İnsan, doğup büyüdüğü topraklara yıllar geçse de farklı bakamaz. Araya mesafeler girer, görevler değişir, sorumluluklar artar; ama çocukluğun geçtiği sokaklar, ilk hatıraların biriktiği şehir, insanın yüreğinde hep aynı sıcaklığı taşır. Benim için Diyarbakır da böyledir.
Bu kadim şehir, yalnızca taş surlarıyla değil; binlerce yıllık hafızasıyla, farklı kültürleri buluşturan kimliğiyle ve yetiştirdiği insanlarla Türkiye’nin en önemli şehirlerinden biridir. Nice medeniyetlere ev sahipliği yapan Diyarbakır, tarih boyunca sadece bir yerleşim merkezi değil, aynı zamanda bir vicdan ve medeniyet merkezi olmuştur.
Yıllar boyunca devletin çeşitli kademelerinde görev yaparken Diyarbakır’a her gelişimde aynı soruyu kendime sordum: Bu şehrin gerçek gücü nedir?
Cevabını her defasında insanında buldum.
Çünkü Diyarbakırlı; çalışkandır, üretkendir, misafirperverdir ve zorluklar karşısında dirençlidir. Şehrin asıl zenginliği de budur. Hiçbir kalkınma planı, insanını merkeze almadan başarıya ulaşamaz.
Geçmişte bu coğrafya çok acılar yaşadı. Terör, sadece canlarımızı değil; umutlarımızı, yatırımlarımızı ve gençlerimizin geleceğini de hedef aldı. Kaybedilen her genç, ertelenen her yatırım ve göç etmek zorunda kalan her aile, hepimizin ortak kaybı oldu.
Bugün ise önümüzde farklı bir dönem var. Huzurun kıymetini bilen, güven ortamını koruyan ve geleceğe umutla bakan bir Diyarbakır inşa etmek elimizdedir. Devletin görevi güvenliği sağlamaktır; ancak kalıcı huzur, eğitimle, üretimle, adaletle ve ekonomik kalkınmayla güçlenir.
Diyarbakır artık geçmişin tartışmalarıyla değil, geleceğin projeleriyle konuşulmalıdır. Tarımda, sanayide, turizmde, üniversitelerde, sağlıkta ve teknolojide yeni başarı hikâyeleri yazılmalıdır. Gençlerimiz, memleketlerinden ayrılmayı değil, burada üretmeyi ve geleceğini burada kurmayı hayal etmelidir.
Bugün dünya yeniden şekilleniyor. Ticaret yolları değişiyor, enerji politikaları dönüşüyor, bölgemizin stratejik önemi her geçen gün artıyor. Böyle bir dönemde Diyarbakır, yalnızca Güneydoğu Anadolu’nın değil, Türkiye’nin bölgesel kalkınma ve ticaret vizyonunda çok daha güçlü bir yere sahip olabilir. Bunun için ortak akla, uzun vadeli planlamaya ve istikrarlı yatırımlara ihtiyaç vardır.
Bir şehrin gerçek kalkınması, sadece yapılan yatırımlarla değil; insanına verdiği umut ve güvenle ölçülür. Diyarbakır’ın en büyük sermayesi ne taşıdır ne toprağıdır; insanıdır.
Hayat bana şunu öğretti: Bir şehir, kendi çocuklarına umut verebildiği ölçüde büyür. Eğer gençlerimiz yarınlarına güvenle bakabiliyorsa, o şehir doğru yoldadır.
Diyarbakır, geçmişiyle gurur duyan ama geleceğe yürümekten çekinmeyen bir şehir olmalıdır. Bizler de bu yürüyüşte ayrılıkları değil ortak değerleri, kırgınlıkları değil kardeşliği, umutsuzluğu değil üretimi büyütmeliyiz.
Çünkü Diyarbakır güçlenirse bölge güçlenir; bölge güçlenirse Türkiye güçlenir.
Buna yürekten inanıyorum.