24 yaşındayım. Bu yüzden Türkiye'nin son Dünya Kupası macerasını gerçekten yaşayabilen nesilden değilim. 2002 Dünya Kupası oynanırken ben daha birkaç aylık bir bebektim. O coşkuyu, sokakları, bayraklarla dolan caddeleri, insanların sabahlara kadar süren kutlamalarını ancak videolardan izleyebildim.
Bu yüzden 2026 Dünya Kupası benim için de birçok genç gibi ayrı bir anlam taşıyordu. Sonuç istediğimiz gibi olmadı. Ama bana göre 24 yıl sonra yeniden Dünya Kupası sahnesinde olmak bile başlı başına gurur vericiydi.
Aynı dönemde bir başka milli takımımız daha vardı. Belki de bize son yılların en büyük spor mutluluklarını yaşatan takım... Filenin Sultanları.
Kendimi bildim bileli onları takip ediyorum. Maçlarına gittim, antrenmanlarını yakından izledim, televizyon başında son sayıya kadar heyecanlandım ve her maçta aynı şeyi gördüm: mücadele, inanç, vazgeçmemek ve sonunda yine bir şampiyonluk daha.
Filenin Sultanları, 2026 FIVB Milletler Ligi'ni kazanarak kupayı bir kez daha Türkiye'ye getirdi.
Aslında bu ilk kez de değildi. Son yıllarda dünya ve Avrupa voleybolunda elde ettikleri başarılar artık istisna olmaktan çıktı; bir geleneğe dönüştü. İki Milletler Ligi şampiyonluğu, Avrupa Şampiyonluğu, Dünya ikincilikleri ve uluslararası arenada sayısız final ve madalya... Her biri, Türkiye adına yazılmış önemli başarı hikâyeleri.
İşte tam da bu noktada aklıma şu soru geliyor. Biz başarılarımızı aynı şekilde kutlayabiliyor muyuz?
Milli futbol takımımızın maçları olduğunda Türkiye'nin dört bir yanında dev ekranlar kuruluyor, meydanlar doluyor, konvoylar yapılıyor, kornalar çalıyor. Hep birlikte aynı heyecanı yaşıyoruz ve bu gerçekten çok güzel, olması gereken de bu. Ama aynı coşkuyu, şampiyon olan Filenin Sultanları için ne kadar yaşayabiliyoruz?
İşte bunu düşündüğümde biraz duraksıyorum. Bu bir futbol-voleybol karşılaştırması değil. Bu bir kadın-erkek karşılaştırması da olmamalı. Çünkü milli forma bunların çok ötesinde bir anlam taşıyor. Ay-yıldızlı formayı giyen herkes, hangi branşta olursa olsun aynı bayrağı temsil ediyor. Kazanarak dönen de... Kaybederek dönen de... O formayı taşıdığı an hepimizin gururu oluyor.
Belki de artık sporu branşlara göre değil, başarıya göre konuşmanın zamanı gelmiştir. Çünkü Türkiye'nin adını dünyaya duyuran her sporcu, alkışı sonuna kadar hak ediyor. Futbol, voleybol, atletizm, yüzme, güreş, okçuluk ya da başka herhangi bir branş...
Hepsinin ortak noktası aynı, hepsi Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil ediyor ve hepsi de ay-yıldız için mücadele ediyor. Bence en çok da bunu alkışlamamız gerekiyor.
Dilerim ki bir gün Dünya Kupası'na katılan ya da dünya şampiyonu olan her milli takımımız için, branşı fark etmeksizin aynı meydanlar dolsun, aynı bayraklar sallansın, aynı kornalar çalsın, aynı gurur paylaşılsın çünkü sevincin de desteğin de ayrımı olmaz.
Bu vesileyle başta Filenin Sultanları olmak üzere, 2026 yılında ülkemizi uluslararası arenada temsil eden, kazanan ya da kazanamayan tüm milli sporcularımıza gönülden teşekkür ediyorum. Bize yaşattığınız gurur için...
İyi ki varsınız.