Dünya Kupası’nda hayal kırıklığı, Uluslar Ligi’nde ağır başlangıç… Şimdi mazeret değil, puan zamanı!

Türk futbolu adına 2026 yılı, büyük umutlarla başlayıp büyük soru işaretleriyle devam eden bir sürece dönüştü.

24 yıl sonra yeniden Dünya Kupası’na katılmanın heyecanını yaşadık. Ancak A Millî Takımımız, turnuvada Avustralya’ya 2-0, Paraguay’a 1-0 mağlup oldu ve gruptan çıkma şansını daha ikinci maçta kaybetti. Son maçta ev sahibi ABD’yi 3-2 yenmemiz ise turnuvadaki hayal kırıklığını ortadan kaldırmaya yetmedi.

Dünya Kupası’nın ardından hepimiz “Artık ders çıkarılmıştır” diye düşündük.

Fakat Uluslar Ligi’nde gördüğümüz tablo, ne yazık ki bu düşüncemizi desteklemedi.

Türkiye, tarihinde ilk kez UEFA Uluslar Ligi A Ligi’nde mücadele ediyor. Fransa, İtalya ve Belçika gibi Avrupa futbolunun önemli takımlarıyla aynı grupta yer alıyoruz. Bu seviyeye çıkmak elbette önemli bir başarıdır. Ancak A Ligi’nde kalıcı olabilmek için artık sadece bu lige yükselmiş olmak yetmiyor.

Burada kalmayı hak ettiğimizi sahada göstermek zorundayız.

Ve şu ana kadar bunu gösteremedik.

FRANSA MAÇINDA UMUT, İTALYA MAÇINDA HAYAL KIRIKLIĞI

Kocaeli’de Fransa karşısında alınan 1-0’lık mağlubiyet, skor açısından kabul edilebilir görülebilirdi.

Ancak ikinci maçta Bursa’da yaşananlar çok daha düşündürücüydü.

İtalya karşısında henüz 27. dakikada 3-0 geriye düştük. İlk yarıyı 3-0 mağlup tamamladık. Barış Alper Yılmaz’ın ikinci yarının hemen başında attığı gol kısa süreli bir umut yaratsa da üç dakika sonra İtalya’nın dördüncü golü geldi ve karşılaşma 4-1 sona erdi.

İki maç…

Sıfır puan…

Atılan bir gol, yenilen beş gol…

Ve grubun son sırası.

Üstelik bu iki maçın sonunda sadece skorlar değil, oyunun kendisi de ciddi soru işaretleri oluşturdu.

İtalya karşısında ilk yarıda ortaya konulan futbol, organizasyon açısından da mücadele açısından da Millî Takım seviyesinin altında kaldı.

Nitekim Montella da maç sonrasında ilk yarıda taraftarların ıslık ve tepkisini hak ettiklerini söyledi.

ARTIK PUAN KAYBETME LÜKSÜMÜZ YOK, ULUSLAR A LİGİNDEN KÜME DÜŞME TEHLİKEMİZ VAR

Şimdi önümüzde dört maç var.

Belçika deplasmanı…
İtalya deplasmanı…
Belçika ile Türkiye’de oynanacak karşılaşma…
Ve Fransa deplasmanı…

Fikstüre göre bu maçların tamamı Türkiye açısından son derece kritik.

İlk iki maçta puan alamayan Türkiye’nin artık matematiksel olarak da psikolojik olarak da toparlanması gerekiyor.

Dün akşamki İtalya mağlubiyeti ilk 2 şansımızı çok azalttı.
Grubumuzu Son sırada tamamlarsak A Liginden direkt B Ligine düşüyoruz.
Grubu Üçüncü bitirirsek B Ligine düşmemek için Play Off oynayacağız.

Şimdi hedef yalnızca bir sonraki maçı kazanmak değil.

A Ligi’nde kalmak.

Bunun için özellikle Belçika deplasmanı ve ardından oynanacak İtalya deplasmanı büyük önem taşıyor.

Türkiye’nin bu iki maçtan puan veya puanlarla dönmesi gerekiyor.

Ardından kendi sahamızdaki Belçika maçı, grubun kaderini belirleyebilecek karşılaşmalardan biri olabilir.

Son maçta Fransa deplasmanına çıkacağız.

Fransa’nın bugün itibarıyla iki maçta iki galibiyetle 6 puanla lider durumda olduğunu, Belçika ve İtalya’nın ise 3’er puanda bulunduğunu düşündüğümüzde Türkiye’nin işi gerçekten kolay değil.

Ama kolay olmaması, imkânsız olduğu anlamına da gelmiyor.

Millî Takımın artık puan toplaması şart.

SORUMLULUK KİMİN?

Burada artık önemli bir soruyu sormamız gerekiyor:

Bu tablonun sorumluluğu kimin?

Elbette sahaya çıkan futbolcuların da sorumluluğu var.

Ancak A Millî Takımın teknik ve idari yönetiminden sorumlu iki önemli makam var:

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu ve Teknik Direktör Vincenzo Montella.

Başarı geldiğinde nasıl alkışlanıyorsa, başarısızlık geldiğinde de sorumluların eleştirilmesi futbolun doğal gereğidir.

Montella, Millî Takımın başında önemli işler yaptı.

B Ligi’nden A Ligi’ne yükselmek bunlardan biridir.

Fakat bugün konuşmamız gereken konu geçmişte elde edilen başarılar değil, bugünkü Millî Takımın performansıdır.

Dünya Kupası’nda gruptan çıkılamadı.

Ardından Uluslar Ligi’nde ilk iki maç kaybedildi.

İtalya karşısında alınan 4-1’lik mağlubiyet ise artık ciddi bir alarmdır.

Montella’nın istifa düşüncesinin olmadığını açıklaması da kamuoyuna yansıdı.

Peki bundan sonra ne olacak?

İşte asıl mesele burada.

HACIOSMANOĞLU DA SORUMLULUK ALMALI

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun sorumluluğunu da yalnızca sonuçlar üzerinden değerlendirmek eksik olur.

Federasyon başkanı, Millî Takımın teknik yapılanmasının, teknik direktör tercihlerinin ve futbol yönetiminin en üst düzeydeki sorumlusudur.

Dolayısıyla kötü sonuçlar üst üste geldiğinde, “Sorumluluk sadece teknik direktöründür” demek doğru değildir.

Aynı şekilde bütün faturayı yalnızca federasyon başkanına kesmek de doğru olmaz.

Ancak iki isim de görevlerinin gereği olarak kamuoyunun önündedir ve hesap vermek zorundadır.

İtalya maçında Bursa tribünlerinden hem Hacıosmanoğlu hem de Montella için istifa çağrılarının yükselmesi de kamuoyundaki tepkinin boyutunu göstermiştir.

Burada yapılması gereken, tribün tepkisini görmezden gelmek değil; bu tepkinin neden ortaya çıktığını doğru okumaktır.

BAHANE DEĞİL, ÇÖZÜM ZAMANI

Montella’nın “Bu seviyede üç günde bir maç oynamaya alışık değiliz” şeklindeki değerlendirmesi anlaşılabilir.

Ancak A Millî Takım artık A Ligi’nde.

Burada dünyanın ve Avrupa’nın en güçlü takımlarıyla oynayacağız.

Dolayısıyla bundan sonra rakiplerin seviyesi, maçların yoğunluğu veya şartlar mazeret olarak kullanılamaz.

A Ligi’ndeysek A Ligi seviyesinde mücadele etmek zorundayız.

Türkiye’nin çok kaliteli futbolcuları var.

Arda Güler, Kenan Yıldız, Barış Alper Yılmaz ve Avrupa’nın önemli kulüplerinde forma giyen birçok oyuncumuz var.

Sorun sadece oyuncu kalitesi değil.

Bu oyuncuların Millî Takımda nasıl bir sistem içerisinde oynatıldığı, takımın sahaya nasıl yerleştiği, maçlara nasıl hazırlandığı ve kötü gidişata nasıl müdahale edildiği de tartışılmalıdır.

İtalya karşısında özellikle ilk yarıda yaşanan dağınıklık, bu soruların daha yüksek sesle sorulmasına neden oldu.

ŞİMDİ BAHANE DEĞİL, MİLLÎ REFLEKS ZAMANI

Önümüzde dört maç var.

Belçika deplasmanı…

İtalya deplasmanı…

Belçika ile evimizde oynayacağımız maç…

Ve Fransa deplasmanı…

Bu dört maçta alınacak sonuçlar sadece puan cetvelini değil, Türk futbolunun önümüzdeki dönemdeki havasını da belirleyecek.

İlk iki maçta kaybedilen puanlar geri getirilemez.

Ama bundan sonrası değiştirilebilir.

Türkiye’nin artık hesap yapması, mücadele etmesi ve puan toplaması gerekiyor.

Çünkü A Ligi’nde son sırada kalmak sadece bir puan kaybı meselesi değildir.

Bu, Dünya Kupası hayal kırıklığının ardından Millî Takımın yeniden güven kazanıp kazanamayacağının da göstergesi olacaktır.

Bugün itibarıyla yapılması gereken çok açık:

Oyuncular daha fazla sorumluluk alacak.
Montella sahaya daha doğru bir takım çıkaracak.
Hacıosmanoğlu federasyonun sorumluluğunu taşıyacak.
Ve Millî Takım artık puan kazanacak.

Çünkü bundan sonra kaybedecek zaman da, kaybedecek puan da kalmadı.

Bu forma, bu ülkenin formasıdır.

Ve bu formanın taşıdığı sorumluluk, herhangi bir kulüp formasından çok daha büyüktür.

Şimdi herkes kendi üzerine düşeni yapmak zorunda.

Çünkü Millî Takım için alarm zilleri artık çalıyor.