Bir Devlet Adamı, Bir Diplomat, Bir Diyarbakır Beyefendisi
Hikmet Çetin

Gaz lambasının titrek ışığında, günler sonra Lice’ye ulaşan eski bir gazeteyi defalarca okuyan küçük bir çocuk…
Belki de o gün yalnızca bir gazete okumuyordu.
Kendi geleceğini satır satır yazıyordu.
Onun hikâyesi; yokluğu bilgiyle aşan bir çocuğun hikâyesidir.
1937 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesinde dünyaya geldi.
Çocukluğu, İkinci Dünya Savaşı’nın en zor yıllarında geçti.
Lice’de yol, elektrik ve su yoktu.
Gaz lambasının, bazen de yalnızca bir mumun ışığında ders çalışıyordu.
İlçeye gazete günler, bazen haftalar sonra tek bir nüsha olarak ulaşırdı.
O gazeteyi satırlarını neredeyse ezberleyene kadar okurdu.
Çünkü bilgiye duyduğu merak, bütün imkânsızlıklardan daha büyüktü.
Çocukluğu yoksulluk içinde geçti.
Çoğu zaman çarıklarla ya da yıpranmış ayakkabılarla okula gitti.
Ama bütün bu yokluklar ona sabretmeyi ve çalışmayı öğretti.
Ortaokulu bitirdiğinde tek başına Ankara Atatürk Lisesi’ne gitti.
Lice’den sonra Ankara ona bambaşka bir dünya gibi geldi.
İlk kez elektrikle aydınlanan sokakları, sıcak suyu ve büyük kütüphaneleri gördü.
Gaz lambasının loş ışığından sonra Ankara, ona yeni bir dünyanın kapılarını açtı.
İşte o gün kendi kendine bir söz verdi.
Okuyacağım…
Çok okuyacağım…
Belki de bütün hayatını değiştiren karar buydu.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi.
Devlet Planlama Teşkilatı’nda görev aldı.
Yurt dışında eğitim ve araştırmalarla kendini geliştirdi.
Ardından siyasete girdi.
Üstlendiği önemli devlet görevleriyle ülkesine uzun yıllar hizmet etti.
Ama onu o makamlara taşıyan şey, makam hırsı değildi.
Gaz lambasının ışığında başlayan öğrenme tutkusu…
Çalışmaya olan inancı…
Ve ülkesine duyduğu sorumluluk duygusuydu.
Çünkü bazen bir gaz lambası, bir ömrü aydınlatmaya yeter.