Kolay olan susmak, görmezden gelmek, günü kurtarmaktır. Zor olan ise risk alarak konuşmak, tartışmayı büyütmek ve çözümün kapısını aralamaktır.

Devlet Bahçeli’nin sözleri tam olarak bu zorlu yolu işaret ediyor. Çünkü bazı meseleler vardır ki, onları yok sayarak değil, üzerine giderek çözebilirsiniz.

Türkiye şimdi tam da böyle bir dönemeçte. Ve bu dönemeçte söylenen her söz, atılan her adım, sadece bugünü değil yarını da şekillendirecek ağırlıkta.

Ülkemiz, uzun yıllardır ağır bedeller ödeyerek mücadele ettiği bir meselenin artık son virajına gelmiş durumdadır. Terörsüz bir Türkiye hedefi, sadece bir güvenlik politikası değil, aynı zamanda siyasi cesaret, toplumsal olgunluk ve stratejik aklın ortak ürünüdür.

İşte tam da bu noktada, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı son çıkış, ezberleri bozan ve süreci gerçekçi bir zemine oturtan önemli bir irade beyanıdır.

Devlet Bahçeli’nin dünkü TBMM Grup Toplantısı’nda dile getirdiği “Abdullah Öcalan’ın statü meselesi yokmuş gibi davranılamaz” tespiti, duygusal reflekslerin ötesine geçen, doğrudan sonuca odaklanan bir yaklaşımın ifadesidir.

Çünkü bir sorunu çözmek istiyorsanız, o sorunun tüm unsurlarını açıkça konuşabilmeniz gerekir. Görmezden gelmek, ertelemek ya da yok saymak, çözümü değil; çıkmazı büyütür.

Burada dikkat çeken asıl nokta ise Bahçeli’nin önerdiği çerçevedir: “Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü.” Bu ifade, rastgele seçilmiş bir kavram değil, aksine, terörün tamamen tasfiye edilmesi ve silahlı yapının siyasallaşarak sistem içine çekilmesi hedefinin bir tanımıdır.

Yani mesele, bir kişiye ayrıcalık tanımak değil, süreci kontrol altına alacak, yönetecek ve nihai hedefe ulaştıracak bir mekanizma kurmaktır.

Elbette bu tür başlıklar toplumda farklı duygular uyandırabilir. Şehitlerimizin aziz hatırası, milletimizin hafızasında derin bir yer tutmaktadır.

Ancak Bahçeli’nin de altını çizdiği gibi, bu hatırayı istismar etmek değil, bu fedakarlıkların bir daha yaşanmaması için kalıcı çözümler üretmek esastır. Gerçek vefa, duyguları diri tutmak kadar, acıları tekrar ettirmeyecek iradeyi ortaya koymaktır.

Bugün gelinen noktada Türkiye, terörle mücadelede askeri anlamda önemli bir mesafe katetmiştir. Ancak nihai hedef, silahların tamamen susması ve meselenin siyaset zemininde çözülmesidir. Bu da ancak açık, net ve cesur adımlarla mümkündür. Devlet Bahçeli’nin yaklaşımı, tam olarak bu cesaretin adıdır.

Süreci sabote etmek isteyenler elbette olacaktır. Kimi ideolojik körlükle, kimi siyasi hesaplarla bu adımları tartışmaya açacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki, güçlü devletler, zor meseleleri konuşabilen ve çözebilen devletlerdir. Türkiye de artık bu olgunluğa ulaşmıştır.

Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu irade, günü kurtarmaya değil, geleceği inşa etmeye yöneliktir. Terörsüz bir Türkiye hedefi, hamasi söylemlerle değil, gerçekçi, kararlı ve kapsayıcı adımlarla mümkün olacaktır. Ve bugün atılan bu adımlar, yarının huzurlu Türkiye’sinin temel taşlarını oluşturmaktadır.