Milletler, yalnızca ekonomik büyüklükleriyle ya da askeri güçleriyle ayakta kalmaz. Bir ülkenin asıl gücü, vatandaşlarının yarına güvenle bakabilmesidir. Güvenin olduğu yerde yatırım olur, üretim olur, eğitim gelişir, aile güçlenir ve gelecek ümitle kurulur.

Bugün dünyanın içinden geçtiği dönem, belki de son yarım yüzyılın en belirsiz süreçlerinden biridir. Yakın coğrafyamızda savaşlar sürüyor; enerji, göç, iklim ve ekonomik dalgalanmalar ülkeleri yeni sınamalarla karşı karşıya bırakıyor. Böyle zamanlarda devletlerin en önemli görevi, toplumsal huzuru koruyarak milletine güven vermektir.

Türkiye, tarih boyunca zorlu dönemleri birlik ve beraberlik içinde aşmayı başarmış köklü bir devlettir. Bu topraklar nice badireler görmüş, nice sınamalardan geçmiş; her defasında ortak aklın, dayanışmanın ve millet iradesinin gücüyle yoluna devam etmiştir. Bugün de ihtiyacımız olan, geçmişten aldığımız bu güçlü mirası geleceğe taşıyacak sağduyudur.

Siyaset, elbette farklı fikirlerin yarıştığı bir zemindir. Demokrasi, bu farklılıkların özgürce ifade edilmesini gerekli kılar. Ancak siyasi rekabetin dili, toplumun huzurunu zedeleyen bir ayrışmaya dönüşmemelidir. Sert sözler geçicidir; kırılan güveni yeniden inşa etmek ise yıllar alabilir. Bu nedenle siyaset kurumu, milletin ortak değerlerini koruyan bir sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir.

Devletin temel görevi yalnızca güvenliği sağlamak değildir. Devlet aynı zamanda adaletin, fırsat eşitliğinin ve vatandaşına duyduğu güvenin temsilcisidir. Vatandaş da devletine yalnızca kanunlarla değil, adalet duygusuyla bağlanır. Hukukun üstünlüğü, liyakat ve şeffaflık bu güven ilişkisinin temel taşlarıdır.

Son yıllarda yaşadığımız büyük afetler, salgınlar ve küresel ekonomik dalgalanmalar bize önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı: Güçlü devlet ile güçlü toplum birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Devlet kurumları ne kadar sağlam olursa olsun, milletin desteği olmadan başarı kalıcı olmaz. Aynı şekilde güçlü bir toplum da sağlam kurumlar olmadan geleceğe güvenle yürüyemez.

Türkiye’nin en büyük zenginliği genç nüfusudur. Gençlerimize bırakacağımız en değerli miras ise yalnızca yollar, köprüler ya da binalar değildir. Onlara bırakacağımız en kıymetli emanet; güven duyulan kurumlar, güçlü bir demokrasi, adalet duygusu ve ortak geleceğe olan inançtır. Gençler, kendilerini bu ülkenin eşit ve değerli bir parçası olarak hissettiklerinde Türkiye’nin yarınları daha güçlü olacaktır.

Bugün toplumun büyük çoğunluğu yüksek sesli tartışmalardan çok, huzur ve istikrar istemektedir. Çocuklarının iyi eğitim almasını, güven içinde yaşamasını, emeğinin karşılığını almasını ve geleceğe umutla bakmasını arzulamaktadır. Sessiz çoğunluğun beklentisi budur. Bu beklenti, siyaset üstü bir sorumluluktur.

Unutmamak gerekir ki devletler kurumlarıyla, milletler ise ortak vicdanlarıyla yaşar. Kurumlarımızı güçlendirmek kadar birbirimize olan güvenimizi de korumak zorundayız. Çünkü güven kaybedildiğinde yalnızca bireyler değil, toplumun ortak geleceği de yara alır.

Türkiye, sahip olduğu tarihi birikim, genç nüfusu ve güçlü devlet geleneğiyle geleceğe yürüyebilecek bütün imkânlara sahiptir. Bunun yolu ise ayrışmayı değil dayanışmayı, öfkeyi değil sağduyuyu, kısa vadeli hesapları değil uzun vadeli devlet aklını öncelemekten geçmektedir.

Hepimiz aynı gökyüzünün altında, aynı bayrağın gölgesinde ortak bir geleceği paylaşıyoruz. Bugün atacağımız her adım, yalnızca bugünü değil çocuklarımızın yarınını da şekillendirecektir. İşte bu yüzden huzuru korumak, güveni büyütmek ve ortak geleceği birlikte inşa etmek, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Abdülkadir Aksu
İçişleri E. Bakanı