1. ABD TRUMP’UN GÖREVDEN ALINMASI

2026’ya girerken dünya siyaseti de Türkiye siyaseti de “Rutin” akışını çoktan terk etmiş görünüyor. Henüz yılın ilk günlerindeyiz ama yaşananlar, önümüzdeki dönemin basit gündemlerle geçmeyeceğini açıkça gösteriyor. Demokrasi krizleri, güvenlik tartışmaları ve toplumsal gerilimler; birbirinden bağımsız değil, aksine aynı zincirin halkaları gibi ilerliyor.

Amerika’dan başlayalım. ABD Başkanı Donald Trump’ın ara seçimler öncesinde dile getirdiği “görevden alınabilirim” sözleri, yalnızca kişisel bir siyasi manevra olarak okunmamalı. Bu ifade, Amerikan demokrasisinin artık ne kadar kırılgan bir zeminde yürüdüğünün de itirafı niteliğinde. Seçimler, uzun zamandır yalnızca temsil mücadelesi değil; sistemin kendisinin ayakta kalıp kalamayacağını test eden bir stres sınavına dönüşmüş durumda. Kurumlara olan güvenin aşınması, dünyanın geri kalanı için de ciddi bir alarmdır.
Bu kırılganlık, NATO ekseninde daha da derinleşiyor. Beyaz Saray’ın Grönland’ı “ulusal güvenlik önceliği” olarak tanımlaması ve askeri seçenekleri ima etmesi, uluslararası güvenlik mimarisini doğrudan hedef alıyor. Bir NATO üyesinin, dolaylı ya da doğrudan başka bir müttefiki tehdit etme ihtimali, ittifakın varlık gerekçesini sorgulatıyor. “NATO’nun beyin ölümü” tartışmaları, artık akademik bir polemik olmaktan çıkıp somut bir siyasi krize dönüşme potansiyeli taşıyor.

ABD’de Başkan Trump’ın ara seçimler öncesinde yaptığı açıklamalar, Amerikan siyasetinde ciddi bir gerilim yaratıyor. Görevden alınma ihtimalini bizzat dile getirmesi, demokratik kurumların işleyişine dair endişeleri artırıyor. Bu süreç, ABD demokrasisinin “denge ve denetim” mekanizmalarının sınandığı bir döneme işaret ediyor.

ABD Başkanı Donald TRUMP, 6 Ocak 2026 tarihinde Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi politika toplantısında yaptığı konuşmada Cumhuriyetçilere
Bulunduğu uyarı “Bu yılki ara seçimlerde Kongre’nin kontrolünü ellerinde Tutamazlarsa, Demokratlar onu tekrar görevden alacaklar’’
“Ara seçimleri kazanmalısınız, çünkü eğer ara seçimleri kazanamazsak, bu Sadece… yani, beni görevden almak için bir neden bulacaklar’’

‘’ Görevden alınacağım’’.

2026 Amerika Birleşik Devletleri seçimleri 2026 yılında ABD’de yapılacak olan yerel, eyalet geneli ve ülke geneli (Federal) seçimleridir.
Bazı seçimler farklı tarihte yapılsa bile seçimlerin geneli 3 KASIM’da yapılacaktır. Bu seçimler ara dönem seçimleri olup 120. Birleşik Devletler Kongresi’nin üyeleri bu seçimlerde seçilecektir.
2026 yılına damgasını vuracak gelişmeler, yalnızca ulusal değil küresel ölçekte de dengeleri sarsacak nitelikte görünüyor. ABD’de Başkan Trump’ın görevden alınma ihtimali, Amerikan demokrasisinin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne sererken; Grönland üzerinden NATO içinde yaşanabilecek kriz, uluslararası güvenlik mimarisinin geleceğini tartışmaya açıyor.

2. ABD – DANİMARKA -GRÖNLAND VE NATO

ABD BAŞKANI Donald TRUMP yönetiminin NATO üyesi Danimarka’ya bağlı özerk bölge Grönland ile ilgili açıklamaları…
Beyaz Saray, Grönland’ı SATIN ALMANIN….
Peter Alexander, Monica Alba ve Dareh Gregorian’nın 6.Ocak.2026
Tarihinde Beyaz Sarayın yaptığı açıklamada “Grönland’ı ELE GEÇİRMENİN “ULUSAL GÜVENLİK ÖNCELİĞİ’’ olduğunu ve bu hedefe ulaşmak için ABD ordusunun kullanılmasının değerlendirildiğini”
Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karol,ine Leavitt “Başkan TRUMP, Grönland’ı ele geçirmenin Amerika Birleşik Devletlerinin ulusal güvenlik önceliği olduğunu ve ARKTİK bölgesindeki düşmanlarımızı caydırmak için hayatı önem taşıdığını’’
Danimarka NATO üyesi…
NATO üyesi ABD’nin NATO üyesine saldırması…
NATO’nun Beyin ölümü gerçekleştiği…
Grönland’ın “ulusal güvenlik önceliği” olarak görülmesi ve ABD’nin askeri seçenekleri gündeme alması, NATO’nun temel ilkeleriyle çelişiyor. Bir NATO üyesinin diğerine saldırı ihtimali, ittifakın varlık sebebini tartışmaya açıyor. Bu durum, uluslararası hukukun ve güvenlik mimarisinin geleceği açısından kritik bir kırılma noktası olabilir.

Türkiye’de ise,
3. STK ve TESK seçimleri:
Türkiye cephesinde ise tablo farklı ama ruh aynı: Kurumların dayanıklılığı test ediliyor. Ocak’tan Eylül’e uzanan STK ve TESK seçim takvimi, esnaf ve meslek örgütleri açısından teknik bir prosedürden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu süreç, örgütlü toplumun ne kadar demokratik işlediğini, tabanın ne ölçüde söz sahibi olduğunu ve sivil alanın ne kadar canlı kaldığını gösterecek. Bu seçimler, yalnızca “kimin yönetici olacağı” sorusuna değil, “örgütlü toplum hala ayakta mı?” sorusuna da yanıt verecek.
Ocak, şubat ve mart aylarında odaların seçimiyle başlayacak süreç, Mayıs ayında birlikler, Haziran ayında federasyonlar ile devam edecek ve nihayetinde Eylül ayında yapılacak Konfederasyonumuz seçimi ile de tamamlanmış olacaktır.
Diğer konu ise;
İstanbul’da taksiciler ile Martı TAG adlı paylaşımlı taşımacılık uygulaması arasındaki “korsan taşımacılık ve haksız rekabet” iddialarını konu alan dava Çağlayan Adliyesi 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülmekte; Taksiciler Esnaf Odası, Martı TAG’ın resmî izinler olmadan taşımacılık faaliyeti yürüttüğünü ve taksi esnafına haksız rekabet oluşturduğunu belirterek yargıya başvurdu; duruşma öncesinde her iki tarafın temsilcileri ve sürücüleri adliye çevresinde toplandı. Mahkeme, gerekli bilirkişi raporunun henüz tamamlanmadığını belirterek duruşmayı 24 Haziran 2026’ya erteledi ve süreçle ilgili yargılamalar devam ediyor. Bu dava taksi camiasının “ekmek mücadelesi” olarak nitelendirdiği hak arama sürecinin bir parçası oldu.
Haziran 2026 tarihinde bir yanda Martı TAG’ın tarafları ile bir yanda Türkiye şoförler ve otomobilciler federasyonun kongre takvimiyle aynı tarihlere denk gelmesi nedeniyle bir ÇATIŞMANIN doğacağı görülmektedir.
İstanbul adliyesindeki duruşmanın adli tatil sonrasına bırakılması halinde bir kaosun önüne geçilecektir.
Ocak’tan Eylül’e uzanan seçim takvimi, esnaf ve meslek örgütlerinin demokratik işleyişi açısından önemli bir dönemeçtir. Bu süreç, yalnızca temsil mücadelesi değil; aynı zamanda örgütlü toplumun gücünü ve geleceğini belirleyecek bir sınavdır.
İstanbul’da taksiciler ile Martı TAG arasındaki dava, teknolojik dönüşümün geleneksel esnaf düzeniyle çatışmasının sembolü haline gelmiştir. Haziran 2026’da duruşma ile federasyon kongresinin aynı tarihe denk gelmesi, toplumsal gerilimi artırma potansiyeli taşımaktadır. Bu dava, yalnızca bir “ekmek kavgası” değil; aynı zamanda yeni ekonomik düzenin nasıl şekilleneceğine dair bir mücadeledir. İstanbul’da taksicilerle Martı TAG arasında süren hukuki mücadele, teknolojik dönüşüm ile geleneksel esnaf düzeni arasındaki çatışmanın kristalize olduğu bir alan. Haziran 2026’da duruşma tarihi ile federasyon kongresinin çakışması, meselenin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir gerilim hattına dönüşebileceğini gösteriyor. Bu dava, basit bir “ekmek kavgası” olarak küçümsenemez; yeni ekonomik düzenin kimleri koruyacağına, kimleri dışarıda bırakacağına dair temel bir mücadele söz konusu.
Bütün bu başlıklar bize şunu söylüyor:
2026, kurumların otomatik olarak ayakta kaldığı bir yıl olmayacak. Demokrasi, uluslararası hukuk ve toplumsal barış; soyut kavramlar olmaktan çıkıp her gün yeniden savunulması gereken değerler haline geliyor. Süreçler hukuka uygun ve şeffaf biçimde işletilmezse, boşluğu güç siyaseti ve toplumsal gerilimler doldurur.
Önümüzdeki yılın asıl sorusu şu olacak: Kurumlar mı ayakta kalacak, yoksa krizler mi kuralları belirleyecek? Bu sorunun yanıtı, yalnızca yöneticilerin değil, toplumun bütün kesimlerinin tutumuyla şekillenecek.
Bu tablo, 2026’nın yalnızca seçimler ve davalar yılı değil; aynı zamanda “sistemin sınandığı, kurumların dayanıklılığının ölçüldüğü bir yıl” olacağını gösteriyor. Demokratik süreçlerin sağlıklı işlemesi, hukukun üstünlüğünün korunması ve toplumsal barışın tesis edilmesi, bu dönemin en büyük sınavı olacaktır.
2026 yılı, hem uluslararası hem ulusal düzeyde kurumların dayanıklılığının sınandığı bir yıl olacak. Demokrasi, uluslararası hukuk ve toplumsal barış; bu dönemin en kritik sınav başlıklarıdır. Süreçlerin sağlıklı işlemesi, hukukun üstünlüğünün korunması ve toplumsal barışın tesis edilmesi, geleceğin yönünü belirleyecektir.
Demokrasi, devlet kapasitesi ile toplumun denetleme gücü arasındaki hassas dengede ayakta kalır. Bu denge bozulduğunda iki risk ortaya çıkar: 2026’da birçok ülkede yaşanan tablo, devlet kapasitesinin artmasına karşın toplumsal denetim mekanizmalarının (yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü, sivil toplum) zayıflaması yönündedir. Bu durum, Daron Acemoğlu’nun ifadesiyle “dar koridorun kapanması” anlamına gelir.
Kurumlar formel olarak ayakta olabilir; fakat fiilen işlevsizleşmişlerse demokrasi bir kabuktan ibaret kalır.
Acemoğlu’nun kurumlar yaklaşımı, toplumsal barışı yalnızca kimlik veya güvenlik meselesi olarak görmez.
Ona göre:
Eşitsizliğin kurumsallaşması
Siyasal katılımın daraltılması
Hukukun belirli gruplar lehine işletilmesi
Toplumsal çatışmayı kaçınılmaz hale getirir.

2026’da artan genç işsizliği, güvencesizleşme ve temsil krizleri, kurumların kapsayıcılık kapasitesini kaybettiğini göstermektedir. Bu bağlamda toplumsal barışın bozulması bir “ani kriz” değil, kurumsal ihmalin gecikmiş sonucudur.

Bu analizleri Türkiye gibi ülkeler açısından özellikle uyarıcıdır:
Kurumların kişiselleşmesi
Hukukun siyasal sadakatle ilişkilendirilmesi
Seçimlerin var olup rekabetin daralması
Sömürücü kurumlara geçişin tipik göstergeleridir.
2026, bu açıdan bir “kopuş yılı” değil; ya kurumsal restorasyonun başlayacağı ya da çürümenin kalıcılaşacağı bir dönemeçtir.
Gelecek, Liderlerle Değil Kurumlarla Şekillenir
Acemoğlu’nun temel teziyle bitirmek gerekir:
“Bir ülkenin kaderi, kimlerin yönettiğinden çok, nasıl yönettiğini belirleyen kurumlara bağlıdır.”
2026 yılı, demokrasinin, hukukun ve toplumsal barışın retorikle değil; kurumsal pratiklerle savunulup savunulamayacağının sınandığı bir yıldır.
Eğer kapsayıcı kurumlar güçlendirilemezse, krizler geçici olmayacak; yeni normal haline gelecektir