İran yanıyor…

Ama bu yangın ne bir dış saldırının ne de doğal bir felaketin eseri. Bu, yıllardır biriken ekonomik çöküşün, adaletsizliğin, baskının ve umutsuzluğun ateşi.

İran’da ekonomik sorunlar nedeniyle başlayan protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı 116’ya yükseldi. Bu sayı sadece bir istatistik değil, her biri geride yarım kalmış hayatlar, yıkılmış aileler ve susturulmuş umutlar demek.

Üstelik ölenlerin 37’si güvenlik görevlisi, 4’ü sağlık çalışanı. Bir savcının dahi olaylar sırasında hayatını kaybettiği ifade ediliyor. Bu tablo, ülkedeki kaosun ve kontrolsüzlüğün hangi noktaya geldiğini açıkça ortaya koyuyor.

Günlerdir sokaklar kaynıyor. Gösteriler, İran ekonomisinin kalbi sayılan Tahran Büyük Çarşı’da başladı. Esnaf, yerel para biriminin döviz karşısında hızla erimesine, alım gücünün yok olmasına ve artan hayat pahalılığına isyan etti. Ancak bu isyan kısa sürede çarşının duvarlarını aştı. Tebriz’den Meşhed’e, İsfahan’dan Şiraz’a kadar ülkenin dört bir yanına yayıldı.

Sokaklar öfkeli, halk çaresiz, yönetim ise sessiz.

Olaylarda 2 bin 600’ü aşkın kişi yaralandı, 2 bin 638 kişi gözaltına alındı. İranlı yetkililer, ölü ve yaralı sayısına dair resmi bir açıklama yapmaktan kaçınıyor.

Bu suskunluk, rejimin gerçeklerle yüzleşmekten ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gösteriyor.

İnternet kesik, ülke karanlık. İran’da internet kesintisi günlerdir sürüyor. Bu, sadece bir teknik önlem değil, aynı zamanda halkın sesini dünyaya duyurmasını engelleyen modern bir sansür duvarı. Sosyal medya yok, bağımsız haber kaynakları yok, iletişim neredeyse tamamen kopmuş durumda.

Yani İran bugün sadece ekonomik olarak değil, bilgi ve özgürlük açısından da karanlığa gömülmüş halde.

Krizin uluslararası boyutu da giderek büyüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, daha önce İran yönetimini açıkça uyarmıştı:

“Protestocular öldürülürse askeri müdahale masada.”

Trump, Cumartesi günü yaptığı sosyal medya paylaşımında ise şu ifadeleri kullandı:

“İran belki de hiç olmadığı kadar özgürlüğe bakıyor. ABD yardım etmeye hazırdır.”

ABD’li yetkililer, Trump’ın son günlerde İran’a yönelik yeni askeri seçenekler konusunda bilgilendirildiğini de doğruluyor.

Bu açıklamalar, İran’da yaşananların sadece bir iç mesele olmaktan çıkıp, bölgesel ve küresel bir krize dönüşme ihtimalini güçlendiriyor.

Ancak şunu net bir şekilde söylemek gerekiyor: İran’daki öfkenin sebebi sadece döviz kuru değil. Bu isyan, yıllardır bastırılan taleplerin, görmezden gelinen halkın ve sürekli ötelenen reformların patlamasıdır.

Gençler işsiz, esnaf borç içinde, halk yoksullukla boğuşuyor. Buna karşılık yönetim, çözüm üretmek yerine güvenlikçi reflekslere sarılıyor. Sonuç ise ortada: Ölümler, yaralılar, gözaltılar ve derinleşen bir toplumsal uçurum.

Bugün İran resmen bir yol ayrımında. Ya halkının sesini duyacak, gerçek reformlara yönelecek, ya da baskıyı arttırarak ülkeyi daha da derin bir kaosa, hatta iç savaşa sürükleyecek.

Şu bir gerçek ki; ekmek bulamayan bir halkı, kurşunla susturamazsınız. Bastırılan her öfke, bir gün daha büyük bir patlamayla geri döner.

İran’da yaşananlar, sadece İran’ın meselesi değil. Bu, bölgeyi ve dünyayı yakından ilgilendiren, sonuçları ağır olacak bir sürecin habercisi.

Ve bugün gelinen noktada şu başlık ne yazık ki abartı değil:

İran resmen cehennem…