Bir bakış…
Sadece bir bakış.
Ne bir kavga geçmişi, ne bir husumet, ne de bir hesaplaşma…
“Yan baktın” denildi, bıçak çekildi, bir çocuk toprağa düştü.
Şimdi soralım:
Bu nasıl bir gençlik?
Bu nasıl bir zihniyet?
Bakıştan ölüm çıkaran bir öfke, bu toplumu nereye sürüklüyor?
Henüz sakalı terlememiş çocuklar, ceplerinde bıçakla geziyor.
Bir annenin ömrü, bir cümlenin ucunda kararıyor.
Biz ne zaman bu kadar sertleştik, ne zaman bu kadar merhameti kaybettik?
Atlas’ın ölümü bir anlık öfkenin değil, uzun süredir görmezden gelinen bir çürümenin adıdır.
Ve artık susmak, suça ortak olmaktır.
Bir çocuğun hayatı, bir bakış iddiasına sığar mı?
Bir annenin yüreği, “yan bakma” tartışmasının gölgesinde söndürülür mü?
İstanbul Güngören’de 14 Ocak akşamı yaşananlar, artık yalnızca bir adli vaka değil, bu ülkenin sokaklarında büyüyen öfkenin, kontrolsüz şiddetin ve ihmaller zincirinin acı bir fotoğrafıdır.
Henüz 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, bir kafeden çıktıktan sonra hiç tanımadığı bir çocuk tarafından, dakikalar içinde hayattan koparıldı. Nedeni sorulduğunda karşımıza çıkan gerekçe ise ürkütücü derecede sıradan: “Yan bakma.”
Atlas, ambulansla hastaneye kaldırıldı. Ama annesi Gülhan Ünlü’nün feryadı hala kulaklarımızda yankılanıyor:
“Yarım saat bile yaşayamadı yavrum… ‘Öldü’ dediler, yavrumu bitirdi.”
Bir annenin bu cümleleri kurduğu ülkede, artık hiçbirimiz “bireysel olay” diyerek başımızı çeviremeyiz.
Olayın faili de çocuk… 15 yaşında. Üzerinde sustalı bıçak var. Nereden aldı? Neden taşıdı? Kim görmedi? Kim engellemedi?
Savcılık ifadesi soğukkanlı: “Bıçağı çıkardım, salladım, bir kez vurdum.”
Bir cümle… Bir can… Bir ömür…
Burada yalnızca bir kavga yok. Burada sokakta silahlanan çocuklar, öfkesini yönetemeyen gençlik, şiddeti meşru gören bir dil ve zamanında müdahale etmeyen bir toplumsal yapı var.
Daha vahimi, Atlas’ın ölümünden sonra ailenin tehdit edildiği iddiaları. Yani acı yetmiyor, korku ekleniyor. Devletin bu noktada yalnızca soruşturma değil, güçlü bir koruma ve kararlılık ortaya koyması şarttır. Çünkü adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, mağdurun evinde de hissedilmelidir.
Bugün sokakta, parkta, okul önünde, kafelerde 15–20 yaş arası çocuklar arasında bıçak taşımak “normal” hale geldi.
Bir bakış, bir laf, bir mesaj… Ve hemen ardından bıçak.
Bu çocuklar nerede kayboldu?
Ailede mi, okulda mı, sokakta mı?
Ekranlarda şiddeti kahramanlık gibi izleyen, sosyal medyada öfkeyi alkışlayan, “sert ol” diye büyütülen bir kuşaktan söz ediyoruz. Empati öğretilmeyen, sabır öğretilmeyen, sınır konulmayan bir kuşak… Ve sonra “neden bu hale geldiler?” diye soruyoruz.
Hayır, bu çocuklar doğuştan cani değil. Ama kontrolsüzlük, denetimsizlik ve cezasızlık algısı, şiddeti hızla büyütüyor.
Atlas artık yok. Ama onun adı bir istatistik satırı olamaz.
Bu dava, “çocuklar arasında kavga” diye geçiştirilemez.
Bu dava, emsal bir adalet sınavıdır.
Adalet, yalnızca faili cezalandırmak değil.
Bıçak taşıyan çocuklara dur demektir.
Sokakta şiddeti normalleştiren anlayışa set çekmektir.
Bir annenin “herkes sesimi duysun” çığlığını duymaktır.
Atlas’ın annesi adalet istiyor. Biz de istiyoruz.
Çünkü bugün Atlas, yarın başka bir çocuk…
Ve susarsak, sıra hepimize gelir.
Atlas için adalet.
Çocuklarımız için hayat.
Sokaklarımız için vicdan istiyoruz.