Son bir haftada basına yansıyan beş ayrı köpek saldırısı… Üstelik mağdurlardan biri bir çocuk. Hayatını kaybetti. Rahmet diliyorum.
Bu tabloyu “tesadüf” diyerek geçiştirmek mümkün mü? Her biri ayrı bir ihmalin, ertelenmiş bir sorumluluğun ve görmezden gelinmiş bir sorunun acı sonucu olarak karşımızda duruyor.
Artık mesele münferit olaylar değil, toplumun her kesimini tedirgin eden ciddi bir güvenlik sorunudur. Tam da bu yüzden, başıboş köpek meselesini duygusal tartışmaların ötesine taşıyıp, gerçekçi ve kalıcı çözümlerle ele almak zorundayız.
Bir toplumun vicdanı, yalnızca duygularıyla değil, aklıyla, düzeniyle ve sorumluluk duygusuyla ölçülür. Başıboş köpek meselesi tam da bu sınavın ortasında duruyor.
Ne sadece “hayvan sevgisi” diyerek geçiştirilecek kadar basit, ne de görmezden gelinecek kadar küçük bir sorun. Aksine, büyüyen, yaygınlaşan ve artık ertelenemez bir gerçekliktir.
Bugün sokaklarda kontrolsüz şekilde çoğalan sahipsiz köpekler meselesi, bir yönüyle ekolojik dengeyi tehdit ederken, diğer yönüyle toplum sağlığını ve güvenliğini doğrudan etkiliyor. Köylerde kümes hayvanlarının zarar görmesi, şehirlerde çocukların korkuyla sokakta yürüyememesi, gece saatlerinde vatandaşların tedirginlik yaşaması… Bunlar münferit değil, giderek yaygınlaşan bir tablonun parçalarıdır.
Ancak meseleye yalnızca insan merkezli bakmak da eksik olur. Çünkü sokak, hayvanlar için de merhametli bir yaşam alanı değildir.
Açlık, hastalık, trafik kazaları ve şiddet riskiyle dolu bir yaşam, “özgürlük” olarak tanımlanamaz. Gerçek hayvanseverlik, hayvanları kaderine terk etmek değil, onların güvenli, sağlıklı ve kontrol altında bir yaşam sürmesini sağlamaktır.
İşte bu noktada, “toplama” meselesi yanlış anlaşılmamalıdır. Bu, bir cezalandırma ya da yok etme politikası değil, aksine hem insanı hem hayvanı korumaya yönelik bir düzenleme ve sorumluluk meselesidir.
Kontrolsüzlüğün ortadan kaldırılması, kısırlaştırma, aşılama ve uygun koşullarda barınma imkanlarının sağlanması, çağdaş şehir yönetiminin gereğidir.
Dünyanın gelişmiş şehirlerine baktığımızda, sokaklarda başıboş hayvan popülasyonunun kontrol altına alındığını görüyoruz. Bu, ne vicdansızlık ne de sevgisizliktir.
Tam tersine, planlı ve sürdürülebilir bir hayvan refahı anlayışının sonucudur. Çünkü kontrolsüzlük, en çok yine hayvanlara zarar verir.
Ekonomik boyut da göz ardı edilemez. Belediyelerin artan bakım ve müdahale maliyetleri, sağlık sistemine binen yük, iş gücü kayıpları ve şehirlerin güvenlik algısı… Tüm bunlar, meselenin sadece sokakla sınırlı olmadığını, doğrudan ülke yönetimiyle ilgili bir konu haline geldiğini gösteriyor.
Elbette çözüm, uç yaklaşımlarda değildir. Ne başıboşluğu savunmak ne de sert ve vicdansız yöntemlere başvurmak kabul edilebilir. Doğru yol, bilimin, hukukun ve vicdanın kesiştiği noktadadır.
Kanunun açıkça belirttiği gibi, sahipsiz hayvanların toplanması, kısırlaştırılması ve uygun koşullarda barınaklarda tutulması bir tercih değil, zorunluluktur.
Burada en büyük sorumluluk yerel yönetimlere düşmektedir. Belediyeler, bu görevi geciktirmeden, eksiksiz ve kararlılıkla yerine getirmelidir. Çünkü mesele artık bir tercih değil, kamu düzeni ve güvenliği meselesidir.
Unutulmamalıdır ki, sokakta başıboşluk ne insan için güvenlidir ne de hayvan için merhametlidir. Gerçek çözüm, duygularla değil, akıl, planlama ve kararlılıkla mümkündür.
Bugün yapılması gereken şey nettir:
Sokakları riskten, hayvanları sahipsizlikten kurtaracak adımları atmaktan çekinmemek.
Çünkü bu tablo bize yakışmıyor.