“Ağaç köküyle yaşar.” der Anadolu.
Kök, yalnızca geçmişe tutunmak değildir; geleceğe uzanabilmenin de dayanağıdır.
Bugün Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’yi Meclis kürsüsünde dinlerken söylediği bir cümlede durup düşündüm:
“Milliyetçilik evvel emirde duruş ve şahsiyet meselesidir.”
İşte bu söz, bu haftaki köşe yazımın çıkış noktası oldu.
Öyle bir cümle ki üzerinde düşündükçe beni yalnızca bugünkü konuşmasına değil, yıllara yayılan siyasi hayatına, geçmişine, hatta kamuoyuna yansıyan kişisel dünyasına kadar götürdü. Çünkü bazı sözler vardır; anlamını yalnızca söylendiği kürsüde değil, onu söyleyen insanın hayatında aramak gerekir.
Bir insanın savunduğu değerlerin, yaşadığı hayatta ne ölçüde karşılık bulduğu, belki de şahsiyet dediğimiz kavramın en anlamlı tarafıdır.
Bahçeli’nin siyasi hayatına bu gözle baktığımda, milliyetçiliği yalnızca bir siyasi düşünce olarak değil; tarih, kültür ve millet hafızasıyla birlikte ele aldığını görüyorum. Yıllardır üzerinde durduğu millî kimlik, dil birliği ve tarihî süreklilik, geçmişle gelecek arasında kurduğu bağın temelini oluşturuyor.
Bugünkü konuşmasında dile getirdiği “Kelamı Türkçe söylemek, kalemi Türkçe yazmak, istikbale Türkçe bakmaktır.” sözü de bu anlayışın kültürel derinliğini anlatıyor.
Çünkü bir milletin hafızası dilinde yaşar. Türküsünde, duasında, ağıdında, atasözünde… Dil, yalnızca kelimeleri değil; bir milletin sevinçlerini, hüzünlerini ve asırlar boyunca biriktirdiği hatıraları da taşır.
Bu sözün üzerinde düşünürken Bahçeli’nin Ankara sokaklarında klasik bir otomobilin içinde Ferdi Tayfur’un sesiyle bütünleşen o görüntüsü geldi aklıma.
Bir yanda geçmişin izlerini taşıyan otomobil, diğer yanda Anadolu’nun sevdasını, hasretini, hüznünü dile getiren o tanıdık ses…
Aslında o şarkılarda hepimizin bildiği bir şey var: Aynı kelimelerle anlatılan, farklı hayatlarda yaşansa da birbirine benzeyen duygular. Birinin söylediğinde binlercesinin kendi hikâyesini bulduğu o ortak dil…
Çünkü dil birliği, yalnızca aynı dili konuşmak değil; aynı türküde kendi hatırasını, aynı sözde kendi duygusunu bulabilmektir.
İşte o görüntüye bugün yeniden baktığımda, klasik otomobilde geçmişin hatırasını, Ferdi Tayfur’un sesinde ise bir milletin ortak hafızasını görüyorum.
Bahçeli’nin siyasi söyleminde yer verdiği kültürel değerlerle kişisel dünyası arasında kurduğum bağ da tam burada anlam kazanıyor.
Bir milletin hafızasına sahip çıkmak, o milletin yalnızca tarihini değil; sesini, sözünü ve gönlünde taşıdığı hatıraları da yaşatabilmektir.
Ancak geçmişle kurulan bağın bir başka anlamı daha var: O birikimi bugünün sorumluluklarına ve yarının ihtiyaçlarına taşıyabilmek.
Devlet Bahçeli’nin siyasi hayatında beni düşündüren yönlerden biri de bu. Millî kimliğe, devletin sürekliliğine ve milletin ortak hafızasına verdiği önem, bugünün meselelerine yaklaşımında da kendini gösteriyor.
Nitekim 2024 yılında yaptığı çağrıyla gündeme taşıdığı Terörsüz Türkiye hedefi, bu bakımdan dikkat çekici bir örnek.
Yılların siyasi tecrübesini bugünün şartlarıyla buluşturan bu yaklaşımda, millî birlik düşüncesiyle geleceğe ilişkin sorumluluğun yan yana geldiğini görüyorum. Geçmişten gelen değerlerin, Türkiye’nin yarınlarına ilişkin bir iradeye dönüşmesi…
Çünkü köklerinden aldığı kuvveti geleceğe taşıyabilmek, bir duruşun yalnızca geçmişini değil, istikametini de ortaya koyar.
İşte tam da burada, yılların bir siyasi şahsiyeti nasıl şekillendirdiği kadar, o şahsiyetin yıllar karşısında neleri muhafaza ettiğini de düşünüyorum.
Devlet Bahçeli’nin farklı siyasi dönemlerden geçerken millî kimlik, devletin sürekliliği ve milletin ortak hafızasına ilişkin temel vurgularını koruması, bugün söylediği sözü benim gözümde daha anlamlı kılıyor.
Bir genç olarak geçmişle gelecek arasında kurduğu bu bağı ve Türkiye’nin geleceğine ilişkin meselelerde üstlendiği siyasi sorumluluğu saygıyla karşılıyorum.
Bugün Meclis kürsüsünde duyduğum o söz, bana bir kez daha Anadolu’nun asırlık öğüdünü hatırlattı:
“Ağaç köküyle yaşar.”
Kök, geçmişten alınan kuvvettir; istikamet ise o kuvvetle geleceğe yönelmektir.
Devlet Bahçeli’nin yıllara yayılan siyasi hayatına baktığımda, geçmişinden aldığı değerleri yalnızca muhafaza etmekle kalmayıp bugünün sorumluluklarına ve yarının istikametine taşıma iradesini görüyorum.
İşte bu yüzden benim için şahsiyetin aynası duruş, duruşun imtihanı zamandır. Ve Devlet Bahçeli, köklerinden aldığı kuvveti yıllar boyunca taşıdığı siyasi sorumlulukla birleştirerek, benim gözümde zamanın bu imtihanını çoktan kazanmıştır.
Çünkü zaman, makamları ve unvanları geride bırakır; geriye insanın şahsiyetine ayna olan duruşunu bırakır.