Türkiye’nin uzun yıllardır tartıştığı, zaman zaman trajik olaylarla yeniden gündeme gelen sahipsiz sokak hayvanları meselesinde devlet kararlı bir irade ortaya koymuş durumda. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin yaptığı son açıklamalar, sorunun artık günü kurtaran yaklaşımlarla değil, kalıcı ve sistemli çözümlerle ele alındığını gösteriyor.

Bakan Çiftçi’nin verdiği rakamlar dikkat çekici. Türkiye genelinde sahipsiz sokak köpeklerinin yüzde 82’sinin toplatılarak barınaklara yerleştirildiği ve 61 ilde çalışmaların büyük ölçüde tamamlandığı ifade ediliyor. Bu oran, meselenin çözümü konusunda devletin ne kadar ciddi bir çalışma yürüttüğünün en somut göstergelerinden biridir.

Aslında konuya sadece hayvan hakları açısından bakmak eksik olur. Çünkü mesele aynı zamanda kamu güvenliği, toplum sağlığı ve şehir yaşamının düzeniyle de doğrudan ilgilidir. Son yıllarda ülkenin farklı bölgelerinde meydana gelen köpek saldırıları, trafik kazaları ve vatandaşların yaşadığı korku dolu olaylar toplumda ciddi bir hassasiyet oluşturmuştur. Özellikle çocukların okula giderken, yaşlıların parka çıkarken veya vatandaşların gece sokakta yürürken endişe duyması kabul edilebilir bir durum değildir.

Devletin temel görevi vatandaşın can güvenliğini sağlamaktır. Bu nedenle İçişleri Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışmaları yalnızca bir idari uygulama olarak değil, aynı zamanda bir kamu hizmeti olarak değerlendirmek gerekir.

Bakan Mustafa Çiftçi’nin özellikle üzerinde durduğu bir başka konu ise bazı belediyelerin yasayı uygulama noktasında yeterli hassasiyeti göstermemesidir. Eğer ortada yürürlükte olan bir kanun varsa, bunun uygulanması siyasi tercihlere göre değişemez. Merkezi yönetim için geçerli olan sorumluluklar yerel yönetimler için de geçerlidir. Vatandaş hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun, yaşadığı şehirde güvenli sokaklarda yürümek ister. Bu nedenle sahipsiz hayvanların toplanması konusunda belediyelerin görevlerini eksiksiz yerine getirmesi büyük önem taşımaktadır.

Burada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta daha vardır. Sahipsiz hayvanların sokaklardan alınması, onlara zarar verilmesi anlamına gelmemektedir. Aksine, kontrolsüz yaşam koşullarından kurtarılarak barınaklarda daha sağlıklı, daha güvenli ve düzenli ortamlara kavuşturulmaları hedeflenmektedir. Yani mesele “insan mı hayvan mı” tercihi değildir. Asıl mesele hem insanın hem de hayvanın güvenliğini sağlayacak ortak bir çözüm üretmektir.

Bu noktada Bakan Çiftçi’nin sıkça vurguladığı “merhamet, huzur ve güvenlik dengesi” son derece yerinde bir yaklaşımdır. Çünkü modern devlet anlayışı yalnızca insanı değil, doğayı ve hayvanları da korumayı gerektirir. Ancak bunu yaparken vatandaşın güvenlik hakkını ikinci plana itmek de doğru değildir.

Erzurum’da uygulanan ve Bakan Çiftçi’nin valilik döneminde hayata geçirilen modelin tüm Türkiye’de yaygınlaştırılacak olması da dikkat çekici bir adımdır. Başarı sağlamış uygulamaların ülke genelinde örnek alınması, sorunun çözümünü hızlandıracaktır.

Gelinen noktada görünen şudur: Türkiye, yıllardır çözülemeyen bir sorunu çözme iradesi göstermektedir. Bu süreçte merkezi yönetim, valilikler, belediyeler ve sivil toplum kuruluşları aynı hedef doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Çünkü mesele siyaset üstü bir meseledir. Mesele çocukların güvenle oyun oynayabilmesi, vatandaşların korkmadan sokakta yürüyebilmesi ve hayvanların da uygun koşullarda yaşamlarını sürdürebilmesidir.

Yıl sonuna kadar sokaklarda sahipsiz köpek kalmaması hedefi iddialı bir hedeftir. Ancak devletin ortaya koyduğu kararlılık ve yürütülen çalışmalar dikkate alındığında bu hedefin ulaşılabilir olduğu görülmektedir.

Toplumun beklentisi nettir: Güvenli sokaklar, huzurlu şehirler ve sürdürülebilir çözümler…

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin ortaya koyduğu irade de tam olarak bu beklentiye karşılık vermektedir. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, tartışmayı büyütmek değil; sorunu hukuk, vicdan ve kamu yararı çerçevesinde kalıcı olarak çözmektir. Bu nedenle atılan adımların desteklenmesi ve sürecin kararlılıkla sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır.