Ankara’da son bir haftadır nereye gitsem aynı feryatla karşılaşıyorum.

Berberinden taksicisine, sanayi esnafından ev hanımına kadar herkesin dilinde tek bir cümle var: “Allah aşkına yazın bunu…Günlerdir susuzuz!”

Bu bir abartı değil.

Bu, başkent Ankara’nın acı gerçeği.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kalbi olan Ankara, bugün ne yazık ki en temel insan hakkı olan suya erişim konusunda sınıfta kalmış durumda. Üstelik bu tablo, “olağanüstü bir kuraklık” ya da “doğal afet” sonrası ortaya çıkmış değil. Aksine, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kendi açıklamasına göre 2025, son 50 yılın en kolay yılı.

Peki madem yıl bu kadar “kolay”, o halde bu bitmek bilmeyen su kesintileri neden?

Son yerel seçimlerde Ankara halkının yaklaşık yüzde 60 oyuyla yeniden seçilen Mansur Yavaş, bugün başkenti adeta susuzlukla imtihan edilen bir Kerbela’ya çevirmiş durumda.

Çankaya, Yenimahalle, Sincan, Elmadağ, Keçiören, Pursaklar…

Liste uzuyor.

Bu ilçelerde yaşayan vatandaşlar günlerdir ellerinde bidonlarla, komşudan komşuya dolaşıyor. Evlerde çamaşır yıkanamıyor, temizlik yapılamıyor, insanlar temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Bu çağda, bu ülkede, bu başkentte kabul edilebilir mi?

Ankara Büyükşehir Belediyesi cephesinden gelen açıklamalar hep aynı:

“Teknik arıza”,

“Hat çalışması”,

“Geçici kesinti”…

Ama vatandaşın yaşadığı şey geçici değil. Bu, derinleşen bir yönetim zaafıdır. Eğer altyapı bu kadar kırılgansa, eğer teknik arızalar bu kadar sık yaşanıyorsa, o zaman sormak zorundayız:

Bu şehir neden zamanında hazırlanmadı? Önleyici tedbirler neden alınmadı? En çok da bu tablo insanın içini acıtıyor.

Bir yanda günlerdir susuzlukla mücadele eden insanlar,

diğer yanda kamuoyuna güçlü bir kriz yönetimi mesajı veremeyen bir belediye yönetimi.

Açık konuşalım:

Bu ölçekte bir sorun yaşanırken, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın sessizliği ve rahatlığı, vatandaşta büyük bir öfke oluşturuyor.

Ankara halkı şunu soruyor:

“Biz susuzlukla boğuşurken, siz nasıl bu kadar rahat olabiliyorsunuz?”

Bu bir siyasi değil, vicdani meselesidir.

Bu yazı bir parti yazısı değil. Bu yazı bir muhalefet hesabı da değil. Bu yazı, musluktan su akmayan evlerin, çocuğuna su bulamayan annelerin, dükkanını kapatmayı düşünen esnafın sesidir.

Belediyecilik, algı yönetimiyle, sosyal medya paylaşımlarıyla, sloganlarla yapılmaz. Belediyecilik, kriz gelmeden önlem almak, kriz geldiğinde ise şeffaf, hızlı ve etkili müdahale etmekle yapılır.

Başkent Ankara, Türkiye’nin vitrini olmalıdır. Ama bugün ne yazık ki bu vitrin susuz. Bu sorun geçici olabilir.

Ama hafızalarda bırakacağı iz kalıcıdır.

Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Mansur Yavaş, bu tabloyu hafife alma lüksüne sahip değildir. Çünkü konu siyaset değil, konu insan onuru ve yaşam hakkıdır.

Ve bu başkent bir haftadır susuzluğu değil, çözümü bekliyor.