Siyasette geçen uzun yıllar bana şunu öğretti: Devlet yönetmek ile gündem yönetmek aynı şey değildir. Gündem her gün değişir; devlet ise süreklilik ister. Bugün konuşulan birçok mesele yarın yerini başka tartışmalara bırakacaktır. Fakat devlet aklı, günlük tartışmaların ötesine bakabilme kabiliyetini korumak zorundadır.

Son yıllarda siyasetin dili giderek sertleşiyor. Fikirler yarışmaktan çok taraflar çatışıyor. Eleştiri çoğu zaman çözüm üretmek için değil, rakibi etkisiz hâle getirmek için yapılıyor. Oysa demokrasinin gerçek gücü, farklı görüşlerin ortak bir gelecek inşa edebilme iradesinde saklıdır.

Türkiye'nin bulunduğu coğrafya bize hata yapma lüksü tanımıyor. Yakın çevremizde savaşlar, istikrarsızlıklar ve güç mücadeleleri yaşanırken içeride birlik duygusunu koruyabilmek her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Millî meselelerde ortak bir zemini muhafaza etmek, sadece iktidarın değil, muhalefetin de sorumluluğudur.

Kamu görevinde bulunduğum yıllarda farklı dönemler yaşadık. Terörle mücadelede zor günler gördük, ekonomik sıkıntılar yaşadık, doğal afetlerle karşılaştık. Her dönemin kendine özgü şartları vardı. Ancak değişmeyen bir gerçek vardı: Devlet kurumları sağlam kaldığı, hukuk işlediği ve milletin güveni korunduğu sürece Türkiye bütün zorlukların üstesinden gelebildi.

Bugün de aynı ilkeye ihtiyaç duyuyoruz. Siyaseti yalnızca seçim kazanma hesabına indirgediğimizde ülkeye haksızlık etmiş oluruz. Seçimler demokrasinin vazgeçilmez unsurudur; fakat demokrasi sadece sandıktan ibaret değildir. Güçlü kurumlar, liyakat, hesap verebilirlik ve toplumsal güven de demokrasinin ayrılmaz parçalarıdır.

Teknolojinin hayatımızı dönüştürdüğü, iletişimin saniyeler içinde gerçekleştiği bir çağda yaşıyoruz. Bilgi hızla yayılıyor; ne var ki sağduyu aynı hızla çoğalmıyor. Sosyal medyada yükselen her ses hakikati temsil etmiyor. Bu yüzden siyasetçinin de vatandaşın da daha dikkatli, daha sabırlı ve daha sorumlu davranması gerekiyor.

Türkiye'nin en büyük gücü, kriz anlarında kenetlenebilme kabiliyetidir. Tarihimiz bunun sayısız örneğiyle doludur. Bu dayanışma ruhunu yalnızca zor zamanlarda değil, normal dönemlerde de canlı tutmak zorundayız. Çünkü güçlü devlet, güçlü toplumun üzerine inşa edilir.

Bugün gençlerimiz daha fazla fırsat, daha fazla adalet ve daha güçlü bir gelecek talep ediyor. Bu talepleri siyasi rekabetin malzemesi olarak değil, ülkemizin ortak hedefi olarak görmek gerekir. Onlara bırakacağımız en büyük miras, kutuplaşmanın değil uzlaşmanın; öfkenin değil sağduyunun; geçici hesapların değil kalıcı eserlerin hâkim olduğu bir Türkiye olacaktır.

Devlet görevinden ayrılabilirsiniz; fakat devlete karşı sorumluluğunuz hiçbir zaman sona ermez. Ben de bugün yaşanan gelişmelere bu bilinçle bakıyor, Türkiye'nin sahip olduğu tecrübeye, kurumlarına ve milletimizin ferasetine güvenmeye devam ediyorum. Siyasetin asıl imtihanı, günü kurtarmak değil, gelecek nesillerin güvenle yaşayacağı bir ülkeyi inşa etmektir. Bütün gayretimizin yönü de bu olmalıdır.