Bugün 18 Mart…Ve bu tarih sadece bir zaferin yıl dönümünü değil, aynı zamanda bir milletin yeniden ayağa kalkışının, inancını ve iradesini dünyaya haykırışının yıl dönümünü gösteriyor.

Çanakkale Zaferi, yalnızca askeri bir başarı değildir, o, bir milletin varoluş mücadelesinin, imanla, azimle ve fedakarlıkla yazılmış eşsiz bir destandır.

1915 yılında dünyanın en güçlü donanmaları “geçilmez” denilen Çanakkale Boğazı’nı aşmak için harekete geçtiğinde, karşılarında yorgun ama teslim olmayan bir millet vardı.

İmkansızlar içinde verilen bu mücadelede, teknolojiye karşı inanç, silaha karşı yürek galip geldi.

Mehmetçik, “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” diyen bir komutanın izinde, gözünü kırpmadan vatanı için canını feda etti.

Çanakkale’yi anlamak, sadece bir savaşın kronolojisini bilmek değildir.

Çanakkale’yi anlamak, 15 yaşındaki bir delikanlının cepheye giderken ardında bıraktığı annesinin duasını hissetmektir.

Çanakkale’yi anlamak, yaralı düşman askerine su veren Mehmetçiğin merhametini kavramaktır.

Çünkü bu zafer, sadece bir askeri başarı değil, aynı zamanda insanlık onurunun da zaferidir.

O gün cephede kazanılan zafer, bugün bağımsız bir Türkiye’nin temellerini atmıştır.

Eğer Çanakkale geçilseydi, belki de bugün ne bu topraklarda özgürce nefes alabiliyor olurduk ne de bağımsız bir devlet olarak varlığımızı sürdürebilirdik.

Bu yönüyle Çanakkale, bir son değil, bir başlangıçtır; Kurtuluş Savaşı’nın meşalesinin yakıldığı yerdir.

Çanakkale’de yazılan destan, millet olmanın ne demek olduğunu bizlere en açık şekilde göstermiştir.

Farklı şehirlerden, farklı hayat hikayelerinden gelen insanlar, aynı bayrak altında birleşmiş, aynı ideal uğruna can vermiştir.

İşte bu ruh, bugün de en çok ihtiyaç duyduğumuz şeydir. Birlik, beraberlik ve ortak değerler etrafında kenetlenme…

Bugün bizlere düşen en büyük görev ise bu büyük mirasa sahip çıkmaktır.

Çanakkale ruhunu sadece anmakla yetinmemek, onu anlamak ve yaşatmaktır.

Genç nesillere bu bilinci aktarmak, tarihine sahip çıkan bir toplum inşa etmek zorundayız.

Çünkü geçmişini unutan bir millet, geleceğini de sağlam temeller üzerine kuramaz.

18 Mart, sadece bir anma günü değil, aynı zamanda bir muhasebe günüdür. Kendimize şu soruyu sormalıyız: O gün canını ortaya koyan ecdadın emanetine ne kadar sahip çıkabiliyoruz?

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, Çanakkale’de destan yazan tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

Onların fedakarlıkları sayesinde bugün bu topraklarda özgürce yaşıyoruz.

Çanakkale geçilmedi ve asla geçilmeyecek!