AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı. Basına kapalı gerçekleşen toplantının ardından, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, açıklamalarda bulundu.
İşte AK Parti Sözcüsü Çelik'in açıklamalarından satır başları; Deprem bölgesi kısa bir süre içerisinde toparlandı. Milletimizin, bir kez daha çeşitli felaketlerle karşı karşıya kalsa da asla tökezlemeyeceği, devletimizin asla yenilmeyeceği bir kez daha gösterilmiş oldu. Elbette o hatıraları unutmuyoruz. O büyük acının ardından tek tek vatandaşlarımıza ulaşmak için devlet ve hükümet ilk andan itibaren yoğun bir faaliyet yürüttü. Aynı şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri de ilk andan itibaren yoğun bir çabayla oradaki canlarımıza ulaşmaya çalıştı. Havaalanlarının hasar gördüğü, köy yollarının kapandığı bir ortamda son derece zorlu bir mücadele verildi ve çok büyük harcamalar yapıldı. Aynı şekilde sivil toplum kuruluşları da tek tek bölgeye gitti. Bir kez daha görüldü ki bir olduğumuzda, birbirimizi hiçbir zaman ve hiçbir yerde terk etmeyiz. Her türlü ayrılığı ve gayrılığı bir kenara bırakır, bu bütünleşmeyi sağlarız. O gün olduğu gibi bugün de bu zorlu mücadele en güçlü şekilde verildi ve büyük oranda başarıya ulaşılmış oldu.
"CHP ZİHNİYETİ ENKAZ ALTINDA KALDI"
Cumhurbaşkanımız ilk andan itibaren o günün ardından her toplantımızda bu konuyu gündeminde tuttu ve en yakın şekilde takip etti. Çevre ve Şehircilik Bakanımız Murat Bey mesaisinin büyük bir kısmını bölgede geçirdi ve büyük bir gayretle çalıştı. Bütün ekiplerimiz, bütün işçilerimiz ve bütün kardeşlerimizin emeğiyle bugün bu sonuca ulaşılmış oldu. İnşallah daha ileri safhalara da geleceğiz.
Tabii o zamanı hatırlayın, bir yandan felaketle uğraşırken bir yandan da dezenformasyonla ve yalanlarla mücadele ediyorduk. Maalesef çok ucuz ve üzücü hırsızlık ile yağma olayları yaşandı. Bütün bunlarla hep beraber mücadele edildi ve bütün dünyanın gözü önünde bu mücadele başarıyla verildi. Bu yıl dönümünde en üzücü olaylardan biri ise CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’in kullandığı üslup ve söylediği sözlerdi. Burada yapılanları gölgelemeye ve lekelemeye çalışan bir üslup içerisinde, kendilerine ait belediyelerin katkılarını anlatmaya çalışırken aslında bunların birçoğunun katkı olmadığını itiraf eden sözler ortaya koydu. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti merkezi yönetimiyle, belediyeleriyle bir bütündür ve bununla ilgili bir ayrım söz konusu değildir. Hangi sivil toplum örgütü olursa olsun, hangi partiden belediye olursa olsun, hangi kurum ya da hangi vatandaşımız olursa olsun bu koşturması ve iştenliği her zaman takdiri, saygıyı ve teşekkürü hak eder. Ancak Sayın Özgür Özel’in üslubuna, burada yaptığı konuşmalara ve hakikatleri görmezden gelme gayretine hep şahit olduk.
Orada CHP yönetiminin söylemi ve zihniyeti bu yıl dönümünde bir kez daha enkaz altında kaldı. Bu üzücüydü. Ama bunların bir önemi yok. Çalışmaya devam edeceğiz. Gayret etmeye devam edeceğiz. Yaraları sarmaya devam edeceğiz. Dezenformasyonla da mücadele edeceğiz. Diğer konularla da mücadele edeceğiz.
"YOĞUN BİR RAMAZAN FAALİYETİ YÜRÜTECEĞİZ"
Ramazan ayı geliyor. Bütün vatandaşlarımızın Ramazan ayını şimdiden tebrik ediyoruz. Allah hayırlı bir Ramazan geçirmeyi iftarıyla, orucuyla, sahuruyla nasip etsin. Bunun yanı sıra hem vatandaşlarımızla teşkilat olarak hem milletvekillerimizle hem de MKYK üyelerimizle buluşacağız. Bakanlarımızla birlikte sahada olacağız. Yoğun bir Ramazan faaliyeti yürüteceğiz. Bununla ilgili olarak Teşkilat Başkanımız Ahmet Büyükgümüş yapılacak faaliyetlere ilişkin bugün bir sunum yaptı. Sunumu merkezimizden onay aldı. Bu faaliyetler Ramazan ayı boyunca güçlü bir şekilde yürütülecek. Ramazan ayı boyunca Suriye’deki kardeşlerimizin hiçbirini de yalnız bırakmayacağız ve buna dönük hazırlıklarımızı sürdürüyoruz.
"DÜNYANIN PARÇALANDIĞI BİR DÖNEMDEYİZ"
Dünyanın parçalandığı, kurumların yıprandığı, kurumların dağıldığı, temel ilkelerin aşındığı bir dönemden geçiyoruz. Geçen basın toplantımızda da ifade etmiştim. Bunun en büyük örneklerinden biri, dünya düzeninin ve dünyadaki neoliberal hâkimiyetin temel ideolojisinin pekiştirilmesine dönük olarak kullanılan zeminlerden biri olan Davos’ta ortaya çıkan tablonun büyük eleştirilerin odağı hâline gelmesiydi. Genelde Davos’ta yeni dünya düzeninin önümüzdeki dönemde nasıl olacağı ve neoliberal düzenin kendi hayatiyetini nasıl sürdüreceğine dair argümanlar, söylevler, oturumlar ve konferanslar gündeme gelirken küresel güney olarak adlandırılan ülkelerde eleştiriler dile getirilir. İlk defa bu sene Davos’ta neoliberal düzenin elitleri bu düzenin artık işlemediğini ve yanlış gittiğini itiraf eden söylemlerde, açıklamalarda ve analizlerde bulundular. Bunların bazıları örtülü, bazıları ise açık şekilde tartışmalara yol açtı. Hatta bazı diplomatik krizlerin de sebebi oldu. Dolayısıyla belirsizlik çağı herkes tarafından tescil edilmiş oldu. Düzenin bilinen sorunlarının bir şekilde yönetildiği ya da tolere edildiği ifade edilirken artık tolere edilemez bir hâle geldiği de görülmüş oldu.
"GAZZE İLE İLGİLİ MÜCADELEMİZE KESİNTİ VERMEDEN DEVAM EDECEĞİZ"
Hâlen Gazze’ye insani yardımların girişi istenilen düzeye ulaşmamış durumdadır. Hâlen soykırım faaliyetinin birçok uzantısı devam etmektedir. Ateşkes son derece kırılgandır. Kalıcı barışı sağlayacak bir Filistin devletinin kurulmasına dair yolun yürünmesinde soykırım şebekesinin büyük engelleri vardır. Dolayısıyla uluslararası toplumun, uluslararası hukukun, ilkelerin ve kurumların Gazze karşısındaki teslimiyeti ve çifte standardı, belirsizlik çağı olarak ifade ettiğimiz dönemin artık tamamen berraklaştığını göstermiştir. Gazze ile ilgili mücadelemize hiçbir kesinti vermeden güçlü bir şekilde devam edeceğiz. Bütün bu dağılmalar yaşanırken artık Kuzey ile Küresel Güney arasında ya da Batı ittifakı ile diğerleri arasındaki gerginliklerin ötesinde, bizzat Batı ittifakının kendi içerisinde de çatışmalar ve gerilimler ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede bakıldığında, uluslararası diyalog ve entegrasyon açısından güçlü faaliyet yürüten ve uluslararası alanda ses getiren tek yaklaşım Sayın Cumhurbaşkanımızın yaklaşımıdır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın diplomasi trafiğine ve uluslararası ziyaretlerine bakıldığında, pek çok kriz alanının çözümüne yönelik diyalogların artırılması ve daha büyük yakınlaşmaların sağlanması konusunda güçlü bir irade ortaya koyduğu görülmektedir. Son olarak Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretleri gerçekleştirilmiş, ardından Birleşik Arap Emirlikleri ve Etiyopya ziyaretleri planlanmış, Ürdün Kralı’nın ziyareti ile bu hafta Yunanistan Başbakanı’nın ziyareti gündeme gelmiştir. Sudan’dan Somali’ye, Afrika Boynuzu’ndan Rusya Ukrayna Savaşı’na ve Gazze’deki soykırıma karşı yürütülen faaliyetlere kadar, dünyanın adeta dikişlerinin söküldüğü bir ortamda belli bir çerçeve ortaya koyabilen ve bu doğrultuda faaliyet gösterebilen yegâne ülke Türkiye, yegâne lider ise Sayın Cumhurbaşkanımızdır.
"SURİYE'DE TEK ORDU- TEK MİLLET ÖNEMLİ"
Maksimalist yaklaşımlar etrafında şekillenmeye çalışan söylemler olmakla birlikte bir yandan terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefinin ortaya koyduğumuz ilkeler çerçevesinde ilerlemesi söz konusudur. Buna dönük olarak dezenformasyonlar, maksimalist yaklaşımlar, çerçevenin dışına taşmaya çalışan aşırı söylemler, odağımızı kaybettirmeye yani terör örgütünün feshi ve silah bırakması hedefini sulandırmaya dönük bazı yanlış yaklaşımlar ya da ırkçı söylemler zaman zaman ortaya çıkabilmektedir. Bunlara gerektiği yerde gerekli cevaplar verilir ancak odağımızı kaybetmeyeceğiz, manipülasyon ve provokasyonun bizi yolumuzdan geri çevirmesine müsaade etmeyeceğiz.
Sayın Cumhurbaşkanımız Suriye konusunu ele alırken Suriye’deki istikrara verdiği önemi, tek millet ve tek ordu anlayışının ülke açısından taşıdığı kıymeti bir kez daha değerlendirmiştir. Suriye’nin kuzeydoğusunda yerleşik terör örgütünün faaliyetlerinin bertaraf edilmesiyle birlikte terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecinin önemli bir engelden kurtulduğunu, önümüzdeki dönemde Suriye’nin birlik ve bütünlük içerisinde Arapların, Kürtlerin ve Türkmenlerin ortak kazananlar olduğu bir çerçevede yoluna devam edeceğini ifade etmişlerdir.
15 YAŞ ALTINA SANAL MEDYA DÜZENLEMESİ
Değerli arkadaşlar, dünyada tartışılan bir diğer önemli başlık da son gündemlerle birlikte sosyal medya konusudur. Biz sosyal medya konusunda bir çalışma yürütüyoruz ve Sayın Cumhurbaşkanımız hem nesilleri korumak, hem dezenformasyonlara karşı direnmek, hem de artık millî egemenliğin bir parçası hâline gelen siber egemenliğimizi korumak için pek çok konuşmasında bu konuya dikkat çekmektedir. İlginçtir ki bugün Batı’dan bu konuya ilişkin yüksek sesli ve dikkat çekici açıklamalar gelmektedir. İspanya Başbakanı Sanchez’in, Filistin konusunda tarihin doğru tarafında durduklarını, teknoloji oligarklarının çocuklarımızın cep telefonlarından ellerini çekmeleri için akılla ve demokrasiyle mücadele ederek yine tarihin doğru tarafında duracaklarını ifade etmesi bunun bir örneğidir. Bu teknoloji oligarklarının çocukların cinsiyet algılarını bozmasından çeşitli ülkelerdeki seçimlere müdahaleye kadar algoritmalar yoluyla yürüttükleri pek çok faaliyet bulunmaktadır ve Sayın Cumhurbaşkanımız uzun zamandır buna dikkat çekmektedir. Bu manipülasyonların arkasından, birçok verinin ve bilginin ülkelerin millî egemenliğini manipüle etmek, egemenlik alanlarına sızmak ve seçimlerini yönlendirmek için kullanıldığı da açıkça görülmektedir. Bir yandan çocuklara musallat olunurken diğer yandan ülkelerin egemenlik alanlarına müdahale edilmektedir. Buna karşı hep birlikte güçlü bir direniş sergilemeliyiz çünkü bunlar özgürlüğü kısıtlamak için değil özgürlüğümüzü korumak için yapılması gerekenlerdir. Fransa’dan diğer ülkelere kadar 16 yaşından küçük çocukların korunmasına yönelik güçlü yasal tedbirlerin gündeme alınması gerektiği ifade edilmektedir. Dolayısıyla özgürlüğümüzü, egemenliğimizi ve çocuklarımızı korumak için bu konuda daha hassas olmamız gerektiği açıktır. Türkiye siber alandaki egemenliğini korumak için de kararlı bir mücadele sürdürecektir ve bu çerçevede sosyal medya yasasını, özgürlüğümüzü koruma ve teknoloji oligarklarının her şeyi yönetme saldırganlığına karşı bir set oluşturma anlayışıyla ele alacağız.
"İRAN’A DIŞARIDAN YAPILACAK BİR MÜDAHALE YANLIŞ ANALİZLERE DAYANIR"
Değerli arkadaşlar, İran’la ilgili konu da yakından takip etmemiz gereken bir başlıktır. Müzakereler başlamıştır ve biz bu müzakereler yoluyla sorunların çözülmesinin son derece önemli olduğunu değerlendiriyoruz. İran’a dışarıdan yapılacak bir müdahale yanlış analizlere dayanır. İran’da siyasal ve sosyal alanda sorunlar bulunmaktadır ancak bunları İran toplumu kendi dinamikleriyle çözmelidir.
Müdahalenin çok büyük istikrarsızlıklara yol açacağını, Orta Doğu’dan Akdeniz’e, Asya’nın belli bölgelerinden Kafkaslar’a kadar çok ciddi sıkıntılar yaratacağını tahmin etmiyoruz, bunu net bir şekilde biliyor ve görüyoruz. O sebeple dış müdahale seçeneğinin, özellikle askerî müdahale seçeneğinin hiçbir şekilde gündeme alınmaması gerekir. Elbette nükleer dosya gündemdedir, balistik füze meselesi gündemdedir, İran’ın bölgesel politikaları gündemdedir ancak bütün bunların tek bir torba hâlinde ele alınması sonuca götürmez. Burada müzakerenin imkânlarını ve kabiliyetlerini doğru kullanmak gerekir. Bu dosyaların tek tek ele alınarak, tek tek çözülmesi yoluyla ilerlenmesinde fayda vardır ve her türlü dış müdahale seçeneğinden uzak durulması son derece önemlidir.
ÖZDEMİR BAYRAKTAR BELGESELİ
Biz iktidara geldiğimiz ilk günden itibaren birçok vesayet alanıyla mücadele ettik. Aslında partimizin kurulduğu günden bu yana mücadele ettiğimiz en temel mesele, Türkiye’nin önünü açmak, demokrasinin önünü açmak, ekonomik büyümeyi sağlamak ve insanımızda bir özgüven devrimi yaratmaktı. Bunun başında da vesayetle mücadele geliyordu. İç vesayetle mücadele ettiğimiz gibi bugün, biraz önce ifade ettiğim sebeplerle, teknoloji oligarklarının temsil ettiği ilkesiz bir dünyanın ve kurumların çözüldüğü bir düzenin ortaya çıkardığı küresel vesayetle de mücadele etmek gerekiyor. Bugün partimizde, bakanlıklarımızda ve kurumlarımızda görev alan birçok arkadaşımız Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde verilen o vesayet mücadelesinin bizzat içinde yer aldı ve o karanlık günlerin bir parçası oldu. O günler yaşanmadan hatırlanması mümkün değildir çünkü dışarıdan anlatmakla, kitap yazmakla bu karanlığı tarif etmek kolay değildir. Karanlığın nasıl bir duygu olduğunu, nasıl kodlara sahip olduğunu ve bir ülkenin üzerinde nasıl bir kasvet yarattığını anlatmak son derece zordur. Ne kadar edebiyat yeteneğiniz ya da analiz gücünüz olursa olsun, ne kadar anlatırsanız anlatın sonu gelmez. Türkiye böyle bir karanlığın içinde yaşıyordu ve bunu pek çok alanda gördük. Bunun çok önemli boyutlarından biri de savunma sanayii alanında Türkiye’nin önüne çıkarılan engellerdi. Türkiye’nin millî güvenliğine zarar verecek ölçüde, dışarıdan yapılan müdahaleler kadar içeriden yapılan müdahaleler de söz konusuydu. Bu sürecin yeniden hafızalarda tazelenmesi açısından, Millî Teknoloji Hamlesi’nin öncülerinden merhum Özdemir Bayraktar’ın belgeselinin özellikle genç arkadaşlarımız başta olmak üzere herkes tarafından izlenmesini arzu ederiz. Ben bu belgeseli izlediğimde yaşanmış olaylara dair yeni bilgiler gördüm ve bazı boşlukların dolduğunu hissettim. Orada süreci anlatan arkadaşlarımızın verdiği örnekler, Türkiye’nin vesayetle mücadelesinin özellikle savunma sanayii alanında da millî egemenliği koruma, bir bakıma Türkiye’nin siyasal namusunu koruma mücadelesi olduğunu açıkça ortaya koyuyor. TEKNOFEST kuşağı açısından bir akıncı olan Özdemir Bayraktar’ın belgeseli, aslında kendi hikâyelerinin anlatımıdır. Anlatılan senin hikâyendir. Bu özgüven devriminin nasıl başladığının hikâyesidir. Orada sıradan gibi görünen görevlerde bulunan kişilerin, bir kişiyi ya da kurumu engellemek adına, askerimizin hayatına mal olacak sonuçlar doğuracak şekilde nasıl müdahalelerde bulunduğu da görülmektedir. Böylece Türkiye’nin ne kadar büyük badireler içinden geçerek bugünlere geldiği açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu belgeselin, Millî Teknoloji Hamlesi’nin öncülerinden bir akıncının hikâyesini anlatan bu çalışmanın, gerek siyasete ilgi duyanlar gerek millî tarihe ilgi duyanlar gerekse bu ülkede ne olup bittiğini farklı alanlardan anlamak isteyen herkes için çok önemli olduğunu özellikle ifade etmek isterim.
MİHALGAZİ BELEDİYE BAŞKANI ZEYNEP GÜNEŞ'E NEFRET SÖYLEMİ
Değerli arkadaşlar, bu nefret siyaseti ve nefret söylemi maalesef bir hastalık olarak zaman zaman kendisini gösteriyor. Bunun en açık örneklerinden biri, Eskişehir Mihalgazi Belediye Başkanımız Zeynep Hanım’a yönelik olarak hadsiz bir kişi tarafından yapılan nefret söylemidir. Vatandaşlarımızın oyuyla defalarca seçilmiş ve bu görevi hak etmiş bir belediye başkanına yöneltilen bu ifade gerçekten aşağılık bir söylemdir. Öncelikle bu nefret söylemine karşı toplumun her kesiminden, her görüşten vatandaşlarımızın ortaya koyduğu ortak tepkinin son derece anlamlı ve kıymetli olduğunu ifade etmek isterim. Özellikle vurgulamak isterim ki toplumun her kesiminden kadın vatandaşlarımızın bu nefret söylemine karşı çıkarak belediye başkanımıza sahip çıkması son derece değerlidir. Farklı siyasi partilerden ortak duyarlılık içeren açıklamalar yapılmış olması, nefret siyasetine karşı durma konusunda bir millî mutabakat oluştuğunu göstermektedir. Bu şahsın İYİ Parti üyesi olduğu yönünde iddialar vardı ve ilk andan itibaren parti yetkilileri disipline sevk ve ihraç konusunda çok hızlı bir karar aldılar. Sayın Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu çok net bir açıklama yaparak bu nefret söylemini aşağılık bulduklarını ve parti olarak kurumsal biçimde reddettiklerini ifade etti. Bu açıklamaların tamamı son derece kıymetlidir. Bu duruşu sergileyen her partiden, her görüşten vatandaşlarımıza, siyasi parti genel başkanlarına ve temsilcilerine buradan bir kez daha teşekkür ediyoruz. Ancak en büyük teşekkür, ortak duyarlılığı sergileyen farklı görüşlerden kadın vatandaşlarımızın hassasiyetinedir.
Değerli arkadaşlar, önemli bir diğer konu da gençlerimizle ilgilidir. Gençlerimiz eğitim hayatları sürerken aynı zamanda mezun olmadan önce iş hayatına uyum sağlamak istemektedir. Bu kapsamda YÖK tarafından uygulamalı eğitimde başlatılan dönüşüm hayata geçirilmiştir ve bu adım öğrencilerimizin istihdam alanına daha hızlı geçmesini sağlayacaktır. YÖK Başkanlığı ve yönetiminin aldığı bu karar, gençlerimizin hayata dönük taleplerinin karşılanması, eğitim görürken aynı zamanda istihdamın bir parçası olmaları açısından son derece önemlidir ve bunun olumlu sonuçlarını göreceğimize inanıyoruz.
MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ'NİN KURULUŞUNUN 57. YIL DÖNÜMÜ
Değerli arkadaşlarım, bugün aynı zamanda Cumhur İttifakı ortağımız, Türk siyasetinin köklü çınarı Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 57. yıl dönümüdür. 57 yıl önce Adana’da kurulan bu hareketin merhum lideri Alparslan Türkeş’i bir kez daha rahmetle anıyoruz. Sayın Devlet Bahçeli’ye, Milliyetçi Hareket Partisi yöneticilerine ve mensuplarına en içten tebriklerimizi iletiyoruz. Cumhur İttifakı olarak çok zorlu yollar açtık, büyük bir mücadele verdik ve Allah’ın izniyle bundan sonra da hem bölgesel politikalar hem de iç siyaset açısından daha uzun yolları birlikte yürüyeceğiz. Bu vesileyle Milliyetçi Hareket Partisi’nin 57. kuruluş yıl dönümünü bir kez daha içtenlikle tebrik ediyor, emeği geçen herkesi şükranla anıyoruz.
Önümüzdeki en önemli konulardan biri, Sayın Bahçeli’nin konuşmasında da ifade ettiği terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini hedefe ulaştırmaktır. Bugün Sayın Bahçeli’nin konuşması hem terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci açısından son derece anlamlı mesajlar içermekteydi hem de konuşmanın bütünü incelendiğinde bu süreci yolundan saptırmak ve odağından uzaklaştırmak isteyenlere karşı ciddi bir uyarı ortaya koymaktaydı. Özellikle Türkiye’deki gelişmeleri etnik temelde ya da başka temeller üzerinden bir ayrışmanın parçası hâline getirmeye çalışanlara karşı çok güçlü ikazlar içeriyordu.
SORU - CEVAP
MESUT ÖZARSLAN'IN PARTİMİZE GEÇMESİNİ DEĞERLENDİRMEDİK
CHP'den istifa eden Keçiören Belediyesi Başkanı Mesut Özarslan'ın AK Parti'ye geçeceği konuşuluyor bu iddia doğru mu? Doğruysa eğer başka geçecek belediye başkanları da olacak mı?
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı’nın kullandığı ifadeler, Türk siyasi hayatında pek eşi benzeri olmayan bir skandaldır. Bir genel başkanın bu derece küfürlü bir şekilde kendi partisindeki bir belediye başkanına dönük ifade kullanması ya da herhangi birine yönelik bu tarz sözler sarf etmesi gerçekten hem üzücü hem de utanç verici bir durumdur. Bu tabloyu ortaya koyanlar açısından elbette ayrıca değerlendirilmesi gereken bir vahamet söz konusudur. Cumhuriyet Halk Partisi bu hale nasıl geliyor, bu şekilde bir savrulmanın ve seviye yoksulluğunun içine nasıl düşüyor sorularının cevabını, Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş vatandaşlarımızın değerlendirmesi gerektiği gibi, bütün milletimiz de değerlendirecektir. Kürsüye çıktıklarında demokrasi, hukuk ve siyasi diyalogdan bahsediyor, siyasetin seviyesinin yükseltilmesi gerektiğini dile getiriyorlar. Ancak burada yaşanan tablo, seviye düşüklüğü kavramıyla bile tanımlanamayacak bir noktadadır, adeta seviye yoktur. Bu nedenle bu mesele hakkında konuşmak bile başlı başına utanç vericidir. Bu şekilde, bir gündem çerçevesinde yapılan savunmalar o mesajlardan daha kötüdür. Yani çıkıp özür dilenmesi gereken bir konudur. Bu nasıl olmuş, böyle bir duruma nasıl gelinmiş, o da ayrı bir meseledir.
Belediye başkanının partimize geçmesiyle ilgili konuda genel başkanımızın ve yetkili kurullarımızın değerlendirdiği bir gündem bulunmamaktadır. Tabii ki pek çok belediye başkanlığının partimize dönük talebi vardır. Bu talepler, genel başkanımızın başkanlığında yetkili kurullarda değerlendirilmektedir. Ancak bugün itibarıyla geçen belediye başkanıyla ilgili bir gündem yoktur, verilmiş bir karar da yoktur. Herhangi bir karara şu ya da bu şekilde varırsak bunu size açıklarım.
Hafta sonu TÜVTÜRK muayene istasyonunda bir cinayet işlendi. Bu olayla birlikte, söz konusu şirketten toplumun büyük bir kesiminin şikâyetçi olduğunu da öğrenmiş olduk. Bir tekelleşme durumu olduğu yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Vatandaş daha fazla alternatif istiyor. Bu konuda bir girişim olacak mı? Ek bir sorum daha var. DEM Partili Tülay Hatimoğulları, deprem bölgesinde yardımların mezheplere göre yapıldığını söyledi. Bu konuda neler söylersiniz?
Hafta sonu TÜVTÜRK muayene istasyonunda işlenen ve bir polis kardeşimizin hayatını kaybettiği cinayet hepimizi derinden üzmüştür. Hukuken gereği mutlaka yapılacaktır ve biz de süreci takip edeceğiz. Bu tür olaylarla ilgili tedbirlerin artırılması gerekir. Ancak şiddet yalnızca belli alanlarda değil, farklı kurumlarda ve toplumun çeşitli alanlarında da karşımıza çıkmaktadır. Bu sadece güvenlik güçlerinin inisiyatifiyle çözülebilecek bir mesele değildir. Güvenlik güçlerimiz, emniyetimiz, jandarmamız ve adliyemiz insanüstü bir gayretle görevlerini yerine getirmektedir. Bunun yanında toplumsal bir duyarlılık oluşturulması da şarttır. Trafikteki şiddet de bunun bir parçasıdır ve çok yönlü bir mücadele gerektirir. Siyasetin üzerine düşen, cezaların ağırlaştırılması gibi adımları atmaktır ve bu yapılmaktadır. Ancak medyada kullanılan dilden toplumun farklı kesimlerinin yaklaşımlarına kadar herkesin sorumluluk alması gerekir.
Deprem bölgesinde yardımların mezheplere göre yapıldığı ve Alevi vatandaşlarımızın dışlandığı yönündeki ifadeler ise çok büyük bir iftiradır. Sahada bulunmamış kişilerin provokatif amaçlarla ortaya attığı bu iddiaların hâlâ dile getirilmesi son derece üzücüdür. O gün sahada olan herkes bilir ki yardımlar ilk mağdura ve ilk ihtiyaç duyana ulaştırılmak için büyük bir özveriyle yapılmıştır. Bu iddialar dikkatle incelenmiş ve tamamının yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Mezhepçilik kötü bir hastalıktır. Bütün mezhepler ve aidiyetler saygıdeğerdir. Ancak mezhepçilik, yani ayrımcılık, son derece yanlıştır. Bir mezhebi ya da görüşü savunuyorum diye kışkırtıcı bir dil kullanmak doğru değildir ve bu iddiaların gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.
"DOĞU AKDENİZ’DE YAŞANAN GELİŞMELER YAKINDAN TAKİP EDİLMEKTEDİR"
Doğu Akdeniz konusunda ise Libya’nın istikrarına büyük önem veriyoruz. Libya’nın doğusu ile batısı arasındaki ayrımın ortadan kalkması ve ülkenin bir bütün olarak geleceğe hazırlanması için Türkiye olarak pozitif katkı sunmaya çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımız bu iradeyi güçlü biçimde ortaya koymakta, kurumlarımız da gerekli istişareleri yürütmektedir. Cumhurbaşkanımızın Mısır ziyareti tarihi bir ziyaret olmuş ve birçok anlaşma imzalanmıştır. Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler bu çerçevede yakından takip edilmektedir.
Dolayısıyla Türkiye ve Yunanistan arasında bütün bu sorunların çözümü için Türk diplomasisinin yetenekleri bu sorunları çözecek kapasiteyi üretmeye hazırdır. Bizim her zaman söylediğimiz gerginlikten kaçınılmasıdır. Ege bir çatışma alanı değil, bir barış alanı olsun. Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin çıkarlarını zedeleyecek girişimlerden uzak durulsun. Bütün bunlar masada konuşulur ve diplomasi çerçevesinde sonuca ulaştırılır. Kıbrıs meselesi zaten ana meselelerden biridir. Bizim her zaman söylediğimiz şudur, Kıbrıs Türk davasına her zaman sahip çıkmaya devam edeceğiz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarının ve egemenliğinin korunması bizim millî davamızdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimi de sorunların diplomasi yoluyla çözülmesinden yanadır ve bu konuda doğru mesajlar vermektedir. Umarız ki etrafımızın Balkanlar’da büyük gerginlikler yaşadığı bir dönemde bulunduğumuz, doğumuzda İran’la ilgili bazı ülkeler tarafından bir gerginlik stratejisinin ortaya konulduğu, güneyimizde Gazze’de insanlık dışı bir soykırımın devam ettiği, kuzeyimizde Rusya Ukrayna savaşının sürdüğü bu ortamda sağduyuyla hareket edilir, diplomasi hayata geçirilir ve silahlanma gibi arayışların içine girilmez.





