Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul'da bir yere yetişmeye çalışıyorum. Trafik var, geç kalma stresi var, bir yandan saate bakıyorum. Bir de böyle zamanlarda önünüze kamyon, servis ya da dolmuş geldiyse insanın sabrı iyice sınanıyor.

Tam da böyle bir anda bir dolmuş önüme geçti. İçimden, “Eyvah, şimdi dur-kalk bunun arkasından gideceğiz. İlk fırsatta sollamam lazım.” diye geçirirken gözüm dolmuşun arkasındaki yazıya takıldı: “Bize bir gençlik daha lazım, ilkini ziyan ettik...!!!”

Bir anda bütün sinirim geçti. Ah dedim. Bu söz ne kadar doğru. Sonra biraz daha dikkatli baktım: sol altta 21, kırmızı-yeşil atkı, sağda “Lice’li.” Dedim ki, tamam... Hemşerim.

O saatten sonra sollamak falan hak getire. Az önce nasıl geçeceğim bunun önüne diye düşündüğüm dolmuşun arkasından gayet mutlu gitmeye başladım. Hatta içimden, bir kırmızı ışığa denk gelsek de camı açıp ‘Hemşerim, söz çok iyiymiş, hayırlı işler!’ desem, diye de geçirdim. O da beni duymuş gibi bir süre sonra yol verdi. İstanbul trafiğinde küçücük bir an ama beni gülümsetmeye yetti.

Bu köşede bir süredir beraberiz. Beni çoğunlukla Z kuşağından bahsederken, iş hayatını sorgularken, Londra'daki yüksek lisansımdan söz ederken, gördüğüm bir pazarlama haberini yorumlarken okuyorsunuz. Koç mezunu, Londra'da master yapmış, İstanbul'da yaşayan, sosyal medyayı seven genç bir kadın... Hani dışarıdan bakınca biraz “cool girl” diyebileceğiniz bir profil ama benim başka bir tarafım daha var.

Ben Diyarbakırlıyım. Üstelik hayatım boyunca Diyarbakır'da hiç yaşamadım. Ankara'da doğdum. İstanbul'da yaşadım, Londra'da yaşadım. Diyarbakır'a ise hep kısa sürelerle gittim ama biri bana nerelisin diye sorduğunda cevabım hiçbir zaman değişmedi: Diyarbakırlıyım.

Çünkü bence memleket sadece doğduğunuz ya da yaşadığınız yer değildir. Bazen bir şehir insanın ruhuna, ailesine, sofrasına, konuşmasına, müziğine işler. Siz orada yaşamamış olsanız bile o şehir sizin kimliğinizin bir parçası olur. Diyarbakır benim için tam olarak böyle. Belki de bu yüzden yerel olan şeyleri çok seviyorum; samimi bir ortamda Diyarbakır ağzıyla konuşmayı, Diyarbakır türkülerini, eyvan gecelerini, kamyon ve dolmuş arkası yazılarını...

Hatta söylemesi biraz komik ama benim müzik listemi görseniz, dışarıdan çizdiğim görüntüyle pek bağdaştıramayabilirsiniz. Londra'da yüksek lisansa giderken bile kulaklığımda çoğu zaman Türkçe pop, türkülerimiz ya da arabesk çalıyordu. Bugün de değişmedi. Mahsun Kırmızıgül hâlâ favorilerimden.

Önüme iki seçenek koysanız; İstanbul'da çok popüler, yabancı bir ismin etkinliği mi, yoksa bir Diyarbakır eyvan gecesi mi? Büyük ihtimalle beni eyvan gecesinde bulursunuz.

Galiba insan tek bir kimlikten oluşmuyor, modern olmak yerel olmaya engel değil ve dünyayı görmek memleketine bağlı olmaya da...

Londra'da eğitim alabilirsiniz ama bir Diyarbakır türküsünde kendinizi evinizde hissedebilirsiniz. Instagram'daki son trendleri takip edip trafikte kamyon arkası yazı görünce fotoğrafını çekmek için telefonunuza sarılabilirsiniz.

Belki de bizi özgün yapan şey tam olarak bu karışım. Hepimiz farklı yerlerden, ailelerden, şehirlerden, deneyimlerden parçalar taşıyoruz. Benim parçalarımdan biri de kesinlikle Diyarbakır.

Gelelim hemşerimin dolmuşunun arkasındaki söze: “Bize bir gençlik daha lazım, ilkini ziyan ettik.”

24 yaşında biri neden bu cümleye bu kadar katılır? Çünkü bizim kuşak kısa zamanda çok şey gördü. Daha üniversiteye yeni başlayacakken pandemiyle karşılaştık. Üniversite sıralarında olmamız gereken dönemde bilgisayar ekranından derslere girdik. Depremler gördük. Ekonomik krizler gördük. Savaşları, siyasi krizleri, dünyadaki büyük değişimleri telefon ekranlarımızdan anbean takip ettik. Daha yirmili yaşlarımızdayken, önceki kuşakların belki onlarca yıla yayarak karşılaştığı birçok kavramı ve olayı çok kısa bir dönemde öğrendik. Belki de bu yüzden bazen kendimizi yaşımızdan biraz daha büyük hissediyoruz.

Ben de geçtiğimiz dönemde yaptığım ilk TEDx konuşmamda biraz bunu anlattım: çok kısa sürede yaşadıklarımızı, yeniden düşündüklerimi ve bunların bana ne öğrettiğini... O da başka bir haftanın konusu olsun.

Bu hafta size ne bir marka anlatmak istedim ne iş hayatını ne de Z kuşağının çalışma düzenini. Sadece trafikte önüme geçen Diyarbakırlı bir dolmuş şoförü sayesinde, biraz da başka Sare'yle tanışın istedim: biraz modern, biraz yerel, biraz cool girl ve biraz da arabesk. Ama memleket söz konusu olduğunda sonuna kadar Diyarbakırlı.

Hemşerime de buradan selam olsun. Sözü gerçekten çok iyiydi.

Dolmus