bugün yeniden açılan dosya, yalnızca geçmişi aydınlatmak için değil, geleceğe bırakılacak adalet mirası açısından da büyük önem taşıyor.
Çünkü adaletin gecikmesi, toplum vicdanında kapanmayan yaralar bırakır. Türkiye, geçmişte birçok faili meçhul cinayet yaşadı. Gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler ve aydınlar hedef alındı.
Bir kısmının failleri bulundu, bir kısmı ise hala karanlıkta. İşte bu nedenle Uğur Mumcu dosyasında atılacak her yeni adım, yalnızca bir cinayet soruşturmasının ilerlemesi anlamına gelmeyecek, aynı zamanda hukukun üstünlüğüne duyulan güven açısından da önemli bir sınav olacaktır.
Adalet Bakanlığı’nın yürüttüğü inceleme kapsamında Mumcu ailesiyle gerçekleştirilecek görüşmeler ve dosyada değerlendirilecek yeni bilgi ve belgeler, soruşturmanın seyrini etkileyebilir.
Toplumun beklentisi ise nettir. Varsa yeni deliller ortaya çıkarılsın. Varsa yeni tanıklar dinlensin. Varsa eksik bırakılan soruşturmalar tamamlansın.
Hiçbir iddia peşinen doğru kabul edilmeden, hiçbir ihtimal de peşinen göz ardı edilmeden gerçekler hukukun ışığında ortaya çıkarılsın.
Çünkü adalet, varsayımlarla değil, delillerle tecelli eder. Otuz üç yıl sonra yeniden açılan bu sayfa, belki de Türkiye’nin yakın tarihindeki en önemli hesaplaşmalardan birine dönüşebilir.
Bu dosyanın sonucunda kim suçlanır, hangi gerçekler ortaya çıkar, bunu zaman gösterecek.
Ancak değişmeyen tek gerçek şudur.
Bir gazetecinin kalemi susturulmuş olabilir. Fakat gerçeği arama mücadelesi susturulmamalıdır. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, söylentilerin çoğalması değil, gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasıdır.
Eğer 33 yıllık bu dosya gerçekten aydınlatılabilirse, yalnızca Uğur Mumcu’nun ailesi değil, adalet bekleyen milyonlarca insan da vicdanen bir nebze olsun rahatlayacaktır.
Çünkü bazı dosyalar sadece mahkeme salonlarında değil, milletin ortak hafızasında da görülür.
Ve bazı davalar, zaman aşımına uğramasa da vicdanlarda hiç kapanmaz.
Bugün yeniden açılan bu dosya, Türkiye için sadece geçmişe bakmak değil, hukukun üstünlüğüne olan inancı güçlendirmek adına da önemli bir fırsattır.
Temennimiz, bu sürecin hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde, hiçbir önyargıya kapılmadan, yalnızca somut deliller ve adil yargılama esas alınarak yürütülmesi ve kamuoyunun yıllardır beklediği sorulara tatmin edici cevapların bulunabilmesidir.