Bazı tarihler takvimden silinmez.

21 Ocak da onlardan biri artık.

Üzerinden bir yıl geçti deniyor ama Kartalkaya’da zaman hala o geceye kilitli. Saatler 03.16’yı gösterdiğinde yükselen alevler, sadece bir oteli değil, bu ülkenin uykusunu da yaktı. O geceden sonra hiçbir anne sabaha aynı huzurla uyanmadı, hiçbir çocuk yangın kelimesini masum bir kelime olarak duymadı.

Bir yıl… Kağıt üzerinde uzun, acı için ise bir göz kırpması kadar kısa. Çünkü ateş söner, ama ihmallerin bıraktığı iz kolay kolay silinmez.

Kartalkaya’da yanan şey sadece duvarlar değildi, denetlenmeyen sistemler, görmezden gelinen raporlar ve “olmaz” denilen ihtimallerdi. Bugün hala ciğerlerimiz yanıyorsa, sebebi duman değil; geciken adalet, eksik yüzleşme ve yarım kalan hesaplaşmadır.

78 can…

34’ü çocuk…

Her biri bir evin ışığı, bir sofranın sesi, bir yarının umuduydu. Şimdi o evlerde saat 03.16’da duran saatler var. Ve biz, bir yıl sonra bile aynı soruyla baş başayız: Bu acı gerçekten kader miydi, yoksa göz göre göre gelen bir felaket mi?

Evet. Bugün takvimler yine 21 Ocak’ı gösteriyor.

Ama Kartalkaya’da zaman duralı tam bir yıl oldu. Bir yıl önce, gecenin en savunmasız saatinde, saat 03.16’da yükselen alevler sadece bir oteli değil, 78 canı, 34 çocuğun umutlarını, yüzlerce ailenin hayatını, bir ülkenin vicdanını yaktı. Bugün üzerinden bir yıl geçti deniyor ama soralım kendimize:

Hangi acının üzerinden gerçekten zaman geçer?

Kartalkaya faciası bir “yangın” değildi sadece. Bu, göz göre göre gelen bir ihmaller zincirinin, denetimsizliğin, sorumsuzluğun ve “nasıl olsa olmaz” rahatlığının toplu mezara dönüşmüş halidir.

O gece insanlar tatildeydi.

Çocuklar kar hayaliyle uyumuştu.

Aileler yarın pistte kaymayı, akşam birlikte yemek yemeyi planlıyordu. Ama sabaha karşı duman, karanlık koridorlar, kilitli kapılar ve çarşaflara bağlanan umutlar vardı.

Güvenlik kameralarına yansıyan görüntüler, bir ülkenin hafızasına kazındı. Yangın söndürme tüpüne uzanmadan kaçanlar…

Çarşafla beşinci kattan inmeye çalışanlar…

Düşenler…

Çığlıklar…

Ve en acısı; zamanında gelmeyen yardım.

Yangın saat 03.16’da başladı.

İtfaiyenin ilk müdahalesi 04.24’te.

Arada geçen o 68 dakika, bugün mezar taşlarında yazılı.

Bilirkişi raporu her şeyi açıkça söylüyor:

Bu facia öngörülebilirdi.

Basit önlemlerle engellenebilirdi.

Sonuçları yok edilebilirdi.

Ama yapılmadı.

Yönetmelikler kağıt üzerinde kaldı.

Denetimler ya yapılmadı ya da “mış gibi” yapıldı.

Sorumluluk zinciri yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya doğru kırıldı. Ve sonunda 78 insan, bir ihmaller dosyasının dipnotu oldu.

Bugün mezarlıklarda 34 çocuk var. Oyuncağı yarım kalmış, defteri kapanmış, büyüyememiş 34 çocuk… Bugün anneler hala sabaha karşı irkilerek uyanıyor.

Babalar hala “keşke” ile başlayan cümleleri bitiremiyor.

Kardeşler hala o gecenin seslerini susturamıyor.

Bir yıl geçti ama ateş hala içimizde.

Çünkü adalet tam anlamıyla yerini bulmadan,

Çünkü sorumluların tamamı hesap vermeden,

Çünkü bu ülkede “bir daha asla” denilip gerçekten yapılmadan

bu acı bitmez.

Kartalkaya bize şunu haykırıyor:

İhmaller kader değildir.

Denetimsizlik yazgı değildir.

Ölümler “talihsiz kaza” diye geçiştirilemez. Bugün bu köşeden bir kez daha soruyoruz:

78 canın hesabı tam olarak soruldu mu?

Bu ülkede bir otelde yatan herkes artık güvende mi?

Yoksa yeni Kartalkaya’ları mı bekliyoruz?

Bir yıl geçti…

Ama Kartalkaya hala yanıyor. Ve bu yangın, adaletle söndürülmedikçe sönmeyecek.

Allah’tan rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum.

Unutursak, bir gün yeniden yaşarız.

Unutmayacağız.

Unutturmayacağız.