Geçen gün bir mağazaya girdim. Müzik son ses, ekranlar sürekli hareket ediyor, kampanya anonsları, "Nasıl yardımcı olabilirim?" diye yaklaşan çalışanlar, insan kalabalığı...

Bir an durup düşündüm. Alışveriş yapmak gerçekten bu kadar yorucu olmak zorunda mı?

Tam da bunu düşünürken Sephora'nın yeni uygulamasıyla ilgili bir haber karşıma çıktı. Marka, "Quiet Hours" adını verdiği uygulamayı daha fazla mağazasında hayata geçirmeye hazırlanıyor. Belirli saatlerde mağazadaki müzik sesi azaltılıyor, ekranlardaki görsel yoğunluk düşürülüyor ve alışveriş ortamı daha sakin hâle getiriliyor.

Üstelik bu karar rastgele alınmış değil. Sekiz farklı pazarda, 32 mağazada yapılan pilot uygulamanın ardından müşterilerin büyük çoğunluğu bu saatlerin mağazaları daha kapsayıcı ve daha konforlu hâle getirdiğini söylemiş.

Haberi okurken içimden geçen ilk cümle şuydu: Keşke Türkiye'de de olsa. Hatta sadece Sephora'da değil, mümkün olduğunca farklı markalarda. Çünkü çoğumuz bunu fark etmiyoruz ama özellikle büyük alışveriş merkezlerinde aynı anda onlarca uyarana maruz kalıyoruz. Yüksek müzik, parlak ekranlar, kampanya anonsları, yoğun ışık, kalabalık... Hepsi aynı anda.

Bazen sadece ihtiyacımız olan bir ürünü almak için girdiğimiz mağazadan, sanki saatlerce kalmışız gibi yorgun çıkıyoruz.

Bu uygulama ilk bakışta otizm spektrumundaki bireyler, duyusal hassasiyeti olan kişiler, anksiyete yaşayanlar, yaşlılar ya da çocuklu aileler için geliştirilmiş ama bence aslında hepimiz için. Çünkü bazen hepimizin biraz sessizliğe ihtiyacı var.

Bu haber bana başka bir şeyi daha düşündürdü. Eskiden markalar dikkat çekmeye çalışıyordu. Ne kadar yüksek ses ne kadar çok ekran ve ne kadar fazla uyarıcı o kadar başarılı bir mağaza deneyimi oluşturduklarını düşünüyorlardı.

Şimdi ise yavaş yavaş farklı bir anlayış gelişiyor. Artık amaç sadece dikkat çekmek değil.

İnsanların kendini rahat hissetmesini sağlamak. Bence bu, pazarlama ve iletişim dünyasında çok önemli bir değişim. Londra City St. George’s University’de yüksek lisans yaparken PR ve Stratejik İletişim derslerinde en çok üzerinde durulan konulardan biri de buydu. Artık iletişim sadece daha fazla reklam yapmak değil, insanların gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu anlayabilmek, onları dinlemek ve doğru zamanda, doğru ihtiyaca cevap verebilmek. Çünkü iyi bir müşteri deneyimi, herkese aynı şeyi sunmak değildir. Herkesin kendini rahat hissedebileceği bir ortam oluşturabilmektir.

Belki de kapsayıcılık her zaman büyük kampanyalar yapmakla başlamıyor. Bazen sadece müziği biraz kısmakla başlıyor ve belki de en büyük yenilik, tam da sessizlikte saklı.