MERVE ÖZBEY’İN hikayesinde
manşet olacak “12” BU MUYDU?

Bu hafta önüme düşen bir magazin haberinin başlığını okuduğumda
küçük çaplı bir akıl tutulması yaşadım.
Merve Özbey 12 kilo vermişti.
Başlıklar peş peşe geliyordu.
“Fazla kilolarıyla başı dertteydi!”
“12 kilo verdi.”
“Zayıflama sırrını açıkladı.”
“Zayıflama iğnesi itirafı.”
Bir kadın yine tartıya çıkarılmış, rakamı bulunmuş, manşeti hazırlanmıştı.
Merak edip haberleri okudum.

Sonra haberleri kapatıp Merve Özbey’in hikayesine baktım.
İşte asıl şaşkınlığım o zaman başladı.
Çünkü bu kadının hayatında manşete taşınacak bir “12” aranıyorsa, bana kalırsa yanlış 12 bulunmuştu!!.
Merve Özbey 12 kilo verdi, evet.
Ama Merve Özbey aynı zamanda tam 12 yıl vokalistlik yaptı.
Ben olsaydım manşeti oradan atardım.
12 yıl başkalarının arkasında söyledi, sonra milyonlar onun şarkılarını söyledi.
Çünkü bu cümlenin arkasında gerçekten bir hikaye var.
İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda okuyan, bir yandan eğitimine devam edip bir yandan sahnelerde vokalistlik yapan genç bir kadın…
Ve bir gün cebinde yalnızca otobüs parasıyla evden çıkıyor.
Nasıl olsa çalışacak, parasını alacak ve evine dönecek.
Fakat gittiği iş iptal oluyor.
Cebinde eve dönecek para bile kalmıyor.
Bir arkadaşını arıyor.
Arkadaşı onu o gece Utku’nun sahne aldığı mekana çağırıyor.
Utku rahatsız, vokalisti yok.
Merve sahneye çıkıyor.
Ve o gece onu dinleyenlerin arasında Ebru Gündeş var.
Gündeş birkaç şarkı daha söylemesini istiyor.
Ardından yanına çağırıyor.
Ve Merve Özbey’in hayatının yönü değişiyor.
Bazen bir insanın hayatı gerçekten bir otobüs parasıyla, bir telefonla ve hiç hesapta olmayan bir geceyle değişebiliyor….
Sonrası yıllarca sahnenin arkası…
Ebru Gündeş…
Demet Akalın…
Bengü…
Ve daha pek çok isim.
Tam 12 yıl!!!!
Sonra Erdem Kınay’la yollarının kesişmesi…
“Duman”…
“Helal Ettim”…
Ve nihayet kendi adıyla, kendi sesiyle “Yaş Hikayesi”…
Arkasından “Vuracak”, “Yaramızda Kalsın”, “Kül” ve bugün milyonların daha ilk notalarında tanıdığı o ses.
Şimdi tekrar soruyorum:
Merve Özbey’in hikayesinde konuşulacak “12” gerçekten 12 kilo muydu?
Elbette bir insanın fiziksel değişimi haber olabilir.
Elbette gazeteci sorabilir.
Üstelik Merve Özbey de saklamıyor.
Yaklaşık 12 kilo verdiğini, ilk 5-6 kiloyu doktor kontrolünde bir iğneyle verdiğini açıkça söylüyor. Yaklaşık bir yıldır kullanmadığını, sonrasında beslenme düzeninin, çocukların ve konser temposunun etkili olduğunu anlatıyor.
Yani burada eleştirdiğim şey Merve Özbey’in kilosunun haber olması değil.
Benim takıldığım başka bir şey
Bir kadının hayatından hangi cümleyi büyütmeyi seçiyoruz?
Çünkü kadın söz konusu olduğunda başarıyı anlatırken kelimelerimiz azalıyor, bedeni anlatırken başlıklarımız büyüyor.
Kilo alıyor:
“Kendini bıraktı.”
Kilo veriyor:
“Nasıl zayıfladı?”
Yaş alıyor:
“Eski halinden eser yok.”
Doğum yapıyor:
“Kilolarından kurtuldu mu?”
Estetik yaptırıyor:
“Son hali şaşırttı.”
Yaptırmıyor:
“Çöktü.”
Sonra aynı kadınlara dönüp
“Kendinizle barışık olun.”
diyoruz.
Nasıl?
Üstelik Merve Özbey’in hikayesinde tartının ölçemeyeceği başka ağırlıklar da var.
İlk çocuğuna hamileyken, altı buçuk aylık hamile olduğu dönemde babasını kaybediyor.
Ardından bebeği 29. haftada dünyaya gelmeye çalışıyor.
Dört-beş hafta boyunca bebeğine zarar gelmesin diye neredeyse yalnızca temel ihtiyaçları için ayağa kalkıyor.
Sonra bir kontrol için hastaneye gidiyor ve bebeğinin gelişiminin durduğu anlaşılınca kısa süre sonra apar topar doğuma alınıyor.
Elif Özüm dünyaya geliyor.
Bir süre sonra ikinci kez anne oluyor.
Oğlu Emir’i kucağına alıyor
İkinci hamileliğinin sekizinci ayında bile sahneye çıkıyor; doğumdan yaklaşık üç ay sonra yeniden mikrofonunun başına dönüyor
Bugün de iki çocuk, ev, hayat ve yoğun konser takvimi arasında çalışmaya devam ediyor…
İşte ben Merve Özbey’in hikayesine baktığımda önce bunları görüyorum
Bir kadının kaç kilo verdiğini değil;
kaç yükü aynı anda taşıyabildiğini!!
Ve galiba mesele yalnızca Merve Özbey de değil.
Mesele biraz biziz.
Bir kadın karşımıza çıktığında gözümüzün ilk nereye gittiği…
Bedenine mi?
Yaşına mı?
Kilosuna mı?
Yüzüne mi?
Yoksa hikayesine mi?
Çünkü Merve Özbey bugün 12 kilo vermeseydi de aynı Merve Özbey’di.
Sesi daha mı kötüydü?
Hayır.
12 kilo verince daha mı yetenekli oldu?
Hayır.
Yıllarca verdiği emek tartının ibresi aşağı indiğinde mı kıymetlendi?
Elbette hayır.
O halde belki de artık kadınları anlatırken kullandığımız teraziyi değiştirmemizin zamanı gelmiştir.
Kaç kilo verdiğini sormadan önce kaç yıl emek verdiğine…
Kaç beden küçüldüğünü hesaplamadan önce kaç kez büyümek zorunda kaldığına…
Yüzünde neyin değiştiğine bakmadan önce hayatında nelerin değiştiğine…
Ve “son hali”ni konuşmadan önce o hale gelene kadar geçtiği yollara bakabiliriz.
Ben bu hafta Merve Özbey’e baktım.
Konservatuvar öğrencisini gördüm.
Cebinde yalnızca otobüs parası kalan genç kızı gördüm.
Sahnenin arkasında 12 yıl şarkı söyleyen vokalisti gördüm.
Bir gece Ebru Gündeş’in dikkatini çeken sesi gördüm.
Sonra sahnenin önüne yürüyen kadını…
Babasını kaybeden evladı…
İki çocuk büyüten anneyi…
Ve bütün bunların arasında hala mikrofonunu eline alıp işini yapan sanatçıyı gördüm.
Sonra dönüp o manşete bir kez daha baktım:
“12 kilo verdi.”
Hayır.

Merve Özbey’in hikayesinde beni şaşırtan rakam bu değil.
Benim manşetim hala aynı:
12 yıl başkalarının arkasında söyledi.
Sonra milyonlar onun şarkılarını söyledi.
Belki de bir kadına bakarken tartıyı değil, hikayesini okumaya başladığımız gün gerçekten değişmiş olacağız.