Siyasette taşlar yerinden oynuyor… CHP’de istifalar, “YENİ Parti”in kurulması siyaseti oldukça hareketlendirdi. Asıl soru giderek büyüyor. CHP bu kırılmadan güçlenerek mi çıkacak, yoksa tarihinin en ağır siyasi sınavlarından biriyle mi karşı karşıya kalacak?
Türk siyasetinde son dönemde yaşanan gelişmeler, yalnızca bir parti içi tartışma olmaktan çıkıp muhalefetin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir sürece dönüşmüş durumda.
Bir tarafta 103 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi… Diğer tarafta yeni bir siyasi oluşum…
Ve bütün bu gelişmelerin ortasında milyonlarca seçmenin cevabını merak ettiği tek bir soru. CHP bundan sonra ne yapacak?
Kemal Kılıçdaroğlu açısından mesele yalnızca yeniden CHP’nin başına dönmek ya da parti yönetimini şekillendirmekten ibaret değil. Karşısında 103 yıllık bir siyasi miras bulunuyor.
Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan, Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’nin en önemli siyasi aktörlerinden biri olan CHP’nin bugün yaşayacağı her değişim, doğal olarak partinin geleceğini de yakından ilgilendiriyor.
Kılıçdaroğlu’nun yeniden etkin bir siyasi aktör haline gelmesi halinde önündeki en büyük sınav, parti içindeki kırgınlıkları sona erdirmek ve farklı kanatları aynı çatı altında yeniden buluşturmak olacak.
Çünkü CHP’nin asıl ihtiyacı yalnızca yönetim değişikliği değil. Birliktelik… Güven… Örgüt bütünlüğü… Ve seçmene yeniden güçlü bir gelecek hikayesi anlatabilmek.
Bunlar sağlanamazsa, CHP’de yaşananların, sandığa yansıması kaçınılmaz olabilir.
Son günlerde CHP’den çok sayıda yeni ve eski milletvekili, yönetici, belediye başkanı ve farklı kademelerde görev yapmış isimler istifa ediyor.
YENİ Parti’ye geçişlerin artacağı, hatta çok sayıda belediye başkanının yeni partiye katılacağı yönündeki açıklamalar da siyasi kulisleri hareketlendirmiş durumda.
Ancak burada kritik nokta şu. Siyasette açıklanan rakam ile sandıkta karşılığı bulunan siyasi güç aynı şey değildir. Bir partiden ayrılan isimlerin sayısı elbette önemlidir.
Fakat seçmenin tercihi çok daha önemlidir. Çünkü Türkiye’de siyasi partilerin kaderini yalnızca milletvekilleri, belediye başkanları veya parti yöneticileri belirlemiyor.
Asıl karar verici, sandık başındaki seçmendir. Dolayısıyla CHP’den yaşanabilecek her istifa, partinin otomatik olarak oy kaybedeceği anlamına gelmez.
Aynı şekilde Yeni Parti’ye katılan her siyasi aktör de yeni oluşumun seçimde aynı oranda destek bulacağını garanti etmez.
Yeni bir siyasi hareketin CHP’den kopan seçmenleri ne ölçüde kendi bünyesine taşıyabileceğini şuan için kimse tahlil edemez.
Burada belirleyici olacak birkaç faktör var
Yeni Parti liderliği ve kadrosu.
İdeolojik çizgisi…
Ekonomiye ilişkin politikaları…
Yerel teşkilatlarının gücü… Ve en önemlisi, seçmene hangi siyasi hikayeyi anlatacağı.
Çünkü yalnızca CHP’den ayrılan isimlerin yeni bir partiye katılması, tek başına kalıcı bir siyasi başarı için yeterli olmayabilir.
Türkiye siyasetinde bunun çok sayıda örneği var. Yeni kurulan partiler ilk günlerde büyük heyecan yaratabilir. Ancak sandığa gidildiğinde seçmenin önemli bir bölümü, alışkanlıklarından ve siyasi aidiyetlerinden kolay kolay vazgeçmeyebilir.
Bu nedenle YENİ Parti’nin önümüzdeki süreçte gerçekten güçlü bir siyasi alternatife dönüşüp dönüşmeyeceğini zaman gösterecek.
Peki gelelim en kritik soruya. CHP seçim barajının altında kalır mı?
Bugünden kesin bir cevap vermek mümkün değil. Çünkü seçimlere kadar yaşanabilecek siyasi gelişmeler, ekonomik şartlar, ittifaklar, adaylar ve seçmen davranışları tabloyu tamamen değiştirebilir.
Üstelik Türkiye’de siyasi partilerin seçim performansını yalnızca parti içindeki gelişmeler üzerinden okumak da doğru olmaz.
Ekonominin seyri…
Hayat pahalılığı…
İşsizlik…
Güvenlik…
Dış politika…
Yerel yönetimlerin performansı…
İktidarın politikaları…
Muhalefetin söylemi…
Bütün bunlar seçmenin kararını etkileyebilir. Ancak CHP açısından başka bir gerçek daha var:
CHP sıradan bir siyasi parti değil. 103 yıllık geçmişi bulunan, Cumhuriyet’in kuruluşuyla özdeşleşmiş, Türkiye siyasetinde çok güçlü bir tarihsel hafızaya sahip bir parti.
Bu nedenle CHP’nin son aldığı yaralarla “parti bitti” şeklinde okumak doğru olmaz.
Fakat aynı şekilde tarihsel mirasın gelecekteki seçim başarısını kendiliğinden garanti edeceğini düşünmek de büyük bir yanılgı olur.
CHP’nin önünde aslında iki temel yol bulunuyor.
Birinci yol. İç tartışmaları büyütmek, karşılıklı suçlamaları sürdürmek ve parti içerisindeki ayrışmayı derinleştirmek. Bu yol CHP’yi daha fazla küçültebilir.
İkinci yol ise. Parti içindeki farklı kesimleri yeniden aynı masa etrafında buluşturmak, örgütü toparlamak ve seçmene güven veren yeni bir siyasi program ortaya koymak.
Bu yol ise CHP’nin yeniden güç kazanmasının kapısını açabilir. Burada Kemal Kılıçdaroğlu kadar mevcut CHP yönetiminin de sorumluluğu bulunuyor.
Çünkü mesele artık “Kılıçdaroğlu mu, Özel mi?” sorusunun çok ötesine geçmiş durumda.
Asıl soru şu. CHP, kişilerin ve ekiplerin üzerinde bir parti olduğunu yeniden gösterebilecek mi? Atatürk’ün kurduğu CHP, bugüne kadar Türkiye’nin en zor siyasi dönemlerinden geçti.
Seçim yenilgileri aldı.
Liderler değiştirdi. Ancak siyasi hayatına devam etti. Bugünkü kriz de bu açıdan CHP’nin ilk krizi değil. Fakat bugünkü tabloyu farklılaştıran önemli bir unsur var:
Siyasetin parçalanma eğilimi.
CHP’nin içerisinden yeni siyasi hareketlerin doğması, yalnızca CHP’nin değil, Türkiye’deki muhalefet dengelerinin de yeniden şekillenmesine yol açabilir.
Eğer YENİ Parti, güçlü bir örgütlenmeye dönüşürse, CHP’nin özellikle merkez sol ve sosyal demokrat seçmen üzerindeki etkisi tartışmaya açılabilir.
Fakat YENİ Parti, beklenen karşılığı bulamazsa, CHP bütün bu tartışmaların ardından yeniden toparlanarak yoluna devam edebilir.
Ve en önemlisi, CHP seçmeninin nasıl bir siyasi gelecek istediğinde yatıyor. Kılıçdaroğlu yeniden etkili bir konuma gelirse, geçmişte yaşanan kırgınlıkları geride bırakıp bırakmayacağı kritik olacak.
Çünkü seçmen artık yalnızca geçmişin hesabını değil, geleceğin planını görmek istiyor. CHP’nin de yeni dönemde seçmene; “Biz kimiz?” sorusundan daha çok,
“Türkiye’yi nereye götüreceğiz?” sorusunun cevabını vermesi gerekecek.
Bugün Ankara’da çok sayıda senaryo konuşuluyor.
İstifalar…
Yeni Parti…
Belediye başkanlarının geçişi…
Eski milletvekillerinin tavrı…
Kılıçdaroğlu’nun hamleleri…
Ve Özgür Özel’in YENİ Parti yönetiminin vereceği cevap…
Bütün bunlar elbette önemli.
Ama siyasetin değişmez bir kuralı var:
Kulisler konuşur, sandık karar verir.
CHP’nin baraj altında kalıp kalmayacağını bugünden söylemek mümkün değil. YENİ Parti’nin ne kadar büyüyeceğini de… Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi yeniden toparlayıp toparlayamayacağını da…
Fakat bir gerçek var ki artık inkar edilemez. CHP, tarihinin en önemli siyasi eşiklerinden birinden geçiyor.
103 yıllık bir çınarın dalları budanabilir. Fakat kökleri sağlam olduğu sürece yeniden filizlenme ihtimali her zaman vardır. Bundan sonraki süreçte mesele, CHP’nin kaç kişinin istifa ettiğiyle değil, kaç seçmenin yeniden umut bağladığıyla ölçülecek.
Ve son sözü yine seçmen söyleyecek. Çünkü siyasette en büyük güç, ne parti yönetimlerinde ne kulislerde ne de kürsülerdedir…
En büyük güç, sandığın başındaki seçmenin elindedir.