Dunning–Kruger etkisi, belirli bir konuda hem bilgisi hem de yetkinliği yetersiz olan insanların kendi durumlarını olduğundan yüksek değerlendirme eğilimidir. Bu yalnızca bireysel bir psikolojik hata değil aynı zamanda dijital çağda kitlesel ölçekte yeniden üretilen bir toplumsal mekanizmadır. Özellikle sosyal medya algoritmalarıyla birleştiğinde, bu etki sadece bireylerin yanlış özgüven geliştirmesine değil, bununla beraber cehaletin toplumsal alanda kabul görmesine ve görünürlük kazanmasına neden olur. Bu noktada psikolojinin önemli kuramlarından biri olan Dunning-Kruger etkisi, sosyal medya çağında bilginin öğrenilme ve kullanılma yöntemini anlamak için önemli bir kavşak noktası haline gelir.

Bilgiye erişimin son derece kolay olduğu ancak bilgi ile kanaat, uzmanlık ile özgüven, araştırma ile ezber arasındaki sınırın ise bu kadar bulanıklaştığı başka bir dönem, muhtemelen insanlık tarihi boyunca hiç yaşanmamıştır. Günümüzde sadece saniyeler süren videolar, sloganlaştırılan fikirler ve ortaya çıkan hap bilgi kültürü; bireylere öğrenme hissi verirken aslında gerçek öğrenmenin tam tersi bir durum üretir. Sosyal medyada en dikkat çekici olgulardan biri; en çok izlenen içeriklerin çoğu zaman en çok bilgi veren değil, aksine en kesin konuşup cevap veren ve yüksek özgüvenle hüküm kuran kişiler ile içeriklerinin öne çıktığıdır. Çünkü dijital dünya karmaşıklığı değil; hız, dikkat ve etkileşim üretimini ödüllendirir. Oysa gerçek bilgi çoğu zaman yavaş olup şüphe taşır ve istisnalar içerir. “Bilmiyorum” diyebilme cesareti gerektirir. Algoritmik dünya ise bu tür düşünme biçimlerini cezalandırır; çünkü bu dünyada belirsizlik değil kesinlik viral olur.

Algoritmalar insan psikolojisinin zaaflarını besleyecek şekilde çalışırken, zihnin doğal olarak tercih ettiği hızlı cevapları, basit açıklamaları, kesin konuşan kişileri ve kendi düşüncelerini doğrulayan içerikleri ortaya çıkarması tesadüf değildir. Bu nedenle algoritmalar çoğunlukla en derin bilgiyi değil, en güçlü duygusal reaksiyonu üreten içerikleri öne çıkarır. Sonuçta insanlar bilgiyle değil, kendi duygularına hitap eden videolarla karşılaşır ve bir süre sonra herkes kendi doğrularını tekrar tekrar duymaya ve zamanla bunları tartışılmaz gerçekler olarak görmeye başlar. İnsanlar ekran kaydırarak seyrettikleri birkaç dakikalık içeriklerle ekonomi, psikoloji, tıp, siyaset, tarih veya hukuk hakkında temel kavramları öğrenebildiklerini düşünür. Örneğin birkaç finans videosu izleyen biri küresel ekonomiyi çözdüğünü düşünebilir. Psikolojiye yönelik içerikleri tüketen biri insan davranışlarını uzman gibi yorumlamaya başlayabilir. Tıbba dair içerikleri izleyen kişi doktorlardan daha doğru düşündüğüne inanabilir. Çünkü sosyal medya, karmaşık meseleleri çoğu zaman oldukça sade bir şekilde sunar. Oysa gerçek dünyada karmaşık sorunların çoğunun basit cevapları yoktur. Bir alanın yüzeyini görmek, o alanı anlamakla aynı şey değildir. Tam tersine, çoğu zaman yüzeysel temas insanın kendi eksikliğini fark etmesini engeller ve böylece kişi, bilmediğini de bilmeyen bir zihinsel konuma sürüklenir.

Aslında sorun burada, teknolojinin kendisi değil bu araçların düşünme biçimimizi nasıl şekillendirdiğidir. Kısa içerikler bir konuya giriş sağlayabilir, merak uyandırabilir veya temel farkındalık oluşturabilir. Fakat bunlar derin öğrenmenin yerine geçtiğinde problem başlar. Gerçek öğrenme rahatsız edici olup insanı kendi eksikliğiyle yüzleştirir. Karmaşıklığı kabul etmeyi gerektirir ve zamanla kişinin fikirlerini değiştirmesine neden olur. Oysa yüzeysel bilgi tam tersine insanı entelektüel olarak konforlu hissettirir. Çünkü kolay anlaşılır, hızlı tüketilir ve kişiye zeka hissi verir. Yüzeysel bilgi ile kişi öğrenmişlik hissettiğinde, derin öğrenme motivasyonu azalır ve birey bildiğini düşünerek artık araştırma ihtiyacı hissetmez. Sosyal medyada benzer içeriklerle sürekli beslendiğinde, kendi eksikliğini fark etme ihtimali daha da düşer. Bu da bireylerin zihinsel gelişimini durdurur. Böylece kişi hem yanlış bilgiyle donanır hem de bu yanlış bilgiyi savunacak psikolojik özgüvene sahip olur.

Geçmişte cehalet çoğu zaman bir eksiklik olarak görülürdü ve insanlar bilmediklerini kabul ederdi. Modern dijital çağda ise cehalet çoğu zaman özgüvenle birleşip tehlikeli bir duruma kapı açar. Çünkü özgüvenli cehalet; sorgulamaz, öğrenme ihtiyacı hissetmez, uzmanlığı küçümser. Toplumun büyük bir kısmı yüzeysel bilgi ile yüksek özgüveni aynı anda yaşamaya başladığında, kolektif karar alma mekanizmaları zarar görmeye başlar. İnsanlar uzman değerlendirmelerini gereksiz görebilir, bilimsel süreçlere güven kaybedebilir, uzun düşünme biçimlerinden uzaklaşabilir. Her konuda anında fikir üretme kültürü gelişir. Böylece düşünme yerini reaksiyona bırakır. Bu durum ise yaygın bir cehalet döngüsünü ortaya çıkarır. Toplumlar giderek daha yüksek sesle konuşan ama daha az düşünen kalabalıklara dönüşebilir.

Bu durum bireysel bir yanılgı üretmenin yanında toplumsal düzeyde de ciddi sonuçlar doğurur. Çünkü bilgi üretim süreçleri ile görünürlük üretim süreçleri birbirinden kopar. Eskiden uzmanlık uzun eğitim, deneyim, akademik üretim veya saha bilgisi gerektirirken, günümüzde görünürlük çoğu zaman yalnızca dikkat çekme becerisine bağlı hale gelmiştir. Bugün birçok alanda bilim insanlarının, akademisyenlerin veya gerçek uzmanların neden daha az etkili göründüğü sorusu da buradan anlaşılabilir. Gerçek uzmanlar genellikle: ihtimallerden bahseder, belirsizlikleri kabul eder, kesin hükümlerden kaçınır. Ancak sosyal medya dili buna uygun olmayıp kısa, net, keskin ve duygusal cümleleri ödüllendirir. Bu yüzden karmaşık düşünce dezavantajlı hale gelir ve sonuçta bilgi değil, retorik güç kazanır. Bunun sonucunda da popüler olmak ile doğru olmak arasındaki çizgi silikleşir ve sosyal medya çağına özgü cehaletin iktidarı tam olarak buradan doğar.

Dunning–Kruger etkisinin sistem açısından en tehlikeli sonucu ise özgüven ile yetkinlik arasındaki farkın giderek görünmez hale gelmesi ve liyakat sistemini aşındırmasıdır. Liyakat; bilgi, deneyim, muhakeme ve sorumluluk gerektirirken, Dunning–Kruger etkisi çoğu zaman bu niteliklere sahip olmayan insanların kendilerini olduğundan çok daha yeterli görmesine yol açar. Modern toplumlarda özellikle medya, siyaset, kurumsal yapılar ve sosyal platformlar en bilgili olanı değil, çoğu zaman en emin görüneni ödüllendirdiğinde, liyakat geri plana atılır ve böylece bilgi üretme kapasitesi düşük ama görünürlük ve retorik kapasitesi yüksek kişiler karar mekanizmalarında etkili hale gelebilir.

Uzmanlığın değersizleştiği, deneyimin küçümsendiği ve nitelikli insanların geri çekildiği bir yerde ortaya çıkan bu durum uzun vadede bireysel adaletsizlik üretmenin yanında kurumların verimsizleşmesine yol açar. Bir süre sonra Dunning–Kruger etkisinin hakim olduğu yapılarda insanlar çoğu zaman gerçek uzmanı ayırt edebilecek ölçütleri kaybeder. Böylece toplum, bilgi sahibi olanlarla yalnızca bilgi sahibiymiş gibi görünenleri aynı düzlemde değerlendirmeye başlar. Sonuçta, kararları yorumlama gücüyle değil; sloganla, özgüvenle ve yüzeysel kanaatlerle şekillenen bir düzen ortaya çıkar. Sonuç olarak liyakatin çöküşü yalnızca uzmanlığın kaybı değil, hakikatin değer kaybetmesi şeklinde kendini gösterir.

Ve belki de dijital çağın asıl krizi tam olarak budur: İnsanların bilgiye hiç olmadığı kadar yakın olması, fakat hakikatten giderek uzaklaşması.

Prof. Dr. Şervan GÖKHAN

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi