Önceki gün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki yemin törenini izlerken açık söylemek gerekirse tüylerim ürperdi. Millet iradesinin tecelli ettiği, devlet ciddiyetinin en üst düzeyde temsil edilmesi gereken o çatı altında olmaması gereken görüntülere hep birlikte şahit olduk.
Sözün gücünün yumruğun önüne geçmesi gereken yerde yaşanan gerginlikler, sadece siyaset kurumuna değil, toplumun vicdanına da ağır bir yük bıraktı. Hepimiz derinden üzüldük çünkü orası sıradan bir tartışma zemini değil, milletin onurunun temsil edildiği en yüksek kürsüydü.
Eğer halkın oylarıyla seçilmiş Milletvekilleri, Meclis çatısı altında bu görüntülerin parçası oluyorsa, sokakta kavga eden insanlara hangi demokratik olgunluğu anlatacağız?
Önceki gün Meclis’te yaşananlar, sadece bir siyasi kriz değil, aynı zamanda hepimizin dönüp kendine bakması gereken bir demokrasi sınavıydı. Yazıklar olsun!
Türkiye Büyük Millet Meclisi…Millet iradesinin tecelli ettiği, siyasetin en ağır sorumluluğunun taşındığı, sözün yumruktan güçlü olması gereken yer.
Ancak Adalet ve İçişleri Bakanlarının yemin töreni sırasında yaşananlar, ne yazık ki Meclis’in vakarına yakışmayan görüntülerle hafızalara kazındı.
Yemin töreni gibi devlet ciddiyetinin zirve yaptığı bir anda yaşanan gerginlikler, fiziki itişmeler ve sabote girişimleri, yalnızca siyasi rekabetin sertliğini değil, aynı zamanda demokrasimizin sınandığı bir tabloyu da ortaya koydu.
Yemin, bir formalite değildir. Devlete, millete ve hukuka bağlılık sözüdür. Bu yüzden yemin törenleri, siyasi görüşlerin, parti aidiyetlerinin ötesinde, devlet geleneğinin ortak paydasıdır.
Böylesine kritik bir anda yaşanan gerilimler, sadece Meclis içindeki tansiyonu yükseltmekle kalmaz, ülkenin demokratik olgunluğuna da gölge düşürür.
Önceki gün Meclis’te yaşanan sahneler, siyaset tarihimize yakışmayan görüntüler olarak kayda geçti. Tartışmaların büyümesi, sözlü sataşmaların fiziki gerginliğe dönüşmesi, hatta yumrukların havada uçuştuğu…
Bunlar, milletin temsil edildiği çatı altında görmek istemediğimiz manzaralardır. Siyasi itiraz elbette demokratik bir haktır, protesto da demokrasinin bir parçasıdır. Ancak demokratik tepki ile kurumsal işleyişi sabote etmek arasında ince ama çok önemli bir çizgi vardır.
Meclis’teki bu görüntüler sadece iç politikada tartışma yaratmadı. Uluslararası basında yer bulan haberler, Türkiye’nin demokratik kurumlarının tartışıldığı bir zemine dönüştü. Avrupa başta olmak üzere birçok ülkenin medyasında yayılan kareler, “Türkiye’de siyaset yine gerildi” başlıklarıyla servis edildi.
Oysa güçlü demokrasi, fikirlerin sert ama kuralların sağlam olduğu bir sistemdir. Fiziki gerginlikler, ülke imajına zarar verir, içeride olduğu kadar dışarıda da “siyasi olgunluk” tartışmalarını alevlendirir.
Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Meclis’teki siyasi rekabet, devlet geleneğinin önüne mi geçiyor? Muhalefetin sert eleştirisi demokrasinin gereğidir, ancak törenin sabote edilmesi veya yemin sürecinin engellenmesi, demokratik teamüller açısından tartışmalı bir noktaya işaret eder.
Çünkü demokrasi, sadece muhalefet etme hakkı değil, aynı zamanda kurumsal süreçlere saygı gösterme sorumluluğudur.
Siyasi partiler, topluma örnek olmak zorundadır. Meclis’teki her davranış, milyonlarca vatandaşın gözünün önünde gerçekleşir. Gençlerin siyasete bakışı, kurumlara olan güveni ve demokrasinin itibarı, bu görüntülerden doğrudan etkilenir. Bu nedenle Meclis’te yaşanan her gerilim sadece o anın değil, geleceğin de meselesidir.
Bugün gelinen noktada yapılması gereken şey, gerilimi büyütmek değil, ortak demokratik zemini güçlendirmektir. Siyasi rekabet elbette devam edecek, eleştiriler de sert olacak. Ancak devlet ciddiyetinin gerektiği anlarda, partiler üstü bir sorumluluk anlayışıyla hareket etmek gerekir.
Çünkü Meclis’te sergilenen her tavır, aslında Türkiye’nin demokrasi karnesine yazılır.
Sonuç olarak, yemin töreni sırasında yaşananlar, siyasi tarihimizde “keşke olmasaydı” denilecek görüntüler olarak yer aldı. Demokrasinin gücü, kriz anlarında gösterilen olgunlukla ölçülür.
Bundan sonrası için beklenti nettir: Daha fazla sağduyu, daha fazla saygı ve daha güçlü bir parlamenter kültür…
Çünkü Meclis’te yükselen her ses, aslında milletin sesi, orada atılan her adım ise Türkiye’nin demokrasi yolculuğunun bir parçasıdır.