Türkiye, uzun yıllardır sırtında taşıdığı ağır bir yükten kurtulmanın eşiğinde. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün Kabine Toplantısı sonrası yaptığı “Terörsüz Türkiye” vurgusu, sıradan bir siyasi söylem değil, devlet aklının, millet iradesinin ve toplumsal beklentinin ortak paydasında şekillenen tarihi bir hedefin ilanıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Şehit yakınlarımızla birlikte aziz milletimiz, terörün kalıcı olarak bitmesi için yürüttüğümüz Terörsüz Türkiye sürecine sahip çıkıyor” sözleri, bu mücadelenin yalnızca güvenlik boyutuyla değil, vicdani ve toplumsal boyutuyla da yürütüldüğünü ortaya koyuyor. Bu cümlede hem geçmişin acısı hem de geleceğin umudu var.

Türkiye, terörle mücadelede çok ağır bedeller ödedi. Şehitler verdi, ocaklar söndü, analar ağladı. Ancak gelinen noktada görüyoruz ki devlet, sadece silahla değil, siyasetle, hukukla, toplumsal uzlaşıyla ve milli dayanışmayla kalıcı bir çözüm iradesi ortaya koyuyor. İşte asıl kırılma noktası da burada.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş’un, MHP, CHP, DEM Parti, AK Parti ve Yeni Yol Partisi’nin grup başkanlarıyla bir araya gelecek olması son derece kritik. Gündemde Milli Dayanışma ve Kardeşlik Komisyonu’nun tamamlanan raporu ve bundan sonra atılacak adımlar var.

Bu tablo, sürecin yalnızca yürütmenin değil, yasamanın da güçlü bir şekilde devrede olduğunu gösteriyor. Terörle mücadelede kalıcı başarı ancak siyasal meşruiyetin genişlemesiyle mümkündür. Meclis çatısı altında farklı siyasi partilerin aynı masa etrafında oturması, Türkiye’nin demokratik olgunluğunun göstergesidir.

Özellikle MHP ile başlayan temaslar, ardından CHP ve DEM Parti ile sürecek görüşmeler, bu meselenin partiler üstü bir devlet meselesi olarak ele alındığını ortaya koyuyor.

25 Şubat’ta Yeni Yol Partisi ve AK Parti ile yapılacak görüşmeler ise sürecin kurumsal zemininin güçlendirileceğine işaret ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında dikkat çeken bir diğer ifade ise şu oldu:

“Terörden beslenenlere, terörden rant devşirenlere rağmen süreç hedefine doğru sağlam adımlarla ilerliyor.”

Bu cümle, meselenin sadece güvenlik boyutlu olmadığını açıkça gösteriyor. Çünkü terör yalnızca silahlı bir yapı değildir, aynı zamanda kaostan çıkar sağlayan, istikrarsızlıktan beslenen, milletin birliğinden rahatsız olan çevrelerin de zeminidir.

Terör bittiğinde;

Korku siyaseti zemin kaybeder, kimlik üzerinden ayrıştırma etkisini yitirir, bölgesel kalkınmanın önündeki engeller kalkar, gençlerin enerjisi dağa değil, üretime yönelir.

İşte bu yüzden “Terörsüz Türkiye” hedefi yalnızca bir güvenlik projesi değil, aynı zamanda bir kalkınma, demokrasi ve kardeşlik projesidir.

Sürecin en önemli dayanaklarından biri de şehit yakınlarının ve gazilerin duruşudur. Onların desteği, bu mücadelenin en güçlü meşruiyet zeminidir. Çünkü en büyük bedeli ödeyenlerin duası ve rızası olmadan hiçbir süreç sağlıklı ilerleyemez.

Cumhurbaşkanı’nın özellikle şehit ailelerine vurgu yapması, bu hassasiyetin bilincinde olunduğunu gösteriyor. Devlet, milletin hassasiyetlerine azami hürmet göstererek, meşru dairede kalarak bu süreci yürütme iradesini net biçimde ortaya koyuyor.

Türkiye, bölgesel olarak çok kritik bir dönemde. Ortadoğu yeniden şekillenirken, küresel dengeler değişirken, içeride birlik ve dirliği sağlamış bir Türkiye, hem ekonomik, hem diplomatik, hem de askeri anlamda çok daha güçlü bir konuma gelir.

Terörün kalıcı olarak bitmesi;

Yatırımı artırır, bölgesel eşitsizlikleri azaltır, iç barışı tahkim eder, Türkiye’yi küresel ölçekte daha etkili bir aktör haline getirir.

Bu yüzden bugün atılan adımlar, sadece bugünü değil, gelecek nesilleri ilgilendiriyor.

“Terörsüz Türkiye” hedefi, siyasi bir slogan değil, bir milletin huzur özlemidir. Devlet aklı, millet iradesi ve Meclis zemini bir araya gelmişse, bu tarihi fırsat doğru yönetilmelidir.

Elbette süreç sabır ister. Elbette provokasyonlar olacaktır. Ancak Türkiye artık eski Türkiye değildir. Devlet tecrübesi, siyasi olgunluk ve toplumsal bilinç bu süreci menziline ulaştıracak güçtedir.

Şimdi mesele; ayrışmadan değil, dayanışmadan yana tavır alma meselesidir. Şimdi mesele, korkudan değil, kardeşlikten yana durma meselesidir.

Şimdi mesele, terörsüz, huzurlu ve güçlü bir Türkiye idealine hep birlikte sahip çıkma meselesidir.

Ve görünen o ki Türkiye bu kez kararlı.