Bir Hekim, Bir Bilim İnsanı, Bir Diyarbakır Sevdalısı
Prof. Dr. Selahattin Yazıcıoğlu

Henüz bir yaşındaydı…
Babasını veremden kaybettiğinde.
13 yaşına geldiğinde bu kez ağabeyi Rıza’yı, dizanteri salgınında yitirdi.
Belki de çocuk yaşta yaşadığı bu iki büyük kayıp, hayatının yönünü belirledi.
Çünkü yıllar sonra o küçük çocuk doktor olacak…
Ömrünü göğüs hastalıklarıyla mücadeleye adayacaktı.
1921 yılında Diyarbakır’ın İskenderpaşa Mahallesi’nde dünyaya geldi.
Kâtipzade Mustafa Şevki Bey ile Mahide Hanım’ın dört çocuğundan en küçüğüydü.
Maddi imkânsızlıklar içinde büyüdü.
Annesinin fedakârlıklarıyla İstanbul’a gitti ve 1945 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.
Yıllar sonra memleketine döndü.
1969 yılında Diyarbakır Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Kürsüsü’nde göreve başladı.
1974 yılında doçent, 1979 yılında profesör oldu.
Onu bilim dünyasında tanınır kılan, Diyarbakır’da yaptığı araştırmalar oldu.
“Çermik hastalığı”nın, evlerde kullanılan asbestli beyaz topraktan kaynaklandığını ortaya koydu.
Araştırması 1976 yılında ABD’de yayımlanan Chest dergisinde yer aldı.
Bu çalışmayla “çevresel asbestozis” kavramını dünya tıp literatürüne kazandırdı.
1980 yılında Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü’ne layık görüldü.
Ama Diyarbakır’a bıraktığı iz yalnızca bilimle sınırlı değildi.
Dicle Üniversitesi’nin kuruluşuna emek verdi.
1980 yılında rektörlüğüne seçildi.
Akademik yaşamı boyunca yüzlerce doktorun yetişmesine katkı sundu.
1 Nisan 2002’de, doğduğu şehir Diyarbakır’da hayata veda etti.
Geride bilimsel çalışmalarını…
Bir üniversitenin kuruluşundaki emeğini…
Yetiştirdiği hekimleri…
Ve memleketine adanmış bir ömrü bıraktı.
Belki de bir ömrün hikâyesi şu iki cümlede saklıydı:
Bir yaşında babasını veremden kaybeden o çocuk…
Yıllar sonra Diyarbakır’dan dünya tıp literatürüne uzanan bir bilim insanı oldu.