Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en önemli eşiklerinden birinden geçiyor.
Kırk yılı aşkın süredir milletimizin canını yakan, binlerce insanımızın hayatına mal olan, ekonomimizden sosyal hayatımıza kadar ülkemizin enerjisinden geleceğine kadar ağır bedeller ödeten terör meselesinin sona erdirilmesi yolunda tarihi bir adım daha atıldı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, yalnızca bir kanun değişikliği değildir.
Bu adım, Türkiye’nin yıllardır taşıdığı ağır bir yükten kurtulma iradesinin hukuki zemine taşınmasıdır.
Bu nedenle bugün, siyasi hesapların ötesinde, Türkiye’nin geleceği açısından bakılması gereken tarihi bir süreçten söz ediyoruz.
TBMM Genel Kurulu’nda ortaya çıkan geniş kabul, Türk siyasetinin farklı kesimlerinin Türkiye’nin ortak meselelerinde buluşabileceğini göstermesi bakımından son derece önemlidir.
468 kabul oyuyla yasalaşan düzenleme, millet iradesinin tecelligahı olan Meclis çatısı altında ortaya çıkan güçlü bir ortak iradenin göstergesidir. Elbette farklı siyasi partilerin farklı görüşleri olabilir.
Elbette eleştiriler, çekinceler ve farklı değerlendirmeler olacaktır. Demokrasi zaten bunların varlığıyla güçlenir. Ancak söz konusu olan Türkiye’nin huzuru, güvenliği, birlik ve beraberliği olduğunda ortak paydanın büyütülmesi; siyasi farklılıkların ise Türkiye’nin ortak geleceğinin önüne geçirilmemesi gerekir.
Bugün yapılması gereken tam da budur. Bu sürecin siyasi irade bakımından en dikkat çekici taraflarından biri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından ortaya konulan kararlı tutumdur.
Özellikle Sayın Bahçeli’nin yıllardır terör meselesinin Türkiye’nin gündeminden çıkarılması, silahların tamamen susması ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi yönündeki çağrıları, bugün gelinen noktadan bağımsız düşünülemez.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devlet yönetimindeki sorumluluğu ve sürecin Türkiye’nin güvenliği, birlik ve bütünlüğü içerisinde yürütülmesine yönelik siyasi iradesi de bu dönemin önemli unsurlarından biridir.
Burada kişisel veya siyasi övgüden ziyade bir gerçeğin altını çizmek gerekir: Böylesine ağır ve tarihi bir meselenin çözümü, kararlı siyasi irade olmadan mümkün değildir.
Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Sayın Devlet Bahçeli’ye, DEM Parti’ye, süreçte sorumluluk üstlenen siyasetçilere, TBMM çatısı altında katkı sunan milletvekillerine ve devlet kurumlarında büyük bir titizlikle görev yapan herkese teşekkür etmek gerekir.
Terörle mücadele denildiğinde akla yalnızca güvenlik politikaları gelmemeli. Bu ülke çok ağır bedeller ödedi. Askerlerimizi, polislerimizi, öğretmenlerimizi, sağlık çalışanlarımızı, vatandaşlarımızı kaybettik.
Anneler evlatlarını, çocuklar babalarını, eşler hayat arkadaşlarını kaybetti.
Dolayısıyla bugün terörsüz Türkiye hedefinden söz ederken geçmişte hayatını kaybedenlerin hatırasını asla unutmadan hareket etmek gerekir.
Şehitlerimizin aziz hatırasına en büyük saygı, yeni nesillerin aynı acıları yaşamayacağı bir Türkiye inşa etmektir.
Terörün sona ermesi, şehitlerimizin fedakarlığını unutmak değildir. Tam tersine, onların uğruna mücadele ettiği vatanın daha huzurlu, daha güvenli ve daha güçlü bir geleceğe taşınmasıdır.
Türkiye’nin en büyük gücü, farklılıklarına rağmen ortak bir kaderi paylaşan büyük bir millet olmasıdır. Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Çerkes’iyle, Laz’ıyla, Alevi’siyle, Sünni’siyle; farklı siyasi görüşleri, farklı yaşam biçimleri ve farklı kültürel zenginlikleriyle 86 milyon insan aynı vatanın evlatlarıdır.
Terörün en büyük hedeflerinden biri de işte bu ortak kardeşlik duygusudur. Türkiye’nin önündeki en büyük fırsatlardan biri, terörün oluşturduğu korku ve ayrışma iklimini geride bırakıp toplumsal bütünleşmeyi güçlendirmektir.
Kardeşlik, Türkiye’nin en büyük gücüdür. Devletin vatandaşına güven verdiği, vatandaşın devletine güvendiği, farklılıkların tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü bir Türkiye, terörün hiçbir zaman ulaşamayacağı kadar güçlü bir Türkiye olacaktır.
Kabul edilen düzenlemeye ilişkin en önemli hususlardan biri de sürecin belirli şartlara ve hukuki mekanizmalara bağlanmasıdır.
Silahların tamamen bırakılması, örgütsel yapının fiilen sona erdiğinin ilgili güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve uygulamanın belirlenen hukuki çerçeve içerisinde yürütülmesi, sürecin ciddiyetini ortaya koymaktadır.
Bu nedenle meseleye “ne olursa olsun” anlayışıyla değil, hukuk, devlet aklı, güvenlik ve toplumsal barış dengesi içerisinde bakmak gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür. Devletin güvenliği, milletin birliği ve ülkenin bütünlüğü tartışma konusu yapılamaz.
Ancak güçlü devlet olmak, aynı zamanda doğru zamanda doğru adımları atabilmek demektir.
Bugün atılan adımın anlamı da buradadır.
Terörün sona ermesi yalnızca güvenlik açısından değil, ekonomik ve sosyal açıdan da Türkiye’ye yeni bir ufuk açacaktır.
Yıllarca terörle mücadeleye ayrılan kaynakların daha fazla üretime, eğitime, teknolojiye, istihdama, altyapıya ve kalkınmaya yönlendirilmesi Türkiye’nin ekonomik gücünü artıracaktır.
Güvenliğin güçlendiği, toplumsal huzurun arttığı, yatırımcının kendisini daha güvende hissettiği bir Türkiye; bölgesinde de daha güçlü bir aktör olacaktır.
Türkiye artık enerjisini kendi içindeki sorunlarla tüketen değil, enerjisini geleceğe harcayan bir ülke olmak zorundadır.
Bu nedenle “Terörsüz Türkiye” hedefi aynı zamanda “Daha güçlü Türkiye” hedefidir.
Türkiye’nin terör meselesi yıllar boyunca sadece bir iç güvenlik sorunu olarak kalmadı.
Bölgesel gelişmeler, vekil yapılar, uluslararası hesaplar ve Türkiye’nin zayıf noktalarından yararlanmak isteyen çevreler bu meseleyi farklı dönemlerde kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalıştı.
Terörün Türkiye’nin gündeminden çıkması, ülkemizin kendi geleceğini daha bağımsız biçimde şekillendirmesi anlamına da gelecektir.
Artık Türkiye’nin önceliği başkalarının hesapları değil, kendi milletinin refahı ve güvenliği olmalıdır.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, Türkiye’nin terörle mücadelesinde farklı dönemler ve farklı yöntemler görüyoruz.
Ancak bütün bu uzun hikayenin sonunda ulaşılması gereken yer bellidir. Silahların sustuğu, terörün sona erdiği, vatandaşın huzur içerisinde yaşadığı, kardeşliğin güçlendiği bir Türkiye.
Bugün TBMM’de atılan adım, işte bu hedefe giden yolda önemli bir dönüm noktasıdır.
Elbette bundan sonra da yapılması gereken çok şey var. Sahadaki uygulamalar, hukuki süreçler, güvenlik mekanizmaları ve toplumsal uyum büyük bir dikkat ve sorumlulukla yürütülmelidir.
Hiçbir aşamada rehavete kapılmadan, devlet ciddiyetinden taviz vermeden ve milletimizin ortak hassasiyetlerini gözeterek ilerlemek gerekir.
Çünkü tarihi süreçler sadece büyük kararlarla değil, o kararların doğru uygulanmasıyla başarıya ulaşır.
Bugün Türkiye’nin geleceği adına sorumluluk alan herkese teşekkür etme günüdür.
Başta Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, sürecin siyasi iradesinin oluşmasına önemli katkı sunan MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, Cumhur İttifakı’nın değerli mensuplarına, TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a, Meclis’te sürece katkı sunan tüm milletvekillerimize ve komisyon çalışmalarında emek veren herkese teşekkür ediyorum.
Aynı şekilde devletimizin güvenliği için yıllardır büyük fedakarlıklarla görev yapan güvenlik güçlerimize, bürokratlarımıza ve bu sürecin sağlıklı biçimde yürütülmesi için emek veren herkese şükranlarımı sunuyorum.
Bu mesele, bir kişinin, bir partinin veya bir siyasi hareketin meselesi değildir. Bu mesele Türkiye’nin meselesidir.
Dolayısıyla başarı da hepimizin başarısı olacaktır.
Şimdi önümüzde tarihi bir fırsat var. Türkiye, enerjisini teröre ve çatışmaya değil, üretime, kalkınmaya, bilime, teknolojiye, gençlerine ve geleceğine harcayabilir.
Türkiye, içeride daha güçlü bir kardeşlik zemini oluşturabilir.
Türkiye, bölgesinde daha güçlü ve daha etkili bir aktör haline gelebilir.
Türkiye Yüzyılı’nın en büyük kazanımlarından biri, terörsüz Türkiye olacaktır. Terörsüz Türkiye ise yalnızca silahların sustuğu Türkiye değildir.
Terörsüz Türkiye;
Huzurlu Türkiye’dir.
Güvenli Türkiye’dir.
Kardeş Türkiye’dir.
Üreten Türkiye’dir.
Ekonomisi güçlü Türkiye’dir.
Demokrasisi güçlü Türkiye’dir.
Geleceğe güvenle bakan Türkiye’dir.
Bugün atılan tarihi adımın ülkemize, milletimize ve geleceğimize hayırlı olmasını diliyorum.
Şehitlerimizin emanet ettiği bu güzel vatanın huzuru, çocuklarımızın geleceği ve 86 milyonun kardeşliği için artık yeni bir sayfa açmanın zamanıdır.
Geçmişin acılarını unutmadan, geleceğin umutlarını büyütmeliyiz. Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkes’iyle, Arabıyla, bütün farklılıklarımızla biriz, beraberiz, kardeşiz.
Hep birlikte Türkiye’yiz. Ve inanıyorum ki;
Terörsüz Türkiye, güçlü Türkiye’nin, güçlü Türkiye ise Türkiye Yüzyılı’nın en önemli teminatlarından biri olacaktır.