Bugün takvimin kenarında duruyorum.

Bir yılın son taşı avucumda.

Soğuğu var, yorgunluğu var ama içimde hâlâ sıcağını saklayan bir ekmek gibi umut.

Bu yıl, kelimelerle direndim ben. Hakikatin üstüne çöken tozu üfledim, bazen bir sokak röportajında, bazen karanlık bir manşetin tam ortasında. Sustum sandılar, yazdım. Yenildim sandılar, kayda geçtim.

Gazetecilik dedikleri şey yalnızca haber değildi bu topraklarda; bir kadının yüreğinde yankılan mücadeleyi not düşmekti, bir babanın adalet diye titreyen sesini yarına ulaştırmaktı.

Bazen tek başıma...Bazen bir avuç insanla...Ama hep inatla...

Bugün yılın son günü, takvim değişiyor ama insanın yükü bir günde hafiflemiyor.

Yine de 2026’ya bakıyorum ve diyorum ki: Güzel günler zorla değil, ısrarla gelir.

2026 daha çok gerçeğin yılı olsun. Basın kartlarının değil, vicdanların geçerli olduğu bir zaman.

Mesleğim için ise şunları diliyorum:

Korkunun değil, kalemin ağır bastığı günler.

Sansürün değil, sözün yol bulduğu sabahlar.

Bir haberin, bir hayatı karartmak için değil, bir hayatı kurtarmak için yazıldığı zamanlar.

Kendim için ise şunları diliyorum:

Yorulsam da küsmemeyi,

Yenilsem de vazgeçmemeyi,

Sevdiklerimin sesini en karanlık günlerde bile içimde taşıyabilmeyi.

Ve insanlık için…

En çok da insanlık için.

Sınırların değil, yaraların konuşulduğu,

Kimliğin değil, kalbin sorulduğu bir dünya,

Bir çocuğun uyurken aç kalmadığı,

Bir annenin oğlunu sayıyla değil isimle andığı bir yeryüzü.

Bugün yılın son günü ama umut, takvime bağlı değil.

Ben onu cebimde taşıyorum. Bir şiir gibi değil belki ama bir direniş gibi sağlam.

2026’ya başım dik, kalemim hazır, yüreğim hâlâ bu topraklara sevdalı giriyorum.

Güzel günler göreceğiz, inanıyorum çünkü başka türlü yaşanmaz bu memlekette...