Geçtiğimiz günlerde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Sayın Mahinur Özdemir Göktaş’ın açıkladığı bir rakam dikkatimi çekti:
Çocuklarımız sosyal medyada günde ortalama 3,5 saatten fazla zaman geçiriyor.
Üç buçuk saat…
Bir çocuğun okulda ve uykuda geçirdiği zamanı çıkardığınızda, küçümsenmeyecek kadar büyük bir hayat dilimi.
Üstelik bunu görmek için anne olmak da gerekmiyor.
Benim çocuğum yok. Ama yeğenlerim var. Onlarla geçirdiğim zamanda bile ekranın bir çocuğun dikkatinden ne kadar büyük bir pay alabildiğini görebiliyorum. Bazen aynı odadasınız ama aynı dünyada değilsiniz. Siz ona bir şey anlatırken onun zihni birkaç saniyelik görüntülerin arasında çoktan başka bir yere geçmiş oluyor.
O zaman insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu çocukları bugün gerçekten kim büyütüyor?
Biz mi, algoritmalar mı?
Çünkü mesele artık “telefonla çok oynuyorlar” diyebileceğimiz kadar basit değil.
Çocuklarımız neyin güzel olduğundan nasıl görünmeleri gerektiğine, neyi istemeleri gerektiğinden neye öfkelenmeleri gerektiğine kadar uzanan devasa bir içerik dünyasının içinde büyüyor.
Tam da bu nedenle Sayın Mahinur Özdemir Göktaş’ın çocukların dijital dünyada korunması konusundaki ısrarını önemli buluyorum.
Bu, dün açıklanan 3,5 saatlik rakamla başlayan bir hassasiyet değil. Bakanlık bir süredir çocukların dijital ortamda korunması üzerinde çalışıyor. Bugün gelinen noktada sosyal medya kullanımına ilişkin yaş sınırından dijital oyunlarda yaşa uygun içeriğe, platformların sorumluluğundan ebeveyn kontrol araçlarına kadar çok daha kapsamlı bir çerçeve konuşuluyor.
Girişimci Anadolu Kadınları Derneği Başkanı olarak Aile Yılı boyunca Bakanlığımızın davetiyle katıldığım toplantı ve istişarelerde Sayın Bakan’la farklı vesilelerle bir araya gelme imkânım oldu.
O toplantılarda benim dikkatimi çeken önemli bir yaklaşım vardı:
Aile meselesine yalnızca bugünün sorunlarından bakılmıyordu. Değişen dünyanın aile üzerinde oluşturduğu yeni riskler de konuşuluyordu.
Bugün dijitalleşme bunun belki de en çarpıcı örneği.
Sayın Bakan aynı zamanda iki çocuk annesi. Dolayısıyla bugün konuştuğumuz kuşağı yalnızca Bakanlığın verileri üzerinden değerlendiren bir kamu yöneticisi değil; aynı dijital çağda çocuk yetiştiren milyonlarca ebeveynden biri.
Elbette hiçbirimizin başka bir ailenin evindeki düzeni bilmesi mümkün değil. Ancak bugün çocuk yetiştiren her anne babanın ortak sorusunu biliyoruz:
“Çocuğumu çağın dışında bırakmadan çağın tehlikelerinden nasıl koruyacağım?”
Bence Sayın Mahinur Özdemir Göktaş’ın bu konuyu sahiplenmesinin kıymetli tarafı tam burada.
Çünkü artık bu mücadeleyi yalnızca anne babaların omuzlarına bırakamayız.
Bir anne ekran süresini sınırlayabilir. Bir baba telefonu masadan kaldırabilir. Bir öğretmen sınıfta kullanımını engelleyebilir.
Ama milyarlarca dolarlık teknoloji şirketlerinin çocukların dikkatini mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmak üzere geliştirdiği sistemlerle bir ailenin tek başına mücadele etmesini bekleyemeyiz.
Devletin sorumluluğu burada başlıyor.
Yaş doğrulaması, platformların yükümlülükleri, zararlı içeriklere karşı koruma ve çocukların dijital mahremiyeti bu yüzden önemli.
Bu nedenle yapılan çalışmaları yalnızca “çocuklara sosyal medya yasağı” başlığına sıkıştırmayı doğru bulmuyorum.
Mesele yasak değil.
Mesele bir nesli koruyabilmek.
Fakat bütün sorumluluğu devlete bırakmak da kolaycılık olur.
Telefonu çocuğun elinden aldığımızda yerine ne koyacağız?
Sohbet mi?
Spor mu?
Sanat mı?
Kitap mı?
Birlikte geçirilen gerçek zaman mı?
Çünkü çocukların hayatında bizim doldurmadığımız boşluğu birileri mutlaka dolduruyor.
Bugün bunu çoğu zaman algoritmalar yapıyor.
Çocuğun neye baktığını, neyi geçtiğini, neye tekrar döndüğünü öğreniyor ve ona biraz daha fazlasını gösteriyor.
Bir noktadan sonra mesele ekran süresi olmaktan çıkıyor; bir neslin zevklerinin, değerlerinin, hayallerinin ve dünyaya bakışının nasıl şekilleneceği meselesine dönüşüyor.
Aile Yılı boyunca katıldığımız toplantılardan bende kalan önemli düşüncelerden biri de buydu:
Aileyi korumak yalnızca bugünün problemlerini çözmek değildir. Yarının problemlerini bugünden görebilmektir.
Bu nedenle Sayın Mahinur Özdemir Göktaş’ın çocukların dijital güvenliğini uzun süredir gündemde tutmasını ve meseleyi somut düzenlemelere taşımasını önemli buluyorum.
Ama şimdi biraz da kendimize bakmalıyız.
Çocuğun ekran süresini konuşurken kendi ekran süremize…
Çocuğun telefonunu sofradan kaldırırken bizimkinin nerede durduğuna…
Ve çocuklara “gerçek hayata dön” derken onlara nasıl bir gerçek hayat sunduğumuza…
Ben anne değilim.
Ama çocukların arasında bulunduğumda bile şunu görebiliyorum:
Ekran artık onların hayatının bir parçası değil; zaman zaman hayatın kendisi olmaya aday.
İşte tam da bu nedenle mesele yalnızca anne babaların meselesi değil.
Hepimizin.
Çocuklarımızı dijital dünyadan koparamayız.
Onları çağın dışında büyütmek çözüm değil.
Ama çağın içinde kaybetmek de kaderimiz değil.
Devlet sınırları çizecek, platformlar sorumluluk alacak, okullar öğretecek, sivil toplum destekleyecek.
Biz ise çocukların dönmek isteyeceği gerçek hayatı güçlü tutacağız.
Çünkü günün sonunda mesele telefon değil.
Mesele bir neslin zihninin, kalbinin ve değerlerinin kimlerin elinde şekilleneceği.
Bir nesli algoritmalara bırakamayız.
Çocuklarımızı Kim Büyütüyor?
Saba Gizem UTLU
Yorumlar