8 Mart Dünya Kadınlar Günü geride kaldı. Dün birçok yerde konuşmalar yapıldı, mesajlar paylaşıldı, çiçekler verildi. Kadınların toplumdaki yeri, emeği ve değeri bir kez daha hatırlandı. Ancak ne yazık ki her yıl olduğu gibi bu yıl da kutlamaların gölgesinde çok acı bir gerçek yine karşımızda duruyor; Kadına yönelik şiddet!

Kadınlar, hayatın merkezinde olan, toplumu var eden, aileyi ayakta tutan en güçlü unsurlardan biridir. Bir anne, bir eş, bir kardeş, bir öğretmen, bir emekçi olarak hayatın her alanında büyük fedakarlıklarla var olurlar.

Buna rağmen dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de bazı kadınlar hala şiddetin, baskının ve korkunun gölgesinde yaşamaya zorlanıyor.

Oysa bir toplumun gerçek gelişmişliği, kadınlarına verdiği değerle ölçülür. Kadının huzur içinde yaşamadığı bir toplumda ne adalet tam anlamıyla yerleşir ne de huzur kalıcı olur. Çünkü kadın yalnızca birey değildir, aynı zamanda bir ailenin, bir neslin ve geleceğin temelidir.

Son yıllarda kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda devlet kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve toplumun farklı kesimlerinin önemli çalışmalar yaptığını görüyoruz.

Yasal düzenlemeler, koruma mekanizmaları ve farkındalık kampanyaları bu mücadelenin önemli adımlarıdır. Ancak açık konuşmak gerekirse, sorunun tamamen ortadan kalkması için sadece yasalar yetmez, zihniyetin değişmesi gerekir.

İşte tam da bu noktada toplum olarak hepimize büyük sorumluluk düşüyor. Kadına yönelik şiddeti sadece bir haber başlığı olarak görmemeli, bu meseleye karşı toplumsal bir refleks geliştirmeliyiz.

Futbolda kural çok nettir, ağır bir faul yapıldığında hakem kırmızı kartını çıkarır ve oyunu bozan oyuncu saha dışına gönderilir. Çünkü sporun da hayatın da bir kuralı vardır.

Kadına yönelik şiddet de işte tam olarak böyle bir durumdur. Bu suçu işleyenlere toplumun tamamı kırmızı kart göstermelidir.

Sessiz kalmak, görmezden gelmek ya da “aile içi meseledir” diyerek kenara çekilmek aslında bu suça dolaylı olarak ortak olmaktır.

Unutmamak gerekir ki şiddet yalnızca fiziki değildir. Bazen bir söz, bazen bir baskı, bazen bir aşağılanma da en az fiziksel şiddet kadar yıkıcı olabilir.

Kadınların onurunu, emeğini ve varlığını yok sayan her davranış aslında toplumsal vicdana vurulmuş bir darbedir.

Bu yüzden kadına yönelik şiddetle mücadele yalnızca kadınların değil, erkeklerin de meselesidir.

Gerçek erkeklik güç göstermek değil, koruyabilmek ve saygı gösterebilmektir. Kadına el kaldıran birinin güçlü değil, aslında en zayıf insan olduğu unutulmamalıdır.

Dün 8 Mart vesilesiyle birçok mesaj paylaşıldı. Ama asıl önemli olan, bu mesajların hayatın her gününe yansımasıdır. Kadınların yalnızca bir gün değil, 365 gün değer gördüğü bir toplum inşa etmek zorundayız.

Çünkü kadınlara yönelik şiddetin olmadığı bir ülke, daha huzurlu, daha adil ve daha güçlü bir ülke demektir.

Artık sözün özü şudur:

Kadına şiddetin hiçbir bahanesi olamaz.

Bu suça verilecek tek karar vardır; Kırmızı Kart!