Diyarbakırspor sadece bir takım değil, bir şehrin vefa hikayesidir…
Bazı sevdalar vardır; ne küme düşmekle biter ne de yılların ihmaliyle tükenir. Ne değişen yönetimler unutturabilir onları ne de verilen sözlerin tutulmaması… Çünkü o sevda, bir insanın yalnızca gönlüne değil, çocukluğuna, hatıralarına, yaşadığı şehre ve kimliğine işlemiştir.
Diyarbakırspor, işte tam da böyle bir sevdadır.
Geçen günlerde Diyarbakırspor taraftarlarının yaptığı açıklamayı okurken yalnızca bir taraftar grubunun kulüp yönetimini üstlenme, destek verme kararını görmüyorum. Ben bu açıklamada, yıllardır biriken bir özlemi, kırgınlıklara rağmen tükenmeyen bir bağlılığı ve her şeye karşın vazgeçmeyen insanların vefasını görüyorum.
Çünkü Diyarbakırspor'un hikâyesi, yalnızca futbol sahalarında yazılmış bir hikaye değildir. Bu hikâyenin içinde babasının elinden tutup tribüne giden çocuklar, gençliğini yeşil-kırmızı renklere adamış insanlar, radyodan maç dinleyen bizim nesil, galibiyetlerle sevinen, mağlubiyetlerle üzülen aileler ve yıllar geçse de o armaya duyduğu sevgiyi yüreğinden silemeyen binlerce insan vardır.
Diyarbakırspor; Diyarbakır’dır, Şehirdir, Şehrin takımıdır. Diyarbakırspor, bir şehrin ortak hafızasıdır. Bir kuşağın çocukluğu, bir başkasının gençliği, nice insanın unutamadığı güzel günleridir.
Bir kulübün gerçek büyüklüğü, yalnızca hangi ligde mücadele ettiğiyle değil, insanların yüreğinde ne kadar yer tuttuğuyla ölçülür.
Ne yazık ki Diyarbakırspor, yıllardır hak ettiği ilginin ve desteğin uzağında bırakıldı.
Yönetimler değişti, umutlar yeşerdi, beklentiler oluştu. Ancak sorunlar çoğu zaman çözülemedi; kulüp, kendi şehrinde yalnızlıkla mücadele etmek zorunda kaldı.
İş dünyasının, sivil toplum kuruluşlarının ve şehrin imkan sahibi insanlarının Diyarbakırspor'a karşı daha duyarlı olması beklenirken, kulübün yükü çoğu zaman sınırlı sayıdaki insanın omuzlarında kaldı.
Oysa Diyarbakırspor, birkaç kişinin kişisel meselesi değildir. Bir başkanın, bir yöneticinin ya da belli bir dönemde görev yapan insanların ötesinde, bu şehrin ortak değeridir.
Elbette geçmişte yapılan hatalar konuşulmalı, yanlışlardan ders çıkarılmalı, kulübün geleceği sağlam temeller üzerine kurulmalıdır. Fakat bütün bunlar yapılırken unutulmaması gereken bir gerçek var: Diyarbakırspor'u yaşatmak, yalnızca yöneticilerin değil, bu kulübü kendinden bir parça gören herkesin sorumluluğudur.
Bir şehrin vefası, en çok zor günlerde belli olur!
Diyarbakırspor'un bugün içinde bulunduğu şartlarda taraftarların ortaya koyduğu irade, işte bu yüzden önemlidir.
Azrailler taraftar grubunun, tribündeki desteği kulübün geleceğine ilişkin bir sorumlulukla buluşturma kararı, aidiyet duygusunun ne kadar güçlü olabileceğini gösteriyor.
Bu karar; yalnızca bir yönetimin arkasında durmak olarak okunmamalıdır. Aynı zamanda yıllardır yalnız bırakıldığını düşünen bir kulübe, taraftarının verdiği açık bir mesajdır:
“Sen bizim sevdamızsın. Şartlar ne olursa olsun seni yalnız bırakmayacağız.”
İşte vefa tam da budur!
Her şey yolundayken yanında görünmek kolaydır. Başarı geldiğinde alkışlamak, şampiyonlukta sevinmek, işler iyi giderken sahiplenmek de öyle…
Asıl mesele, kapıların kapandığı, imkânların azaldığı, umutların zayıfladığı günlerde nerede durduğunuzdur.
Diyarbakırspor'un gerçek taraftarı, bu sınavı yıllardır veriyor.
Karda, kışta, deplasmanda; iyi günde, kötü günde… Takım hangi ligde mücadele ederse etsin, formasının üzerindeki armanın anlamını değiştirmeyen insanlar var. Onlar için Diyarbakırspor'un değeri, puan cetvelindeki sırasıyla ölçülmüyor.
Çünkü onların bağlılığı bir sezonluk değil, bir ömürlüktür.
Belki de Diyarbakırspor'u bugünlere taşıyan en önemli güç, bütün imkânsızlıklara rağmen bu bağı koparmayan insanların varlığıdır.
Diyarbakırspor'u yaşatmak, geçmişe sahip çıkmak kadar geleceğe de borçludur.
Bir düşünün…
Yarın Diyarbakır'ın sokaklarında büyüyen çocuklar, kendilerinden önceki kuşakların heyecanla anlattığı Diyarbakırspor'u tanımasın mı? Babalarının, dedelerinin tribünlerde yaşadığı o duyguları onlar da yaşamasın mı? Yeşil-kırmızı renkleri taşımanın gururunu, bir golün ardından binlerce insanla aynı anda sevinmenin mutluluğunu hiç tatmasınlar mı?
Diyarbakırspor'un yaşatılması, yalnızca geçmişin hatıralarını korumak değildir. Aynı zamanda bu şehrin geleceğine bir miras bırakmaktır.
Bu nedenle taraftarın gösterdiği irade kıymetlidir. Ancak bu iradenin kalıcı bir sonuca ulaşabilmesi için taraftarın omuzlarındaki yükün paylaşılması gerekir.
Kulübün geleceği yalnızca tribünlerin fedakarlığına bırakılamaz.
İş insanları, sivil toplum kuruluşları, yerel dinamikler ve Diyarbakır'ın imkan sahibi bütün kesimleri, bu ortak değerin yaşatılması konusunda sorumluluk almalıdır.
Destek yalnızca güzel sözlerle sınırlı kalmamalı; kurumsal bir yapıya, şeffaf yönetime, sürdürülebilir ekonomik kaynaklara ve uzun vadeli bir yol haritasına dönüşmelidir.
Taraftarın yönetimine sahip çıkması, yöneticilerin de bu güveni koruma sorumluluğunu beraberinde getirir. Çünkü vefa karşılıklıdır. Taraftar kulübünü yalnız bırakmamalı; kulübü yönetenler de taraftarın inancını boşa çıkarmamalıdır.
Diyarbakırspor'un yeniden ayağa kalkması için ihtiyaç duyduğu şey, yalnızca maddi destek değil, aynı zamanda güven, ortak akıl ve sürekliliktir.
Bu arma hepimizin ortak emanetidir!
Diyarbakırspor'un geçmişinde sevinçler de var, acılar da… Başarılar da var, unutulması zor hayal kırıklıkları da… Ancak bütün bunların üzerinde duran bir gerçek var: Bu kulüp, Diyarbakır'ın hafızasında kendisine ait bir yer edinmiştir.
Hiç kimse bu gerçeği değiştiremez.
Taraftar grubunun yaptığı açıklama, belki de yıllardır beklenen bir dayanışma çağrısının güçlü bir ifadesidir. Bu çağrıya kulak vermek, yalnızca bir taraftar grubuna destek vermek değil, şehrin ortak değerlerinden birine sahip çıkmak anlamına gelir.
Burada mesele, herhangi bir yönetimin koşulsuz biçimde desteklenmesi değildir. Mesele, Diyarbakırspor'un sahipsiz kalmaması; kulübün kurumsal kimliğinin korunması, geleceğinin güvence altına alınması ve yeniden hak ettiği yere ulaşabilmesi için ortak bir iradenin ortaya konulmasıdır.
Çünkü yönetimler gelir geçer, başkanlar değişir, futbolcular gider, ligler değişir. Fakat bir kulübün tarihine, armasına ve onu var eden insanların ortak hatıralarına sahip çıkma sorumluluğu devam eder.
Diyarbakırspor'un anlamı da tam olarak burada başlıyor.
Bu kulüpte görev almak, ona hizmet etmek, imkânların daraldığı dönemlerde elini taşın altına koymak; yalnızca bir görev üstlenmek değil, bu şehrin değerlerinden birine karşı sorumluluk almaktır.
Diyarbakırspor'a sahip çıkmak, bazen bir maçta takımını desteklemekten çok daha fazlasıdır. Bazen bir çocuğun hayalini, bir babanın hatırasını, bir şehrin geçmişini ve gelecek kuşaklara bırakılacak bir mirası korumaktır.
Bugün taraftarın yükselttiği ses ve Feda Sezonu, Diyarbakır'ın bütün kesimlerinde karşılık bulmalıdır.
Kimse bu sorumluluğu yalnızca birkaç insanın omuzlarına bırakmamalıdır.
Diyarbakırspor'un yeniden ayağa kalkması mümkündür. Bunun için geçmişin hatalarından ders çıkaran, birbirine güvenen, ortak hedefler etrafında birleşen ve kulübü kişilerin değil, kurumsal bir anlayışın güvencesine alan bir yaklaşım gereklidir.
Ve unutulmamalıdır ki bir kulübü yaşatan yalnızca sahaya çıkan on bir futbolcu değildir. Onu yaşatan, yıllar sonra bile aynı armaya baktığında gözleri dolan insanlardır.
Onu yaşatan, yenilgilere rağmen formasını dolabından çıkarmayan, çocuklarına Diyarbakırspor'u anlatan, tribünlerde sesini kaybetse de sevdasından vazgeçmeyen insanlardır.
İşte bugün o insanlar bir kez daha konuşuyor.
Ve söyledikleri söz, yalnızca bir açıklamanın başlığı değil, yılların özlemini taşıyan bir iradenin ifadesidir:
DİYARBAKIRSPOR ARTIK SAHİPSİZ DEĞİLDİR!
Bu sözün gerçek anlamını bulması için şimdi bütün Diyarbakır'ın sorumluluk alma zamanıdır.
Çünkü Diyarbakırspor bir kişinin, bir grubun ya da bir dönemin değil; bu şehrin ortak değeridir.
Ve bazı sevdalar vardır ki onlara sahip çıkmak, yalnızca bir tercih değil, bir vefa meselesidir.
Diyarbakırspor'a sahip çıkmak, Diyarbakır'ın kendisine sahip çıkmaktır.