Uluslararası siyasetin en temel ilkesi diyalogken, bir kez daha silahların gölgesi diplomasinin önüne geçti. İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırısı, yalnızca askeri bir hamle değil, aynı zamanda küresel dengeleri sarsabilecek tehlikeli bir kırılma olarak kayıtlara geçti.

Masada çözülmesi gereken meseleler, gökyüzünü yaran füzelerle cevaplandı. Bu tablo, “güçlü olanın hukuku” anlayışının yeniden sahneye çıktığını gösterirken, bölgeyi daha derin ve öngörülemez bir gerilimin eşiğine sürüklüyor.

Mübarek Ramazan ayında…

Savaş, kan ve gözyaşı…

İslam dünyasının maneviyatla, sabırla, dua ile yoğrulduğu bir zaman diliminde İran semaları bombardımanla sarsıldı.

Ayetullah Ali Hamaney, ABD-İsrail saldırısında hayatını kaybetti. Ülkede 40 günlük ulusal yas ve 7 günlük resmi tatil ilan edildi. Saldırılarda ailesinden isimlerin de yaşamını yitirdiği açıklandı.

Ortadoğu zaten kırılgandı, şimdi ise kelimenin tam anlamıyla kaynıyor.

Bir ülkenin kırk yıl boyunca en tepesinde bulunan liderini doğrudan hedef almak, yalnızca askeri bir operasyon değildir. Bu bir devletin egemenliğine yapılmış en ağır müdahalelerden biridir. Bu diplomasi defterinin kapatılıp, güç siyasetinin son sayfasının açılmasıdır.

Rejim değişikliği mi? Caydırıcılık mesajı mı?

Bölgesel dizayn mı? İç kamuoylarına dönük bir güç gösterisi mi?

Tarih bize şunu gösterdi. Ortadoğu’da liderleri hedef alarak istikrar sağlanmadı. Irak örneği ortada. Libya örneği ortada. Devlet yapısı sarsılan her coğrafyada boşluğu radikal unsurlar, vekalet savaşları ve bitmeyen iç çatışmalar doldurdu. Güç kullanarak “denge” kurma iddiası, çoğu zaman daha büyük bir dengesizlik üretti.

İran gibi köklü devlet geleneğine sahip 90 milyona yaklaşan nüfusu olan, bölgesel etkisi yüksek bir ülkeye yönelik böyle bir hamlenin sonuçları yalnızca Tahran’la sınırlı kalmaz.

Lübnan’dan Yemen’e, Irak’tan Suriye’ye kadar uzanan bir etki alanı var. Bu hamle, zincirleme reaksiyon riskini büyütür. Bir diğer mesele de zamanlama.

Ramazan ayında gerçekleştirilen bir saldırı, İslam dünyasında yalnızca siyasi değil, duygusal ve sembolik bir kırılma yaratır. Bu durum, zaten yüksek olan toplumsal gerilimi daha da tırmandırabilir.

İnanç dünyasında derin karşılığı olan bir zaman diliminde atılan askeri adımlar, sokak psikolojisini de etkiler.

Elbette İran yönetimi de yıllardır sert politikalar izledi. Bölgesel gerilimlerde pay sahibi oldu. Ancak uluslararası sistem, hesaplaşma zemini olarak suikastı ve doğrudan lider hedef almayı normalleştirirse, yarın hiçbir ülke kendini güvende hissedemez.

Bugün mesele İran meselesi değildir. Bugün mesele, küresel ölçekte “güç kime yetiyorsa o vurur” anlayışının yerleşip yerleşmeyeceğidir.

Eğer devlet liderleri açık askeri operasyonlarla ortadan kaldırılabiliyorsa, uluslararası hukuk hangi anlamı taşır?

Diplomasi neden vardır? Birleşmiş Milletler hangi gün için kurulmuştur?

Ortadoğu’da bir devir kapanmış olabilir. Ancak kapanan sadece bir liderin dönemi değil, belki de bölgesel dengelerin eski haliyle devam etme ihtimalidir.

Önümüzde daha sert bloklaşmalar, daha derin krizler ve daha geniş cepheleşmeler olabilir.

İsrail ve ABD bu adımla kısa vadeli bir stratejik üstünlük hesaplıyor olabilir. Fakat Ortadoğu tarihi, kısa vadeli hesapların uzun vadeli yangınlara dönüştüğünü defalarca gösterdi.

Şimdi asıl soru şu:

Bu hamle bölgeyi gerçekten daha güvenli mi yapacak, yoksa yeni ve daha büyük bir fırtınanın kapısını mı aralayacak?

Ortadoğu’da barış bombalarla gelmedi. Gelmeyecek. Güç gösterileriyle kurulan düzenler, eninde sonunda daha büyük kırılmalar üretir.

Bugün bölgede yükselen duman, sadece İran’ın değil, hepimizin geleceğini ilgilendiriyor.