Son günlerde kamuoyunu sarsan ölüm haberleriyle yeniden gündeme gelen “sarı serum” uygulamasını masaya yatırıyoruz. Önceki gün Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şervan Gökhan ile tüm yönleriyle konuştuk.

Yaptığımız kapsamlı röportajda Prof. Dr. Gökhan, toplumda masum bir vitamin desteği gibi algılanan bu uygulamanın, kontrolsüz koşullarda ve bilimsel dayanağı olmadan yapıldığında ani alerjik şoktan kalp ritim bozukluklarına, hatta ölüme varan sonuçlar doğurabildiğine dair son derece çarpıcı ve hayati uyarılarda bulundu. Ortaya çıkan tablo, sarı serumun bir “takviye” değil, ciddiyetle ele alınması gereken bir tıbbi müdahale olduğunu net biçimde gösteriyor.

Toplum olarak bazı alışkanlıklarımız var. Ne yazık ki bu alışkanlıkların bir kısmı, bilimle değil kulaktan dolma bilgilerle, sosyal medya söylentileriyle ve “bana iyi gelmişti” cümlesiyle besleniyor. İşte “sarı serum” da tam olarak bu noktada duruyor. Masum görünen ama hayati riskler barındıran bir şehir efsanesi…

Son dönemde peş peşe gelen ölüm haberleri, bu uygulamanın artık göz ardı edilemeyecek bir halk sağlığı sorununa dönüştüğünü gösteriyor. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şervan Gökhan ile yaptığımız röportaj, bu konudaki sis perdesini net biçimde aralıyor.

Toplumda sarı serum, hala basit bir “vitamin takviyesi” gibi algılanıyor. Oysa Prof. Dr. Şervan Gökhan’ın altını çizdiği gibi, damar yolu vücuda etki etmenin en hızlı ama aynı zamanda en riskli yoludur. Ağızdan alınan bir ilacın tolere edilme süreci varken, damar yoluyla verilen her madde doğrudan sistemik etki yapar.

B, C vitaminleri, magnezyum ve farklı ilaçların bir arada, çoğu zaman dozu ve içeriği belirsiz şekilde verilmesi; daha önce hiçbir alerji öyküsü olmayan kişilerde bile dakikalar içinde anafilaktik şok, solunum yetmezliği ve kalp ritim bozukluklarına yol açabiliyor. Bu, ihtimal değil; yaşanmış vakalarla sabit bir gerçek.

Asıl sorun burada başlıyor. Sarı serumun bilimsel olarak kabul edilmiş standart bir içeriği yok. Hangi ampulden kaç tane, hangi hızda, hangi hastaya verileceği kişisel tercihlere bırakılmış durumda. Bu tablo, tıpta kabul edilebilir bir durum değil.

Yüksek doz C vitamini, EKG takibi olmadan verilen magnezyum ve kontrolsüz kombinasyonlar; özellikle kalp hastaları için adeta saatli bomba. Üstelik bu risk, “daha önce yaptırmıştı, bir şey olmamıştı” cümlesiyle ortadan kalkmıyor. Çünkü alerjik reaksiyonlar her uygulamada yeniden ortaya çıkabilir.

Ölümlerin önemli bir kısmı nerede yaşanıyor biliyor musunuz? Evlerde, otel odalarında, acil müdahale ekipmanı olmayan ortamlarda… Yani bir sorun çıktığında dakikaların hayati olduğu ama o dakikalara müdahale edilemediği yerlerde.

Prof. Dr. Gökhan’ın uyarısı çok net: “Ani gelişen bir alerjik şokta zamanla yarışılır. Ev ortamında bu yarışı kazanmak çoğu zaman mümkün değildir.”

Bu cümle bile tek başına, konunun ne kadar ciddi olduğunu anlatmaya yeter.

Bir diğer büyük sorun ise dijital çağın yan etkisi: Google ve sosyal medya. “Sarı serum neye iyi gelir?” diye aratıldığında karşımıza bilimsel uyarılar değil, övgü dolu paylaşımlar çıkıyor. Bu da toplumda, bu uygulamanın sıradan ve faydalı olduğu algısını pekiştiriyor.

Oysa tıpta “iyi gelir” diye bir kavram yoktur; endikasyon vardır. Bilimsel gereklilik olmadan yapılan her müdahale, potansiyel bir risktir.

İşin bir de sağlık sistemini ilgilendiren boyutu var. Acil servislerde hekimler, tıbbi gereklilikten çok hasta talebiyle karşı karşıya kalıyor. “Serum istiyorum” diyen hasta profili giderek artıyor. Yoğunluk, şikayet baskısı ve memnuniyet kaygısı, hekimi zor bir noktaya sürüklüyor.

Bu sürdürülebilir bir durum değil. Bilim, talebe göre değil, gerekliliğe göre hareket eder.

Sarı serum meselesi, bireysel tercihlerle geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir noktaya geldi. Denetim şart. Standart şart. Evde ve kontrolsüz uygulamalara net sınırlar konulmalı. Toplum, bilimsel verilerle açıkça bilgilendirilmeli.

Çünkü mesele artık “iyi gelir mi?” sorusu değil,

“Önlenebilir ölümleri ne zaman durduracağız?” sorusudur.

Ve bu soruya verilecek her gecikmiş cevap, telafisi olmayan sonuçlar doğurabilir.