Bir Türkü, Bir Şehir, Bir Ses:
Kenan Temiz

Diyarbakır’ın öyle sesleri vardır ki…
Bir kez duyarsın.
Sonra bir daha hiç unutmazsın.
Çünkü o ses,
yalnız kulağa değil,
insanın yüreğine ve hafızasına işler.
“Ah Muradı böyle, akar gider kardaş bu derdin muradı böyle…”
diye başlayan o uzun hava…
Bir şehrin içinden yükselen sesti.
“Ben derdimi felekten sordum…
Felek dedi:
Bu derdin muradı böyle…”
Derken,
yalnız bir türküyü değil,
bir hayatı dillendiriyordu.
Mardinkapı’dan yükselen o ses,
Hevsel Bahçeleri’ne süzülür,
oradan Dicle’nin serin sularına karışırdı.
Sanki şehir onu dinlerdi.
O da şehri söylerdi.
1946 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi.
Çocukluğu ve gençliği,
bu kadim şehrin sokaklarında,
türkülerin ve dost meclislerinin arasında geçti.
Ali Emiri Ortaokulu’nda bir süre okudu.
Ama o,
hayatı yaşayarak öğrenenlerdendi.
Bir hayali vardı.
Türkü söylemek…
Ama yalnızca söylemek değil…
Diyarbakır’ın sesi olmak…
Bu şehrin sevincini,
kederini,
sokaklarını,
insanlarını
ve ruhunu türkülere taşımaktı.
İçinde biriken ne varsa,
sesine bıraktı.
Bir dost meclisinde,
başını hafifçe öne eğer,
gözlerini kapatır
ve ilk notayla birlikte
ortamdaki bütün sesler susardı.
Çünkü o,
yalnız türkü söylemezdi.
Yaşardı.
1962 yılında yolu,
büyük usta Celâl Güzelses’in
Halk Müziği Cemiyeti’yle kesişti.
İşte o gün,
hayalini kurduğu yolculuk başladı.
Yıllar geçti.
Sahnelere çıktı.
Şehir şehir dolaştı.
1977 yılında televizyonla buluştu.
Artık sesi,
yalnız Diyarbakır’da değil,
Türkiye’nin dört bir yanında yankılanıyordu.
Avrupa’ya gitti.
Ama yüreğinin bir yanı hep Diyarbakır’da kaldı.
Çünkü onun sesi,
bu şehrin taşlarında,
sokaklarında,
insanlarında yoğrulmuştu.
Diyarbakırspor da,
onun için yalnızca bir futbol takımı değildi.
Şehrin ortak heyecanı,
ortak sevinciydi.
Maçlardan önce stadyuma çıkar,
bir türkü söyler,
sonra tribünlere dönüp,
“Haydi Diyarbakır…
Bugün bu maçı alacağız!”
derdi.
Ve tribünler,
onun sesiyle birlikte ayağa kalkardı.
24 Ekim 1993…
Henüz 47 yaşındayken,
hayata veda etti.
Ama sesi,
o şehirden hiç gitmedi.
Ve Kenan Temiz…
Bugün de,
bir uzun havada,
bir dost meclisinde,
bir düğün gecesinde,
ve bir Diyarbakırlının hafızasında
yaşamaya devam ediyor.
Çünkü gerçek sesler susmaz.
Bir şehrin ruhuna dönüşür.