TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporun oy çokluğuyla kabul edilmesi, Türkiye adına tarihi bir eşik olarak kayda geçti. 47 kabul, 2 ret, 1 çekimser…

Bu tablo, siyasetin uzun yıllardır üzerinde mutabakat sağlayamadığı bir konuda, önemli bir iradenin ortaya konduğunu gösteriyor.

AK Parti’den CHP’ye, MHP’den DEM Parti’ye kadar geniş bir yelpazenin “evet” demesi, “Terörsüz Türkiye” hedefinin artık bir siyasi slogan değil, somut bir devlet politikası olarak ele alındığını ortaya koyuyor.

Ancak bu tablo içinde iki “ret” ve bir “çekimser” oy, doğal olarak dikkatleri üzerine çekti.

Önce şunu net söyleyelim:

Türkiye’nin terörden arınması, kanın durması, anaların gözyaşının dinmesi, siyasi aidiyetlerin üstünde, ideolojik hesapların ötesinde bir meseledir. Bu meselede takınılan tavır, yalnızca bir parti pozisyonu değil, aynı zamanda tarih önünde alınmış bir duruştur.

TİP ve EMEP Milletvekillerinin “ret” oyu kullanması, özellikle Kürt kamuoyunda ciddi bir tepkiye yol açtı. Sosyal medyada yükselen eleştirilerde, “Kürtlerin oylarıyla Meclis’e girip Kürtlerin hayrına olacak adımlara karşı durmak” şeklindeki yorumlar dikkat çekti.

Elbette herkesin demokratik hakkıdır, ancak siyasetin meşruiyeti, temsil ettiği toplumsal beklentiyle uyumlu olmak zorundadır.

Asıl şaşkınlığımı ise, Türkan Elçi’nin “çekimser” oyu oluşturdu.

Evet…

Türkan Elçi’ye çok şaşırdım.

Tahir Elçi…Diyarbakır’ın ortasında, “Silahlar sussun” derken hayatını kaybeden bir baro başkanıydı. Şiddetin, çatışmanın ve hendek siyasetinin şehirleri nasıl yaktığını en yakından yaşayan bir isim idi. O acının en yakın tanığı, en ağır yükünü taşıyan kişi ise Türkan Elçi. Yani eşi…

Tam da bu nedenle, terörün tamamen sona erdirilmesine yönelik bir irade beyanında “çekimser” kalması kamuoyunda sorgulandı.

Elçi’nin gerekçesi, raporda faili meçhul cinayetlere dair özel bir bölüm bulunmaması. Bu hassasiyet anlaşılabilir. Türkiye’nin geçmişle yüzleşmesi, karanlık dönemleri aydınlatması elbette önemlidir.

Ancak bugün atılan adım, geleceği inşa etmeye yöneliktir. Geçmişin muhasebesi ayrı başlıkta yürütülebilir, fakat geleceğe dair iradeyi askıda bırakmak, sürecin ruhuna gölge düşürebilir.

“Terörsüz Türkiye” hedefi, bir partiye, bir ideolojiye ya da bir kesime ait değildir. Bu hedef, Diyarbakır’daki esnafın da Hakkari’deki gencin de, İzmir’deki öğrencinin de, Ankara’daki memurun da ortak beklentisidir.

Bu meselede atılan her adım, eksikleri konuşularak geliştirilebilir, fakat sürecin kendisini zayıflatacak pozisyonlar toplum vicdanında karşılık bulmaz.

Türkiye artık hendek siyasetinin, şehir çatışmalarının, sokak barikatlarının ülkeye ne kaybettirdiğini çok iyi biliyor. O günleri tekrar yaşamamak için Meclis’te geniş bir mutabakat zemini oluşmuşken, “çekimser” ya da “ret” tavırları ister istemez sorgulanıyor.

Çünkü bu mesele; geçmişin hesabını görmek kadar, geleceğin hesabını doğru yapmak meselesidir.

Terörsüz bir Türkiye; sadece güvenlik değil, aynı zamanda demokrasi, kalkınma ve kardeşlik demektir.

Bu süreç elbette eleştirilebilir, geliştirilebilir, eksikleri tamamlanabilir. Ama topyekun bir iradeye mesafe koymak, hele ki acıyı en yakından yaşamış bir isimden gelince, daha fazla dikkat çekiyor.

Belki de bu karar, Türkan Elçi açısından bir vicdani hassasiyetin ifadesidir. Ancak toplumun önemli bir kesimi, böylesi bir tarihi eşikte daha net bir duruş bekliyordu.

Türkiye uzun yıllardır ağır bedeller ödedi. Artık siyaset, terörün gölgesinde değil; demokrasinin ışığında konuşulmalı.

Ve bu ışığın güçlenmesi için, herkesin sorumluluğu var.