Bazı dosyalar vardır ki sadece bir kayıp vakası değildir…
Bazı davalar vardır ki sadece bir cinayet soruşturması değildir… Ve bazı isimler vardır ki artık bir insanın adından çok, adaletin vicdan sınavına dönüşür.
İşte Gülistan Doku dosyası tam da böyle bir dosyadır. 2020 yılının Ocak ayında 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Gülistan Doku ortadan kayboldu. Aradan geçen yıllar boyunca ailesi evladını aradı, kamuoyu gerçeğin ortaya çıkmasını bekledi.
Ancak bugün gelinen noktada ortaya çıkan iddialar, yalnızca bir cinayet şüphesini değil, devlet kurumlarına kadar uzandığı öne sürülen son derece ağır suçlamaları da gündeme taşıyor.
Soruşturma kapsamında çok sayıda kişinin gözaltına alınması, 15 kişinin tutuklanması ve dosyaya giren yeni ifadeler, kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.
Elbette bu iddiaların tamamı yargı sürecinde değerlendirilecek, suçluluk ancak mahkeme kararıyla kesinleşecektir.
Ancak soruşturmanın ulaştığı nokta, dosyanın ciddiyetini gözler önüne sermektedir.
Dosyada yer aldığı belirtilen bazı tanık anlatımları ve iddialar, vicdan sahibi herkesi derinden sarsacak nitelikte.
Bir genç kız kayboluyor…
Ardından yıllarca cevap bekleyen bir aile… Ve bugün, delillerin karartıldığı, bazı kayıtların silindiği, olayın üzerinin örtülmeye çalışıldığı yönündeki iddialar…
Eğer bunların bir kısmı dahi doğru çıkarsa, burada sadece bir cinayet değil, adaletin, hukukun ve insanlığın da hedef alındığı çok ağır bir tabloyla karşı karşıya kalınmış olacaktır.
Hiç kimsenin makamı, unvanı ya da sahip olduğu güç, hukukun üstünde değildir.
Devlet, suç işleyenleri koruyan değil, suçun üzerine korkusuzca giden mekanizmanın adıdır.
Toplumun devlete olan güveni de ancak bu ilkenin tavizsiz uygulanmasıyla ayakta kalabilir.
Bu nedenle soruşturmanın derinleştirilmesi, bütün iddiaların eksiksiz araştırılması ve sorumluluğu bulunan herkesin hukuk önünde hesap vermesi büyük önem taşımaktadır.
Bu süreçte Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yaptığı, “Ucu nereye giderse gitsin maddi gerçeğin üzerinin örtülmesine müsaade etmeyeceğiz.” yönündeki açıklaması ise kamu vicdanı açısından önemli bir mesaj niteliği taşımaktadır.
Toplumun beklentisi de tam olarak budur.
Kim olursa olsun…
Hangi makamda bulunursa bulunsun…
Eğer suç işlemişse hukuk önünde hesap vermelidir.
Gülistan Doku artık yalnızca kaybolan bir genç kızın adı değildir. O, adalet bekleyen annelerin, evlat hasreti çeken ailelerin ve vicdan sahibi milyonların ortak çığlığıdır.
Bu dosyada verilecek karar sadece sanıkları değil, hukuk sistemine duyulan güveni de etkileyecektir.
Çünkü adalet gecikebilir… Ama geciken adaletin, sonunda eksiksiz tecelli etmesi gerekir.
Türkiye’nin ihtiyacı, söylentiler değil, tüm yönleriyle ortaya çıkarılmış maddi gerçek, bağımsız yargılama ve hukukun üstünlüğüdür.
Gülistan Doku’nun ailesinin yıllardır beklediği tek şey de budur. Gerçeğin ortaya çıkması…
Ve sorumluların, mahkemelerin vereceği kesin hükümler doğrultusunda adalet önünde hesap vermesi.