Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, dün Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki grup toplantısında bir kez daha yalnızca bir siyasi lider gibi değil, devlet aklının temsilcisi olarak konuştu.

Tartışmaların, polemiklerin ve popülist çıkışların ötesinde, süreci sahiplenen, hedefi gösteren ve istikameti netleştiren bir duruş sergiledi.

Devlet Bey, her zamanki gibi günü kurtarmaya değil, devleti ve milleti ayakta tutmaya odaklandı. Allah kendisine uzun ömür versin, çünkü Devlet Bahçeli, bu ülkenin zor zamanlarında devreye giren siyasi bir denge unsuru, bu vatanın ve bu milletin sigortası olmayı yıllardır kararlılıkla sürdüren, Türkiye’nin en önemli ve en tecrübeli siyasi liderlerinden biridir.

Türkiye, tarihinin en kritik eşiklerinden birinden geçiyor. Küresel sistemin çöktüğü, güç dengelerinin altüst olduğu, savaşların ve vekalet çatışmalarının sıradanlaştığı bir dünyada, ayakta kalabilmenin, hatta güçlü biçimde yol alabilmenin tek yolu devlet aklı, milli irade ve stratejik sabırdır.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşma, tam da bu çerçevede okunmalıdır. Bu konuşma, yalnızca bir siyasi değerlendirme değil, Terörsüz Türkiye hedefinin felsefi, ahlaki ve tarihsel zeminini ortaya koyan bir yol haritasıdır.

Sayın Bahçeli’nin altını çizdiği temel gerçek nettir:

Huzursuz ve istikrarsız bir dünyada hiç kimse güvende değildir. Dolayısıyla “bize bir şey olmaz” rehaveti, “bana dokunmayan yılan” anlayışı bu çağda iflas etmiştir.

Türkiye’nin bekası, iç huzuru ve geleceği, terör belasından tamamen kurtulmasına bağlıdır.

Sayın Bahçeli’nin konuşmasında en dikkat çekici vurgulardan biri, sürecin muhataplarının verdikleri sözleri yerine getirip getirmediği meselesidir.

Ve bu noktada açık, net ve tartışmaya mahal bırakmayan bir tespit yapılmıştır:

“PKK’nın kurucu önderliği, 27 Şubat 2025’ten itibaren verdiği bütün sözlerin arkasında durmuştur.”

Bu cümle, ideolojik reflekslerle değil, somut gelişmelerle okunmalıdır.

Silahların yakılması, örgütün lağvedilmesi, çağrının örgütün tüm bileşenleri açısından bağlayıcı hale gelmesi; devletin arşivinde, sahada ve istihbarat raporlarında karşılığı olan gerçeklerdir.

Bahçeli burada romantik değil, realisttir. Duygusal değil, devlet ciddiyetiyle konuşmaktadır. Ve asıl önemli olan şudur: Devlet, muhatabın sözünü tutup tutmadığına bakar. Tutulmuşsa, buna göre tavır alır.

Bahçeli’nin ısrarla vurguladığı bir başka hayati nokta ise, Kürt kardeşlerimizle terör örgütlerini aynı kefeye koyan anlayışın büyük bir gaflet olduğudur.

“Kürt kardeşlerimizle YPG’yi yan yana getirmek fahiş bir gafilliktir.”

Bu söz, yıllardır zehirlenen bir algıyı dağıtan son derece kıymetli bir devlet duruşudur. Terörsüz Türkiye hedefi, Kürt’ü kazanmak, milleti bütünleştirmek, kardeşliği kalıcı hale getirmek demektir.

Terörün ortadan kalkması, en çok bölge insanının, en çok Kürt vatandaşlarımızın yararınadır.

Bahçeli’nin dili burada ayrıştırıcı değil; toparlayıcı, kucaklayıcı ve devletleştiricidir. “Türk de biziz, Kürt de biziz” vurgusu, etnik değil mili birlik temelinde yükselen bir anlayışın ifadesidir.

Devlet Bahçeli, bu konuşmasıyla bir kez daha şunu göstermiştir:

O, günü kurtaran değil; geleceği kuran bir siyasetçidir.

Sloganın değil; stratejinin, popülizmin değil, devlet aklının,

öfkenin değil; sabır ve kararlılığın temsilcisidir.

“Terörsüz Türkiye” hedefi, lafla değil; bedel ödeyerek, sabırla, milletle birlikte yürütülen bir süreçtir.

Bahçeli’nin ifadesiyle:

“Anadolu huzura kavuşana kadar kararımız nettir.”

Bu netlik, Türkiye’nin yarınlarına duyulan sarsılmaz inancın adıdır.