Uluslararası siyasette bazen bir savaşın gerçek bilançosu cephede değil, sandıkta ortaya çıkar. Atılan füzeler, yapılan askeri operasyonlar ve verilen siyasi mesajlar bir süre gündemi belirleyebilir. Ancak nihai hesap, çoğu zaman halkın önüne konulan sandıkta görülür. ABD’de yaşanan son seçim tablosu da bu gerçeği bir kez daha gündeme taşıdı.

Washington’da Cumhuriyetçilerin yaşadığı seçim kayıpları, yalnızca Amerikan iç siyasetinin bir sonucu olarak değerlendirilmiyor.

Bu tablonun arkasında İran savaşı, Orta Doğu politikası ve ABD’nin İsrail’e verdiği koşulsuz desteğin Amerikan kamuoyunda yarattığı tartışmaların bulunduğu yönündeki değerlendirmeler giderek güçleniyor.

Nitekim İsrailli uzmanların seçim sonuçlarına ilişkin açıklamaları, Tel Aviv’de yaşanan endişenin boyutlarını gözler önüne seriyor.

İsrail’in eski Dışişleri Bakanlığı Sekreteri ve emekli Büyükelçi Alon Liel’in sözleri oldukça dikkat çekici. Liel, Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğunu kaybetmesinin İsrail açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini savunuyor. Daha da önemlisi, yeni Kongre’nin İsrail’e karşı daha eleştirel bir tutum sergileyebileceğini ifade ediyor.

Bu açıklamalar aslında İsrail’in yıllardır üzerine inşa ettiği güvenlik politikasının ne kadar önemli bir Amerikan desteğine dayandığını da ortaya koyuyor.

İsrail, Orta Doğu’daki askeri ve siyasi gücünü değerlendirirken ABD ile kurduğu stratejik ortaklığı her zaman en önemli dayanaklarından biri olarak gördü. Silah tedarikinden askeri teknolojiye, diplomatik korumadan uluslararası platformlardaki siyasi desteğe kadar Washington, Tel Aviv için vazgeçilmez bir müttefik konumunda.

Ancak Amerikan siyasetindeki değişim, bu ilişkinin geleceğine dair yeni soruları beraberinde getiriyor.

Bugüne kadar İsrail’e verilen askeri desteğin Washington’da geniş bir siyasi mutabakata dayandığı düşünülüyordu. Fakat ABD kamuoyunda yükselen savaş karşıtlığı, Gazze’deki gelişmeler ve İran’la yaşanan gerilim, bu mutabakatın artık eskisi kadar güçlü olmadığını gösteren işaretler veriyor.

İsrail açısından asıl tehlike de burada başlıyor. Çünkü ABD’de İsrail’e verilen desteğin siyasi bir tartışma başlığına dönüşmesi, yalnızca mevcut yönetimin değil, gelecekteki Amerikan yönetimlerinin de Tel Aviv politikalarını yeniden değerlendirmesine neden olabilir.

İsrailli uzman Alon Liel’in değerlendirmesinde özellikle bir nokta öne çıkıyor. İran savaşı, Cumhuriyetçilerin seçim performansını olumsuz etkiledi. Bu tespit, Amerikan seçmeninin dış politikaya bakışını anlamak açısından önemli.

Amerikan halkı, kendi ülkesinin ekonomik sorunlarıyla, hayat pahalılığıyla ve iç siyasi tartışmalarıyla uğraşırken yeni bir Orta Doğu savaşının maliyetini de üstlenmek istemeyebilir.

Uzak coğrafyalardaki askeri operasyonların Amerikan bütçesine yükü, can güvenliği endişeleri ve yeni çatışmaların doğurabileceği sonuçlar, seçmenin tercihlerini etkileyen başlıklar arasında yer alabilir.

Trump yönetiminin İran politikası da bu açıdan ciddi bir siyasi sınav niteliği taşıyor. Elbette seçim sonuçlarını yalnızca İran savaşına bağlamak doğru olmaz.

Ekonomi, iç politika, adayların performansı ve seçmen davranışları da sandığın şekillenmesinde belirleyici unsurlar. Ancak İsrailli uzmanların özellikle İran savaşına dikkat çekmesi, bu politikanın Washington’da da sorgulandığını gösteriyor.

Bir başka ifadeyle, Tel Aviv’de artık yalnızca İran’ın askeri kapasitesi değil, Amerikan siyasetindeki değişimin İsrail’e yansımaları da hesaplanıyor.

İsrail açısından meselenin en kritik boyutu askeri destek. Liel’in değerlendirmelerine göre ABD’nin askeri yardımlarını sınırlandırması veya durdurması, İsrail’in güvenlik politikalarında ciddi bir kırılmaya yol açabilir.

Özellikle İran’a karşı uzun süreli ve geniş kapsamlı bir askeri operasyon yürütülmesinde Amerikan desteğinin önemi büyük.

Bu nedenle Washington’daki siyasi dengelerin değişmesi, Tel Aviv’in askeri hesaplarını da doğrudan etkileyebilir.

Bugün İsrail’in önünde iki önemli soru bulunuyor.

Birincisi, ABD’deki siyasi değişim İsrail’e yönelik askeri ve diplomatik desteği ne ölçüde etkileyecek?

İkincisi, Amerikan yönetiminin İran politikasında yaşanabilecek olası bir değişiklik, İsrail’in bölgesel stratejisini nasıl şekillendirecek?

Bu soruların yanıtı yalnızca İsrail’in değil, bütün Orta Doğu’nun geleceği açısından önem taşıyor.

Seçim sonuçlarının bir başka önemli yansıması da Filistin meselesi olabilir. İsrailli uzman Liel, Trump’ın uluslararası siyasetteki etkisinin zayıflamasının Filistin Devleti’nin tanınması yönündeki girişimleri hızlandırabileceğini öne sürüyor.

Almanya, İtalya ve Japonya gibi ülkelerin tutumlarında değişiklik yaşanabileceğini dile getiriyor.

Bu değerlendirmeler henüz bir beklenti niteliğinde olsa da uluslararası siyasetteki dengelerin değişmesi, Filistin meselesinin yeniden daha güçlü biçimde gündeme taşınmasına zemin hazırlayabilir.

Özellikle Batı Şeria’daki yerleşim politikaları ve Gazze’deki gelişmeler nedeniyle İsrail üzerindeki uluslararası baskının artması ihtimali göz ardı edilmemeli.

ABD’deki seçim sonuçları, yalnızca Cumhuriyetçilerin yaşadığı siyasi kayıplar üzerinden okunmamalı. Bu tablo, Amerikan dış politikasının geleceğine ve Washington’ın Orta Doğu’daki önceliklerine ilişkin önemli işaretler taşıyor.

İsrail’in yıllardır en güçlü güvencesi olarak gördüğü ABD’de, İsrail politikasının daha fazla tartışılmaya başlanması Tel Aviv açısından yeni bir dönemin habercisi olabilir.

Uluslararası ilişkilerde dostluklar kadar çıkarlar da belirleyicidir. Bugün Washington ile Tel Aviv arasındaki ilişki güçlü görünse de Amerikan seçmeninin beklentileri, Kongre’nin siyasi yapısı ve yönetimin dış politika tercihleri bu ilişkinin geleceğini şekillendirebilir.

İran savaşı gerçekten Trump’a sandıkta kaybettirdi mi? Bunun yanıtı seçim sonuçlarının bütün boyutlarıyla değerlendirilmesiyle ortaya çıkacak.

Ancak İsrailli uzmanların açıklamaları, Tel Aviv’in Washington’daki siyasi değişimi yakından ve kaygıyla takip ettiğini açıkça gösteriyor.

Görünen o ki İsrail için asıl mesele, İran karşısında ne kadar güçlü olduğu değil, yarın Washington’da arkasında kimin duracağıdır.

Ve bazen bir ülkeyi en çok düşündüren gelişme, karşısındaki rakibinin gücü değil, en büyük müttefikinin değişen siyasi iradesidir.