Türkiye’nin son dönemde en çok konuştuğu başlıklardan biri olan fon soruşturmalarında dikkat çekici bir aşamaya gelindi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıkladığı rakamlar, meselenin sıradan bir finansal usulsüzlük iddiasının çok ötesinde olduğunu ortaya koyuyor.
433 şüpheli, 112 tutuklu, 186 adli kontrol, 38 firari… Ve en dikkat çekici gelişme: Yaklaşık 30 milyar lira değerindeki para, taşınmaz ve hisse senedinin iade sürecine konu olması!
Bu rakamlar yalnızca bir soruşturmanın istatistikleri değil, aynı zamanda Türkiye’nin finansal sisteminde güvenin ne kadar hayati olduğunu gösteren önemli bir tablodur.
Çünkü mesele sadece para değildir. Mesele, vatandaşın birikimi, alın teri, yıllarca verdiği emeği ve devletin ekonomik sisteme duyulan güveni koruma sorumluluğudur.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamalarında özellikle dikkat çeken nokta, soruşturmanın kapsamının finans piyasalarındaki manipülasyon iddialarıyla sınırlı kalmaması.
Gürlek, soruşturmanın piyasa aktörlerinden başlayarak üst düzey finans bürokrasisine kadar uzandığını, denetim mekanizmalarına sızdığı değerlendirilen bir suç yapılanmasının ortaya çıkarıldığını ifade ediyor.
Dahası, borsa bürokrasisi, manipülasyon iddiaları ve medya arasında kapsamlı bir iş birliği bulunduğuna yönelik tespitlerden söz ediyor.
Eğer bu iddialar yargılama sürecinde delillerle kesinleşirse, karşımızdaki tablonun ne kadar ciddi olduğu çok daha net anlaşılacaktır.
Demek ki mesele yalnızca bazı hisselerin değerleriyle oynamak değil, piyasayı yönlendirmek, denetim mekanizmalarını etkisizleştirmek ve vatandaşın güvenini istismar etmek iddialarıdır.
İşte bu nedenle soruşturmanın hiçbir ayrıntısı göz ardı edilmemeli, hiçbir bağlantı araştırılmadan bırakılmamalıdır.
Adalet Bakanı Gürlek’in açıklamasındaki en önemli başlıklardan biri de yaklaşık 30 milyar lira değerindeki varlığın iade sürecine ilişkin verdiği bilgi oldu.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu bünyesinde oluşturulan gönüllü iade hesabı kapsamında para, taşınmaz ve hisse senetlerinin iade edildiğini belirten Gürlek, tasfiye işlemlerinin devam ettiğini ve süreci tamamlanan fonlarda vatandaşlara ödemelerin yapıldığını açıkladı.
Burada altını çizmek gereken önemli bir gerçek var. Vatandaşın beklentisi yalnızca sorumluların yargı önüne çıkarılması değil, aynı zamanda kaybettiği birikimlerine yeniden kavuşabilmesidir.
Yıllarca çalışarak, tasarruf ederek ve geleceğini güvence altına almak amacıyla biriktirdiği parasını finansal sistemlere emanet eden insanların mağduriyetlerinin giderilmesi, bu sürecin en önemli sonuçlarından biri olmalıdır.
30 milyar liralık iade önemli bir gelişmedir. Ancak asıl başarı, hak sahibi vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesi ve bu tür yapıların bir daha ortaya çıkmasına imkan tanımayacak güçlü denetim mekanizmalarının kurulmasıdır.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasında en çok dikkat çeken ifadelerden biri de şu oldu.
“Ucu nereye kadar giderse gitsin biz bunun peşini bırakmayacağız.”
Bu söz, kamuoyunun beklentisinin de özeti niteliğinde.
Ancak burada önemli olan yalnızca kararlılık mesajı vermek değil, bu kararlılığı hukuk çerçevesinde sonuna kadar sürdürebilmektir.
Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, hakkında somut deliller bulunan herkes hukuk önünde hesap vermelidir.
Öte yandan hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmayan hiç kimse peşinen suçlu ilan edilmemelidir. Masumiyet karinesi, hukuk devletinin vazgeçilmez temelidir.
Çünkü adaletin gücü, yalnızca suçluyu cezalandırmasından değil, suçsuzu da koruyabilmesinden gelir.
Böylesine kapsamlı bir soruşturmanın siyasi tartışmaların gölgesinde kalması, meselenin özüne zarar verir.
Bu dosyada beklenti açıktır. Siyasi polemikler değil, deliller konuşmalı. İddialar değil, hukuki süreçler sonuç vermeli.
Soruşturmanın finans bürokrasisine, gerçek ve tüzel kişilere, hatta siyasi profillere kadar uzandığının açıklanması, kamuoyunun beklentisini daha da yükseltmiştir.
Kimlerin hangi işlemlerle bağlantılı olduğu, varsa kamu görevinin nasıl kullanıldığı, denetim mekanizmalarının nasıl etkisizleştirildiği ve vatandaşın parasının hangi yollarla kullanıldığı bütün yönleriyle aydınlatılmalıdır.
Hiçbir isim korunmamalı, hiçbir isim de delilsiz biçimde hedef gösterilmemelidir.
Türkiye’nin ekonomik geleceği açısından finans piyasalarında güven ortamının korunması hayati önem taşıyor.
Yatırımcı, parasını emanet ettiği sistemin güvenli olduğuna inanmak ister. Vatandaş, birikiminin manipülasyonlara, çıkar ilişkilerine veya denetim zafiyetlerine kurban gitmeyeceğini bilmek ister.
Bu güveni sarsan her gelişme, yalnızca bireysel mağduriyetlere değil, ülke ekonomisine de zarar verir.
Dolayısıyla fon soruşturması, sadece geçmişte yaşananların hesabının sorulması açısından değil, gelecekte benzer olayların önlenmesi bakımından da önemli bir sınavdır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, milletin malına el uzatanlara sahip çıkılmayacağı yönündeki mesajı da bu noktada siyasi iradenin ortaya koyduğu tavrı gösteriyor.
Şimdi önemli olan, bu iradenin bağımsız yargı süreçleri ve güçlü denetim mekanizmalarıyla somut sonuçlara dönüşmesidir.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıkladığı 433 şüpheli, 112 tutuklu ve yaklaşık 30 milyar liralık iade tablosu, önümüzdeki dönemde bu dosyanın daha çok konuşulacağını gösteriyor.
Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var. Bir ülkede ekonomik güvenin temeli adalettir. Adaletin olmadığı yerde güven, güvenin olmadığı yerde ise sağlıklı bir ekonomik düzen kurulamaz.
Bu nedenle fon soruşturması sonuna kadar aydınlatılmalı. Kamu kaynaklarını, vatandaşın birikimini veya finansal sistemin güvenilirliğini istismar eden kim varsa hukuk önünde hesap vermelidir.
Devletin görevi yalnızca suçun peşine düşmek değil, vatandaşın hakkını da korumaktır.
Bu dosyanın sonunda kazanan ne bir siyasi parti ne bir bürokratik yapı ne de herhangi bir çıkar çevresi olmalıdır.
Kazanan, hakkını arayan vatandaş, hukuka güvenen yatırımcı ve adalet duygusunu koruyan Türkiye olmalıdır.
Çünkü milletin parası, kimsenin çıkar kapısı değildir!