Mübarek Ramazan ayının rahmet iklimine bir kez daha kavuşmuş bulunuyoruz. Sofralarımızda bereket, gönüllerimizde merhamet, şehirlerimizde mahya ışıkları var.

Ancak görünen o ki Ramazan yalnızca kalpleri değil, zihinleri de imtihan ediyor. Çünkü bir tarafta paylaşmayı, dayanışmayı, ahlaki dirilişi önceleyen bir anlayış, diğer tarafta ise bu iklimi dahi ideolojik tartışmalara mahkum etmek isteyen bir yaklaşım var.

Evet soruyorum; Allah aşkına “Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan Genelgesi’nin neresi yanlıştır?”

Bir eğitim modeli, çocuklarımızın paylaşma duygusunu geliştirmesini, ihtiyaç sahiplerini gözetmesini, dayanışma bilinci kazanmasını, ahlaki sorumlulukla yetişmesini hedefliyorsa bunun laiklikle, çağdaşlıkla, hukuk devletiyle nasıl bir çelişkisi olabilir?

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara Suresi, 183. Ayet)

Ramazan’ın özü takvadır. Takva ise sadece bireysel bir ibadet bilinci değil, aynı zamanda ahlaki hassasiyet, kul hakkına riayet, merhamet ve adalet demektir.

Çocuklarımıza bu bilinci kazandırmak bir “dayatma” değil, bir medeniyet aktarımıdır.

Bir başka ayette ise şöyle buyrulur:

“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın.” (Maide Suresi, 2. Ayet)

Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesinde vurgulanan da tam olarak budur: Paylaşmak, yardımlaşmak, dayanışmak…

Bunun neresinde gericilik vardır? Bunun neresinde bir “Talibanlaşma” emaresi aranabilir?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ruhu bellidir. Üniter yapısı, laik karakteri, milli devlet vasfı anayasal güvence altındadır. Bu esaslardan geri dönüş yoktur. Ancak laiklik, din karşıtlığı değildir. Laiklik, devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasıdır. Milletin inanç değerlerini kamusal hayattan söküp atmak değildir.

Ramazan ayı bu milletin bin yıllık hafızasında vardır.

Bu topraklarda ezan sesiyle büyüyen nesiller, aynı zamanda Cumhuriyet’e sahip çıkmış nesillerdir.

Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da şehadete yürüyen Mehmetçik hem “Allah Allah” demiş hem de “Ya istiklal ya ölüm” diye haykırmıştır.

Bu hakikati görmezden gelerek, Ramazan etkinliklerini “şeriatçı kuşatma” diye nitelendirmek, milletin sosyolojisini okuyamamaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri tartışma konusu değildir. Başkent Ankara’dır. Dil Türkçedir. Bayrak ay yıldızlı al bayraktır. Milli marş İstiklal Marşı’dır.

Bu çerçevede hem milli egemenlik hem de vatandaşlık hukuku esastır.

Eğitim yalnızca matematik formülleri öğretmek değildir.

Eğitim, karakter inşa etmektir.

Eğitim, vicdan kazandırmaktır.

Eğitim, millet olma bilincini diri tutmaktır.

Bugün ahlaki erozyonun küresel bir salgın haline dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz. Dijital kültürün kuşattığı genç zihinler, değer boşluğu ile karşı karşıya. Böyle bir dönemde Ramazan’ın ahlakını, merhametini, paylaşma ruhunu okullarda hatırlatmak bir eksiklik değil, bir ihtiyaçtır.

Şahsen ben Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayımladığı Ramazan Genelgesi’ni destekleyen ve açık bir duruş sergileyenleri tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum.

Unutmayalım:

Bu millet ne köksüzdür ne kimliksizdir.

Bu devlet ne sahipsizdir ne pusulasızdır.

Ramazan’ın rahmetiyle yoğrulmuş bir ahlak, Cumhuriyet’in temel değerleriyle çatışmaz, bilakis onu güçlendirir.

Çünkü bu topraklarda inanç ile vatan sevgisi, bayrak ile dua, istiklal ile iman birbirinden ayrı düşünülmemiştir.

Ve mesele tam da budur.

Vesselam…