Bazı muhafazakâr sivil toplum kuruluşları yazılı açıklama yaparak dolaylı biçimde iktidarın tutumunu eleştirdi ve sorumluların hesap vermesi için çağrıda bulundu.
Kriz, iktidara yakın gazeteci ve yazarlar arasında da tartışmaya neden oldu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 21 Ekim'de TBMM'de yaptığı bir konuşmada "Meselenin üzerine tavizsiz bir şekilde gidiyoruz" dedi, eleştiriler için ise "Ne mutlu bize ki yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir seçmenimiz var" diye konuştu.
Peki iktidar tabanı krizi nasıl değerlendiriyor? Atılan adımları yeterli buluyor mu?
Muhafazakâr kesimi yakından takip edenlere bu soruları ve krizin yansımalarını sorduk.
'Sorumluların üzerine gidilmesi konusunda ortak anlayış var'
Uzmanlar fon krizinin iktidar tabanında son dönemdeki en büyük tepkilerden birine neden olduğunu söylüyor.
Konuyu BBC Türkçe'ye değerlendiren sosyolog Profesör Doktor Ergün Yıldırım, "Muhafazakarlar ilk defa ciddi anlamda bu krize yönelik olarak olumsuz duygular taşıyorlar" diyor.
Yıldırım, fon krizinin tüm sorumlularının ayrım gözetmeksizin üzerine gidilmesi konusunda ortak bir anlayış olduğunu söylüyor.
Aksaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden Doçent Doktor İrfan Özet ise muhafazakârların tamamını kapsayan ortak bir tutumdan söz etmenin zorluğundan bahsediyor.
"Fatih-Başakşehir: Muhafazakâr Mahallede İktidar ve Dönüşen Habitus" kitabının yazarı Özet, "Sisteme bağımlılık ilişkileri daha az olan" kesimler ile belirli bir "kültürel sermayeye" sahip muhafazakâr entellektüellerin daha sert eleştiriler yapabildiğini söylüyor ve ekliyor:
"Siyasetin doğrudan çekirdeğinde ve göbeğinde olan aktörlerin ise bu anlamda daha apolojik bir tutum ve refleksle meseleyi anlamlandırmaya çalıştığını görüyoruz."
Konuyu BBC Türkçe'ye değerlendiren Serbestiyet yazarı Şule Demirtaş ise iktidara yakınlıktan istifade eden bazı çevreler ile iktidarı destekleyen diğer muhafazakârlar arasındaki farka dikkat çekiyor:
"Bir yanda milyonlar geçim derdiyle veya üretip istihdam yaratmanın ağır yüküyle boğuşurken diğer yanda kanaat, haram lokma ve kul hakkı üzerine konuşan çevrelerin devasa servetler, fonlar ve nüfuz ilişkileri ile anılması kolay hazmedilecek bir durum mu?
"İnsanlar ister istemez 'Biz bunun için mi bedel ödedik?' diye soruyor. Kendi hayatlarında savundukları değerler ile destekledikleri insanların yaptıkları arasındaki uçurumu görüyorlar."'Ciddi rahatsızlığın yansıması'
Muhafazakârlardan gelen tepkiler arasında özellikle Erenköy cemaatini temsil eden Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı ve İnsan ve Medeniyet Hareketi'nin açıklamaları dikkat çekti.
Hüdayi Vakfı, 13 Ekim'de "Toplumsal çürümeyi kabullenmiyoruz" başlıklı bir yazılı açıklama yayınladı.
Açıklamanın "bir rica değil bir ikaz" olduğu vurgulandı ve fon krizine dair "Bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez" dendi.
Vakfın açıklamasında ayrıca "Hiç kimsenin şahsi hırsı, menfaati ve sorumsuzluğu, bu yürüyüşün mimarlarının ve fedakâr neferlerinin sırtlarına yük, ayaklarına pranga olmamalıdır" ifadeleri kullanıldı.İnsan ve Medeniyet Hareketi tarafından 8 Ekim'de yapılan açıklamada ise "Dini söylemler, kardeşlik bağları ve kişisel itibar; şeffaflığın, denetimin ve hesap verebilirliğin yerini tutamaz" dendi.
Mağduriyetlerin giderilmesi ve sorumluların hukuk nezdinde tespit edilmesi konusunda çağrı yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
"Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hakka, hukuka ve ahlaka aykırı davranışları, yalnızca kendi itibarlarını değil, İslam'ın toplum nezdindeki itibarını da zedeler.
"Dinimizin kesinlikle reddettiği haksızlıkların İslam'a mal edilmesine yol açmak, yapılan kötülüğün sorumluluğunu ve vebalini daha da ağırlaştırır."




