Türkiye’nin vicdanında yıllardır kapanmayan bir yara vardı. Gülistan Doku.

Genç bir üniversite öğrencisi, 5 Ocak 2020’de ortadan kayboldu…Ardında gözyaşı, soru işaretleri ve derin bir sessizlik bıraktı. Dosya zamanla raflara kaldırıldı, umutlar törpülendi, adalet beklentisi adeta zamana bırakıldı.

Whatsapp Image 2026 04 14 At 13.11.19

Ta ki Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı koltuğuna Ebru Cansu oturana kadar…Göreve geldiği ilk gün sarf ettiği o cümle, aslında bu sürecin nasıl ilerleyeceğinin de ilanıydı;

“Ben bir başsavcıdan önce bir kız çocuğu annesiyim. Gülistan’a ne olduğunu bulacağım.”

Bu söz, sıradan bir bürokratik açıklama değildi. Bu, vicdanın hukuka, anneliğin adalete dönüştüğü bir irade beyanıydı.

Ve aradan geçen sürede o sözün gereği yapıldı. Yıllardır ilerlemeyen dosya yeniden açıldı. Deliller sil baştan incelendi. Özel ekip kuruldu. Ve nihayet düğmeye basıldı…

Tam 7 ilde eş zamanlı operasyon, 13 kişi hakkında gözaltı kararı…

Üstelik gözaltına alınanlar arasında dönemin Tunceli Valisi’nin oğlunun da bulunması, bu soruşturmanın “dokunulmazlar” zırhını da parçaladığını gösterdi.

Whatsapp Image 2026 04 14 At 14.38.09

İşte tam bu noktada, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklaması, sürecin ruhunu net biçimde ortaya koydu.

Soruşturma çok yönlü ilerliyor, hiçbir şüphe göz ardı edilmiyor ve en önemlisi “ucu nereye giderse gitsin” kararlılığıyla yürütülüyor.

Bu söz, bu dosyada uzun zamandır duyulmak istenen bir cümleydi.

Çünkü bu ülkede bazı dosyalar sadece kaybolmaz… Aynı zamanda unutturulmak istenir. Ama Gülistan Doku dosyası, unutulmayı reddeden bir vicdanın adı oldu.

Başsavcı Ebru Cansu’nun ortaya koyduğu duruş ise yalnızca bir soruşturmayı değil, aynı zamanda bir zihniyeti de değiştirme potansiyeli taşıyor.

Kadın bir başsavcının, “anne kimliğiyle” adalet arayışına yön vermesi, aslında toplumun en derin yaralarına temas eden bir hassasiyeti de beraberinde getiriyor.

Bu mesele artık sadece bir kayıp vakası değil… Bu mesele, adaletin gerçekten herkese eşit uygulanıp uygulanmadığının turnusol kağıdıdır.

Bugün sosyal medyada yükselen destek mesajları boşuna değil.

Whatsapp Image 2026 04 14 At 14.37.48

“Helal olsun Başsavcım”, “Ayağına taş değmesin” diyenler aslında şunu söylüyor:

“Biz artık karanlıkta kalan dosya istemiyoruz.”

Ve açık konuşalım…

Eğer bu dosya gerçekten sonuna kadar giderse, sadece Gülistan’ın akıbeti aydınlanmayacak, aynı zamanda Türkiye’de adalete olan güven de yeniden inşa edilecek.

Ebru Cansu’nun attığı adım, bir hukuk hamlesinden çok daha fazlasıdır. Bu, vicdanın devreye girdiği bir kırılma anıdır.

Şimdi herkesin gözü aynı noktada.

Bu kararlılık sürdürülecek mi?

Eğer söz verildiği gibi “ucu kime dokunursa dokunsun” gidilirse…

İşte o zaman bu dosya sadece bir kayıp hikayesi olmaktan çıkacak, adaletin geç de olsa yerini bulduğu bir dönüm noktası olarak tarihe geçecektir.