Türkiye’de uzun süredir konuşulan ama bir türlü çözülemeyen bir gerçek var. Üretici kazanamıyor, tüketici alamıyor ama aradaki zincir büyüdükçe büyüyor.
Tarlada 4-5 TL’ye satılan bir ürünün market raflarında 100 TL’yi, hatta 120 TL’yi bulması artık istisna değil, neredeyse kural haline gelmiş durumda. Peki bu nasıl mümkün oluyor?
Anlatmaya çalışayım; Bir tarafta emeğinin karşılığını alamayan çiftçi…Diğer tarafta fileyi dolduramayan, her geçen gün daha fazla fedakarlık yapmak zorunda kalan vatandaş…Ve ortada, denetimlere rağmen büyüyen, şişen, kontrolden çıkan bir fiyat mekanizması…
Bu tablo, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda vicdani bir sorundur.
Tüketici Konfederasyonu Başkanı Aydın Ağaoğlu’nun tespiti son derece çarpıcı. Zincir marketlere kesilen cezalar caydırıcı değil. Hatta daha da ötesi, bu cezalar adeta bir “maliyet kalemi” olarak görülüyor. Yani ceza kesiliyor, ama ertesi gün etiketlere yapılan zamlarla bu ceza yine vatandaşa ödetiliyor.
Bu durumda şu soruyu sormamız kaçınılmaz:
Ceza kime kesiliyor, kim ödüyor?
Eğer kesilen ceza tüketiciye geri dönüyorsa, ortada gerçek bir yaptırımdan söz etmek mümkün değildir. Bu, sistemin kendi içinde bir açık verdiğini gösterir. Çünkü cezanın amacı caydırmak olmalı, telafi etmek değil.
Bugün gelinen noktada sorun yalnızca fiyat artışı değildir. Sorun, üretimden tüketime kadar uzanan zincirdeki denetimsizlik, şeffaflık eksikliği ve fırsatçılığın sistematik hale gelmesidir.
Aradaki fiyat farkını sadece “nakliye”, “depolama” ya da “işletme giderleri” ile açıklamak mümkün değildir. Elbette maliyetler vardır, olacaktır. Ancak 4 TL’den 120 TL’ye çıkan bir fiyat, maliyet değil, başka bir şey anlatır.
Bu noktada atılması gereken adımlar nettir.
Denetimler artırılmalı ama daha önemlisi etkili hale getirilmelidir. Kesilen cezalar, şirketlerin büyüklüğüne göre belirlenmeli ve gerçekten can yakmalıdır.
Şube sayısına bölündüğünde sembolik kalan cezalar, bu sistemin en büyük açmazıdır.
Ayrıca fiyat oluşum süreci şeffaflaştırılmalıdır. Vatandaş, bir ürünün tarladan sofraya gelene kadar hangi aşamalardan geçtiğini, kimlerin ne kadar kazandığını bilmelidir. Bu şeffaflık sağlanmadan güvenin tesis edilmesi mümkün değildir.
Bir diğer önemli başlık ise üreticinin desteklenmesidir. Çünkü güçlü bir üretici yoksa, piyasada denge de olmaz. Çiftçi üretmekten vazgeçerse, raflardaki fiyatları konuşmanın da bir anlamı kalmaz.
Ve unutulmamalıdır ki mesele sadece ekonomi değildir. Mesele, adalet meselesidir.
Vatandaşın cebine uzanan her haksız el, sadece bütçeyi değil, toplumsal güveni de zedeler. Bu yüzden artık günü kurtaran değil, sistemi düzelten adımlara ihtiyaç var.
Çünkü bu zincir kırılmadıkça, ne üretici rahat nefes alabilir ne de vatandaş huzurla alışveriş yapabilir.