CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, fon krizine ilişkin, “Siyasetçilerle bürokratların iş birliği yaptığı bir düzen düzen değildir. Bu düzende çark çalışmaz, çalışmıyor da zaten. O nedenle biz bu olayın bütün ayrıntılarıyla açığa çıkmasını isteriz” dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, ülkenin tüm evlatları, namuslu insanları için mücadele etme sorumlulukları bulunduğunu söyledi. CHP'nin halkın partisi olduğunu, halk için mücadele ettiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Tarihin bize yüklediği sorumluluğun gereğini yapmak hepimizin namus borcudur. Evlatlarımızın bize yüklediği bir sorumluluktur bu. Hiç endişe etmeyin. Arınacağız, arınacağız. Sadece biz değil, Türkiye arınacak, Türkiye. Yetimin malına el uzatanlardan hesap soracağız. Fakirin, fukaranın hakkına el uzatanlardan hesap soracağız. Bizim görevimiz bu. O nedenle biz Cumhuriyet Halk Partisi'yiz. Diğer partilerden farklıyız" ifadelerini kullandı.

"KADINLAR BİR ŞEYE EL ATTISA ZATEN SORUN ÇÖZÜLMÜŞ DEMEKTİR"
Görevlerinin hukuk için, adalet için ülkeyi yeniden inşa etmek, kimseyi ötekileştirmeden tüm vatandaşları kucaklamak, her evde huzur ve bereketi sağlamak olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: "O nedenle bizim adımız Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Halkın partisidir. Halk için mücadele edenlerin partisidir. Kadınlar bir şeye el attıysa zaten sorun çözülmüş demektir. Hayatın yükünü çekenlerin kadınlar olduğunu bilmemiz lazım. Ülkenin sorunlarını çözmede en duyarlı kesimin kadınlar olduğunu bilmemiz lazım. Kadının olmadığı bir hayatın yaşanacak bir hayat olmadığını hepimizin bilmesi lazım. O nedenle kadınlar bir şeye el attıysa kesin o mesele çözdürülecek demektir. Güneydoğu'ya gittim. Güneydoğu'da eğer aşiretler arasında çatışma varsa, kavga varsa bir kadın başörtüsünü çıkarıp attığı zaman taraflar tamamen ayrılıyor. Kadına duyulan güven ve kadının sorun çözmesindeki iradesi her zaman bu topraklarda vardır. Ve bu topraklar; kadınların özgürce, rahat, üretim süreci içinde çalıştıkları, evlatlarına baktıkları, evde huzurun, bereketin olmasını sağladıkları ana aktörleri olarak başımızın tacıdır. O nedenle kadının olmadığı bir hayat, hayat değildir. Sorunu çözmek istiyorsanız kadının el atması lazım."
İstanbul ve Kocaeli'nde yaşanan sel felaketine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Sel felaketi oldu. İkisi Kocaeli'nde on vatandaşımız hayatını kaybetti. Akıllı olan insan, eğer yağmur yağdığında bir yerde sel oluyorsa oraya karşı önlem alır. Ne yapar orada? Bariyerler yapar. Ama orada ev yapılmasına izin vermez. Çünkü sel geldiğinde ne olacak? Bu evlerde yaşayanlar hayatlarını kaybedecekler. Ama rant bazen insanların gözünü kör ediyor. Para, insanların sağlıklı karar almasının önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor. Ve rantiye sınıfı derelere, sellerin geldiği derelere ev yapıyor, apartman yapıyor. Sel akıyor, sel geliyor, insanlar hayatlarını kaybediyor. Sonra bir bakıyorsunuz başta Çevre ve Şehircilik Bakanı, arkasında bürokratlar, yanlarında belediye başkanları oraları geziyorlar. Neyi geziyorsunuz siz orada? Neyi görüyorsunuz siz orada? Siz herhangi bir ilde yapılan binanın kaç katlı olacağına oturup Ankara'da karar verebiliyorsunuz. Belediyenin bütün kararlarına müdahale edebiliyorsunuz.
"BÖYLE BİR DEVLET YÖNETİMİ OLMAZ"
25 yıldır iktidardasınız. Dere yataklarına ev yapılmasına neden izin verdiniz? Hangi gerekçeyle izin verdiniz? Geziyorsunuz, burada acıları paylaşıyorsunuz. Göstermelik geziler olmaz. Siz önlem alırsınız, ondan sonra bakarsınız. Önlem almıyorsunuz. İnsanlar hayatını kaybediyor. Belediye başkanları, genel müdürler, bakan hep beraber gidip geziyorlar. Olmaz. Böyle bir devlet yönetimi olmaz. Riski önceden görmeyen ve bunun önlemini almayan bir iktidara da halk için çalışan iktidar denmez. O iktidarın adı rantiye için çalışan iktidardır. Vurgunlar için çalışan iktidardır."
19 Ekim Muhtarlar Günü'nü kutlayan Kılıçdaroğlu, muhtarlara yönelik "Sizin hakkınızı her yerde savundum, her yerde. Her zaman savundum sizin hakkınızı. Bakınız sizin için düşündüğümüz, Cumhuriyet Halk Partisi'nin düşündüğü çok güzel şeyler var. Sizin mahallenizle ilgili bir karar belediye meclisinde görüşülecekse kesinlikle siz ona katılacaksınız. Söz sahibi ve oy sahibi olacaksınız, bunu söyleyeceğiz. Göreceksiniz. Sizden habersiz mahallede bir şey yapılmayacak. Belediye Meclisinde sizin yeriniz olacak. Kararınız olacak, oyunuz olacak mahallenizle ilgili. Bunu yapacağız. Kim yapacak? Unutmayın. Hafızanızın bir yerinde tutun. Cumhuriyet Halk Partisi yapacak" ifadelerini kullandı.

"ÜRETİCİLER, ÇİFTÇİLER BİZİM İÇİN SON DERECE DEĞERLİDİR"
İktidarın tarım politikalarını eleştiren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti: "Bir ülkede tarım olmaması olmaz. Hepimiz bir şekliyle karnımızı doyurmak zorundayız. Evlatlarımızın karnını doyurmak zorundayız. Bunu yapan üreticilerimiz, çiftçilerimiz, besicilerimiz... Onlar o nedenle dünyanın her tarafında özel olarak teşvik görürler. Onların var olan sorunlarının çözümü için iktidarlar önceden önlem alırlar. Bir sorun varsa süratle çözerler. Yeter ki o üretsin, o çalışsın, o alın terini döksün ve bir toplumu emeğiyle beslemiş olsun. O nedenle üreticiler, çiftçiler bizim için son derece değerlidir. Peki acaba bizim çiftçilerimiz hayatlarından memnun mu?
Çiftçi kardeşlerime seslenmek isterim. Besicilere de. Üreten kesimin hangi zorluklarla karşı karşıya kaldığını artık herkesin bilmesi lazım. Sanayicinin de bilmesi lazım. İşçinin de bilmesi lazım. Herkesin bilmesi lazım. Çiftçilerin bankalara olan borcu 1 trilyon 511 milyar 178 milyon lira. Allah aşkına bakar mısınız ya? Bankalara borcu bir trilyon, bir buçuk trilyonun üzerinde. Bu insanları getiriyorsunuz, haklarını vermiyorsunuz, bir de borç batağına sokuyorsunuz. Daldaki elmanın fiyatı, geliyor alıcı, 'Bir lira olursa toplarım' diyor, 'Bir lira olmasa dokunmam' diyor. Bir elma nasıl olur da böyle olur? O elma ürününü verirken o çiftçinin nasıl çalıştığını, nasıl ilaçladığını, ayazda, soğukta nasıl koruduğunu acaba kaç kişi biliyor?
İktidar sahipleri bilmezler. Sarayda oturanlar bilmezler. Onların bir eli yağda, bir eli balda. Onlar sadece sofralarına gelen elmayı yerler. Yedikleri elmanın da parasını ödemezler. O nedenle bilmezler bu elma nasıl yetişiyor. Bu çiftçi nasıl çalışıyor? Nasıl alın teri döküyor? Kendisi, ailesi, çocukları hep beraber tarlada çalışırken hangi zorluklarla karşılaşıyorlar? Siz bugün çiftçiyi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde bir buçuk trilyonluk bir borcun altına sokmuşsunuz. Bir buçuk trilyonluk. Son 20 yılda borçlar, çiftçinin borcu tam 230 otuz kat artmış. 230 kat. Kimler kazandı? Beşli çeteler. Kimler kazandı? Vurguncular. Kimler kazandı? Foncular. Kim kaybetti? Çiftçiler, üreticiler. O nedenle çiftçi kardeşim, senin hakkını, hukukunu savunacak partinin adını da sakın unutma. Adı Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Halkın partisidir. Çiftçinin partisidir. Üreticinin partisidir. Alın teri dökenlerin partisidir Cumhuriyet Halk Partisi.
Bir buçuk trilyon borç olunca borcunu ödeyemiyor. Bakın, icralık olan, son 20 yılda icralık olan, takibe düşen borç sayısı, borç miktarı son 20 yılda 125 kat artmış vaziyette. Çiftçi icralık. Ve icra borçları 27 milyar liraya ulaşmış vaziyette. Çiftçi icra dairesinde. İcra İflas Kanunu'nda özel bir hüküm var. Üreticileri korumak için. Diyor ki İcra İflas Kanunu 82'inci maddesi: Çiftçinin, yani üreticinin traktörü haczolunamaz. Ürünü haczolunamaz, tarlası haczolunamaz. Dolayısıyla traktörü haczolunamaz. Ama bugün geldiğimiz noktada traktörü de, tarlası da, ürünü de haczedilen bir çiftçi görüyoruz. O nedenle senin yasal haklarını sana vermiyorlar. Vermedikleri gibi ürettiğin, çalıştığın bütün o araçları da elinden icra yoluyla alıyorlar.
"ÇİFTÇİNİN SARAY İKTİDARINDAN, AK PARTİ İKTİDARINDAN OLAN ALACAĞI 604 MİLYAR LİRADIR"
Buradan yine çiftçi kardeşlerime seslenmek isterim. Bütün bunlar yapılıyor, yasalara aykırı yapılıyor. Elinden traktörü alınıyor, icra dairesine götürülüyor. Senin hakkını, hukukunu kim savunuyor? Senin hakkını, hukukunu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kim dillendiriyor? Kim soru önergeleri veriyor? Kim araştırma önergeleri veriyor? Sakın unutma, senin de hakkını, hukukunu savunan partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi'dir, sakın unutma. Senden ne kadar para çalındı, onu da söyleyeyim. Tarım Kanunu çıktıktan bu yana senden ne kadar para çalındı? 21'nci madde ne diyor Tarım Kanunu'nda? Diyor ki: 'Milli gelirin en az yüzde biri her yıl çiftçiye verilir.' Her yıl çiftçiye verilecek bu para. Bu tutar yaklaşık 772 milyar lira. Yani çiftçiye 772 milyar lira destek verilmesini Tarım Kanunu öngörmüş. Verilen 772 milyar değil. 500 milyar da değil. 300 milyar da değil. 200 milyar da değil. 168 milyar vermişler sadece. Yasaya aykırı olarak çiftçinin hakkını teslim etmiyorlar. Çiftçinin saray iktidarından, AK Parti iktidarından olan alacağı 604 milyar liradır. Senin hakkını, hukukunu çiftçi kardeşim, seslendiren partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi.

Bir kanunu uygulamama hakkını nereden elde ediyorlar? Bunlar parlamentonun üstünde bir güç olarak mı kendilerini konumlandırmışlar? Bunun hesabını soracağız. Araştırma önergesi vereceğiz. Bütün çiftçilere de haber vereceğiz. Meclis'te görüşülürken çiftçi kardeşlerimiz de kim çiftçinin yanında, kim karşısında açıkça görsün, açıkça görsün. Çiftçiler için de hakkı, hukuku, adaleti savunacağız. Hiç kimse endişelenmesin. Üretici kardeşim, sabahın köründe kalktığını biliyorum. Tarlaya gittiğini biliyorum. Ürününü daha yeşerirken okşadığını biliyorum. Hepsini biliyoruz. Senin ne kadar çalıştığını, alın teri döktüğünü biliyoruz. Bu ülkenin sana borcu var. Dışarıdan getiriyorlar. Onu da bir başka toplantıda; Türkiye'de üretilen bir ürün için dışarıdan ne kadar ithalat geliyor, ne kadar dışarıdan yani yabancı çiftçilere her türlü destek veriliyor da kendi çiftçisine neden destek verilmiyor, bunu da anlatacağım."
"KİMİ KİME TESLİM EDİYORSUNUZ"
Fon krizine ilişkin de konuşan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Günümüzün olayı fon. Vurguncular var. Diyeceksiniz ki: 'Bu fon vurguncuları sadece fonda mı oluyor?' Hayır efendim. AK Parti iktidarı demek vurguncuların iktidarı demek. AK Parti iktidarı demek vurguncuları korumak demek. AK Parti iktidarı demek insanların onuruyla oynamak demek. Bir soru sormuştum, demiştim ki bu fon olayı nasıl ortaya çıktı? Ve sorum şuydu, acaba Erdoğan sonrası hesap yapan insanların mı bu işi kaşıdığı ve büyüttüğünü görüyoruz ya da öyle bir olay mı var diye sormuştum. Daha henüz tık yok. Bakalım bu soruyu tekrar soralım. Erdoğan sonrası bir hesaplaşma AK Parti içinde yürüyor ve gidiyor. Ama bu ülkeyi felakete sürükleyecek bir tabloyu önümüze koymasın. Bunun da altını özenle çizmek isterim. Soruyoruz, 455 bin 758 mağdurun soyulmasına göz yumdular. Bunların hakkını, hukukunu teslim edecek misiniz? Ama hakkını, hukukunu teslim ederken hazineden bir kuruş alırsanız, bu milletin vergisinden bir kuruş alırsanız dünyayı size dar ederiz. Fonculardan alacaksınız, götürüp hakkını teslim edeceksiniz. Sermaye Piyasası Kurulu yöneticileri ve BDDK yöneticileri hala yerlerinde duruyorlar. Takasbank'ın yöneticileri yerlerinde duruyorlar. Ya bunları ne zaman alacaksınız? Ne zaman bunları alıp bir yerlere koyacaksınız? Ne zaman bunlardan hesap soracaksınız? Bekliyorlar beyefendilerin istifasını. Ne istifası ya? Ne istifası? Derhal görevden alacaksın ve hesabını soracaksın. Ne istifası?
Takasbank'ta borç verenle borç alan birbirini tanımaz bir şaibe bulaşmasın diye. Yasa böyle. Ama bakıyorsunuz ki bazıları bu riski görüyor. Malı görüyor, nasıl götüreceğini gayet iyi biliyor. E nasıl oluyor bu? Bu düzen nasıl inşa edildi? Yurt dışındaki kredi derecelendirme kuruluşu bunu görüyor. Ama bizim Sermaye Piyasası Kurulu görmüyor, BDDK görmüyor, hiçbirisi görmüyor. Neden? Onlar da vurgunun bir parçası. Siyasetçiyle bürokratın el ele verdiği ve milleti soyduğu bir sürecin içindeyiz. Bunun da önüne geçeceğiz.

Ayrıca, bunları denetlemesi gereken, yani devlet adına bu kurumları denetlemesi gereken kişiler bu kurumların yönetim kurullarında görev alıyorlar. Yani kimi kime teslim ediyorsunuz? Kimi kime teslim ediyorsunuz? Bu nasıl denetleyecek? Zaten sorumlu. Zaten yönetiminde görev alıyor. Bu atamayı hangi ahlaki temele dayanarak yaptınız? Bunu da soruyoruz. Denetçi, denetlenecek kurumun yönetim kuruluna hangi ahlaki temellere dayanarak atama yaptınız? Ya devleti çürütüyorsunuz siz. Denetçi de malı götürürse ne olacak? Kime 'denetle' diyeceğiz? Hadi saray götürüyor, bakanlar götürüyor... Bürokratlar götürüyor, siyasetçiler götürüyor. Ya bu memleket götürenlerin ülkesi mi Allah aşkına? Size hesap sormazsak namerdiz biz. Hesap soracağız. Yine sorduk, kardeşim, bu malı götürenlerin listesini açıklayın ya. Hırsızın adını açıklamak niye bu kadar zor oluyor? Gidiyorsunuz sanatçıları gözaltına alıyorsunuz; 'Efendim şöyledir' veya bu gerekçeyle. Belediye başkanlarını alıyorsunuz. Ellerine kelepçe vuruyorsunuz. Televizyon ekranlarını çağırıyorsunuz, televizyonları çağırıyorsunuz. Gazetecileri çağırıyorsunuz. Ya kardeşim, dünyanın soygununu yapan insanların listesini açıklamıyorsunuz. Neden? Yoksa siz de mi o sürecin bir parçasısınız? Yoksa siz de mi bu sürecin içinden malı götürenlerin parçasısınız? Siyasetçilerle bürokratların iş birliği yaptığı bir düzen düzen değildir. Bu düzende çark çalışmaz, çalışmıyor da zaten. O nedenle biz bu olayın bütün ayrıntılarıyla açığa çıkmasını isteriz.”





