Siyaset, sadece kürsüde yüksek sesle konuşmak değildir. Siyaset, yılların biriktirdiği devlet tecrübesini taşımaktır.

Devlet Bahçeli’nin yaşı kadar, hatta belki daha fazlası kadar devlet ve siyaset birikimi vardır bu ülkede. Yarım asrı aşan bir mücadele, bedel ödenmiş bir siyasi hayat ve kriz anlarında sergilenen soğukkanlı bir duruş…

Eleştirmek elbette haktır. Muhalefet etmek siyasetin doğasında vardır. Ancak devlet geleneğinden gelen bir isme hitap ederken kelimelerini seçmek de siyasi olgunluğun gereğidir.

Söz büyüdükçe sorumluluk da büyür.

Kürsüden söylenen her cümle, sadece rakibi değil, temsil edilen siyasi kültürü de yansıtır.

Siyaset hırsla değil, ağırlıkla yapılır. Devlet adamlığı ise polemikle değil, tecrübeyle ölçülür.

Ve bazen insan, konuşmadan önce bir durup düşünmelidir. Karşısındaki isimle değil, bir devlet geleneğiyle konuştuğunu…

Siyaset, fikirlerin yarıştığı bir zemin olmalıdır, öfkenin ve hakaretin değil.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun TBMM Grup Toplantısı’nda MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik sarf ettiği sözler, yalnızca bir siyasi eleştiri değil, milliyetçi camianın hafızasına ve geleneğine dönük ağır bir itham niteliği taşımaktadır.

Eleştiri olur.

Sert muhalefet olur.

Fikir ayrılığı olur.

Ama siyaset, geçmişi inkar ederek yapılmaz.

Devlet Bahçeli’nin “İmralı’nın statüsü” ifadesi üzerinden yürütülen tartışma, esasında ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin yöntem ve zemin üzerinden sürdürüleceğine dair stratejik bir değerlendirmedir.

Bu, bir “sevgi” meselesi değil, devlet yönetme ciddiyeti meselesidir. Devlet aklı bazen duygularla değil, sonuç odaklı analizle hareket eder.

Milliyetçi Hareket Partisi, 57 yıllık siyasi geçmişiyle bu ülkenin üniter yapısının ve milli bütünlüğünün en kararlı savunucularından biri olmuştur.

Bu çizgi dün neyse, bugün de odur.

Bu gerçeği yok sayarak yapılan ithamlar, siyasi polemik üretir ama hakikati değiştirmez.

Hele ki milliyetçi hareketin içinden yetişmiş bir ismin, geçmişte aynı çatı altında siyaset yaptığı bir geleneğe yönelik bu denli ağır ifadeler kullanması, siyasi nezaket açısından sorgulanmayı hak eder.

Siyaset rekabet işidir, fakat rekabet, köprüleri yakarak yapılmaz.

Türkiye bugün “Terörsüz Türkiye” hedefini konuşuyor.

Şehit ailelerinin yüreği hala tazeyken, milletin hassasiyetleri bu kadar ortadayken kullanılan dil çok daha dikkatli olmalıdır. Çünkü kullanılan her kelime, toplumsal fay hatlarını ya onarır ya da derinleştirir.

Bahçeli’nin siyaseti beğenilebilir ya da eleştirilebilir. Ancak Devlet Bahçeli’nin hayatı boyunca terörle mücadelede nerede durduğu bellidir.

Onu terör örgütüyle yan yana gösterme çabası, siyasi eleştirinin ötesinde bir ithamdır ve milliyetçi tabanda karşılık bulmamasının sebebi de budur.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, slogan yarışı değil, soğukkanlı muhakemedir.

Türkiye’nin meseleleri sosyal medya polemikleriyle değil, devlet ciddiyetiyle çözülür.

Siyasetin dili zehirlenirse, toplumun kalbi yorulur.

Ve unutulmamalıdır ki;

Devlet ciddiyeti, polemikle değil, sabır ve stratejiyle yürür.