Sosyal medyada sadece eğlence içeriklerini değil, düşündüren kısa yazıları ve tespitleri okumayı da çok seviyorum. Algoritma da bunu fark etmiş olacak ki karşıma sık sık bu tarz içerikler çıkıyor.

Geçtiğimiz günlerde gördüğüm kısa bir yazı ise beni düşündürdü.

"Her şeyin replikası var artık. İnsanın bile: Replika insan. Yalnız çantaların, kıyafetlerin değil. Kişiliğin, kimliğin, üslubun, varoluşun da replikası türedi artık. Yapay zekâ teknolojisi ve imkânlarıyla revaçta olmak uğruna; o dönemin en iyilerinin replikalarına dönüştü herkes. Yüz binlerce, milyonlarca takipçileri var ama otantik varoluşları yok. Bu Yapay Zekâ Çağı'nda özgünlük kudreti en büyük güç artık."

Bu satırları okuduğumda ilk düşündüğüm şey şu oldu: galiba artık sadece ürünlerin değil, insanların da replikaları var. Eskiden o çanta sahte, bu ayakkabı orijinal değil, derdik. Şimdi ise bazen bir insanın yaşam tarzı bile başka birinin kopyası gibi geliyor. Gittiği kafe, verdiği poz, kullandığı cümle, giydiği kıyafet, çektiği video hatta bazen hayalleri bile.

Bir süre TikTok'ta dolaştığınızda aynı videoyu onlarca farklı kişiden izliyorsunuz. Instagram'a giriyorsunuz, aynı poz, aynı şarkı, aynı filtre, aynı kahve, aynı tatil, aynı "tesadüf."

Fast fashion ile hepimiz benzer kıyafetler giymeye başladık. Sosyal medya ile benzer hayatlar yaşamaya çalışıyoruz. Yapay zekâ ile de benzer içerikler üretmeye başladık.

Bir noktadan sonra insan ister istemez şunu düşünüyor: gerçekten bunu sevdiğimiz için mi yapıyoruz? Yoksa bir yerde gördüğümüz için mi?

Burada ilham almakla taklit etmek arasındaki farkı konuşmamız gerekiyor. Ben ilham almaya inanıyorum. Hatta üretmenin en önemli yollarından birinin iyi örnekleri takip etmek olduğunu düşünüyorum; bir kombin hoşunuza gider, bir yazı ilham verir, bir fotoğraf dikkatinizi çeker ve bunların hepsi de çok normal. Ama mesele onu olduğu gibi kopyalamak değil kendinden bir şey katabilmek ve dönüştürebilmek. Çünkü özgünlük tam da burada başlıyor. Aynısını yapmak kolay, kendine göre yeniden yorumlamak ise emek istiyor.

Son zamanlarda İstanbul sokaklarında yürürken bile bunu hissediyorum. Bir kıyafet görüyorum. "Bu geçen hafta sosyal medyada çok konuşulmuştu." diyorum. Bir kafeye gidiyorum yan masada biri fotoğraf çekiliyor ve poz bile tanıdık geliyor. Çünkü birkaç gün önce aynı pozu başka bir hesapta görmüştüm. Sanki hepimiz aynı ilham panosundan çıkmış gibiyiz.

Belki de sorun birbirimizden etkilenmemiz değil. Sorun, etkilenmekle yetinmeyip kendimizi kaybetmeye başlamamız. Üstelik yapay zekâ bu süreci daha da hızlandırdı. Artık birkaç komut yazarak kendimizi hiç gitmediğimiz bir şehirde gösterebiliyor, hiç yaşamadığımız bir anıyı yaşanmış gibi paylaşabiliyoruz. Teknoloji bunu mümkün kılıyor. Ama mümkün olması, gerekli olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü bir fotoğrafı oluşturmak kolay. Bir hayatı yaşamak ise hâlâ emek istiyor.

Bence bugün yapay zekânın en büyük sınavı teknoloji değil insan. Çünkü yapay zekâ hepimize aynı araçları sunuyor ama o araçlarla özgün bir şey üretmek hâlâ bize kalıyor.

Belki de bu yüzden artık en değerli şey en pahalı çanta, en çok takipçi ya da en kusursuz fotoğraf değil de kendin olabilmek. Çünkü bu çağda herkes birbirine benzemeye çalışırken, en büyük fark hâlâ özgün kalabilmekte. Belki de artık en zor olan, dikkat çekmek değil. Kendin olarak dikkat çekebilmek.